Evde Hasta bakım için genel bilgiler, Evde Hasta Bakımı
Hastane kavramının yerleşmesinden ve hastanelerin kurulÂmasından çok önce hastalar kendi evlerinde tedavi edilirdi. EsÂki dönemlerde hastane, yalnız askeri örgütlere ve kuruluşlara özgüydü. Ancak ortaçağların başlarında hastane kavramı yerÂleşti ve hastaneler yaygınlaşıp çoğalmaya başladı.
Moral çöküklüğü içinde bulunan ve terkedilmiş olduğu giÂbi yanlış bir kanıya kapılan hasta, hastanede tedavi edilmek ister, ama her hastalık bir hastane tedavisini gerektirmez. GüÂnümüzde hastanelerin yetersiz oluşu nedeniyle, ameliyat ya da özel bakımı gerektiren ve hastane tedavisini zorunlu kılan vaÂkalar dışında, bir hastanın bakımı evde yapılabilir.
Eğer evde hastaya bakabilecek bireyler varsa, hastalığın niteliği veya ağırlığı bir hastane tedavisini gerektirmiyorsa, hastanın evde tedavi edilip bakılmaması için ortada hiçbir neÂden yoktur. Hatta, gerekli araç ve gereç sağlanabildiği takdirÂde, sağlıklı bir kadın rahatlıkla evinde doğum bile yapabilir. Aynı sözleri, ölüm yatağında olan bir hasta için de söyleyebiÂliriz, çünkü ölüm halinde olan bir hasta son soluğunu sevdiği kişilerin arasında vermek ister.
Aile İçindeki Hasta, Hasta Bakım Planı, Hasta Bakımında
Hasta, yardıma gereksinme duyan bir kişidir. Bu nedenle, hasÂtaya bakacak olan aile bireyinin ya da bireylerinin belirli konularda bilgili olması gereklidir. üstelik, hastayı tedavisine alan doktor da hastasının iyi, gerektiği gibi bakılmasını ve bir dokÂtor olarak, isteklerinin eksiksiz ve kusursuz yerine getirilmesiÂni ister. İşte bu nedenlerle, doktorun isteklerinin aile bireyleri tarafından normalin üstünde bir anlayış ve özenle yerine getiÂrilmesi gerekir. Hasta, nasıl evini ve ailesini bırakıp bir hasÂtaneye gitmek istemezse, aile bireyleri de hastasını hastaneye yatırmak istemez, çünkü bu, her iki taraf için de gerçekten üzücü olur.
Hastanelerde her hasta için ayrı özel bir bakıcı buluÂnamayacağından, kurtulması olanaksız bir hasta en güç döÂnemlerini aile ortamında çok daha kolay geçirir. Ancak, hasÂtanın, evde bakılması olanak dışıysa, bir hastaneye yatırılması salık verilir.
Ailede hastaya bakacak kişi, Hasta Bakım Tekniği
Hasta bakımı, üzerindeki bilgileri yetersiz bile olsa, aile bireyÂleri hastanın asıl bakıcıları niteliğindedir. Duygusal yetenekÂleri nedeniyle, kadınlar, bir hastanın bakımına erkeklerden çok daha yatkındırlar. Özellikle, bir anne dayanıklılığı, titizliği ve karşısındakine vereceği güven nedeniyle, aile bireyleri araÂsında hastanın bakımını yükümlenecek en uygun kişidir. TaÂbii, aile bireyleri de hasta bakıcılığı niteliğine bürünen anneÂye yardımcı olacaklardır. Bir hasta bakımı için biraz pratik bilgi sahibi olmak ve alınacak gerekli önlemleri bilmek yeterÂlidir. Bu bölümde, hastaların durumlarına açıklık kazandıraÂcak gerekli ve yeterli bilgiler verilecektir.
Doktor
Hasta, doktordan yardım ve öğüt bekler. Hasta, doktor tedaÂvisi aracılığıyla tekrar eski sağlığına kavuşmak ister. HastaÂnın tekrar eski sağlığına kavuşması, doktorla hasta arasındaÂki karşılıklı güven ve iyi ilişkilere bağlıdır. Başarılı bir doktor, iyi bir sosyal eğitim görmüş kişidir. Doktor, yaşamının büyük bir bölümünü hastalarına ayırır, onların acılarını ve duygulaÂrını paylaşır. Buna karşılık bir doktor, hastasının iyileşmesi için, isteklerinin ve önerilerinin kusursuz yerine getirileceğinÂden kuşku duymamalıdır. Doktor, hastasından neler isteyebiÂleceğini ve istemek zorunluğunda bulunduğunu çok iyi bilir. Bu yönden, hastaya bakacak kişinin de doktora yardımcı olÂması gereklidir. Bunun için de doktorla bakıcı arasındaki ilişÂkiler iyi ve olumlu olmalıdır. Doktor, hastası üzerindeki genel bilgileri, hastanın bakıcısından öğrenir. Uzun tedavi gerektiren hastalıklarda, hastanın ateşli durumunu gösterecek bir çizelgeÂnin hazırlanması gerekir. Eğer doktor özel bir muayene ya da pansuman yapacaksa, doktor için gerekli olan hazırlıklar önÂceden yapılmalıdır. Oda, ışık yönünden zengin olmalı ve temizÂlik yönünden, doktorun ellerini yıkama olanağı sağlanmalıdır.
Hemşire ya da hastabakıcı, Yatalak Hasta bakımı
Hemşire ya da hastabakıcılar, öğrenim yapmış ve bu konularÂda sınav vermiş kişilerdir. Doktorlar gibi hemşireler ya da hasÂtabakıcılar da meslek sırrını saklamak zorundadırlar. Meslek edinilmiş bakıcılık, yüksek ahlak, ruhsal, vücutsal dikkat ve özen gerektirir. Hemşire ya da hastabakıcılar, aile bireylerinÂden ayrımlı olarak, kendilerine tamamen yabancı olan hastaÂlara ölçüsüz şefkat göstermeli ve hastaları için fedakâr olmaÂlıdırlar. Bıkmadan, yorulmadan hastalara bakmak, onların isÂteklerini, dileklerini yerine getirmek ve onlara her yönden yarÂdımcı olmak, onları rahatlatmak yükümlüğündedirler. HastaÂların güvenini kazanarak onların en güç dönemlerinde sakinleÂşip rahatlamalarını sağlayabilmelidirler.
Bakım, önlemlerin zamanında alınması, doktorun istekÂlerinin kusursuz ve eksiksiz yerine getirilmesi, hastaların düÂzenli kontrolları hemşire ya da hastabakıcıların görevleri araÂsındadır. Hastaların bu konularda çok daha titiz olabilecekleÂrini göz önüne alarak, hemşire ya da hastabakıcıların giyim ve kuşamlarına, temizliklerine önem vermeleri gereklidir. BaşlaÂdıkları işi ara vermeden bitirmeleri, sakin olmaları ve yüksek sesle konuşmamaları aranan niteliklerdendir.
Bakım, hastayı rahatsız etmemelidir. Özellikle, yaşlı hasÂtaların bakımında, onlara acı vermekten kaçınmalı ve onları rahat ettirmek için özel bir çaba harcanmalıdır. Her şeyden önce hastanın morali yüksek tutulmalı ve hastanın verdiği yaÂşam çabasında ona yardımcı olunmalıdır.
Hemşire ya da hastabakıcıların çoğunluğu hastane ve resÂmi kuruluşlarda görevlidir; ama özel olarak çalışanlar da buÂlunabilmektedir.
İyileşmesi İmkansız veya Ölen Hastanın Bakımı
Hastanın manevi yönden tedavisi
Bir hastanın her zaman karamsar olduğu gerçektir. Hasta, caÂnının tehlikede olduğu duygusuna kolaylıkla kapılabilir. KorÂku, hastayı hiç yalnız bırakmaz. Doktorun bulgusu ne olaÂcak? Muayene sırasında canım yanacak mı? Acaba, bu hastaÂlığı atlatabilecek miyim? gibi sorular daima hastanın kafasını kurcalayıp durur. Korku ve umutsuzluk hastanın direncini yiÂtiren başlıca faktörlerdir. Bu nedenle hastalar, doktor ve baÂkıcıların yüzündeki ifadelerden anlam çıkarmaya çalışırlar. Doktor, hastaya güven ve umut verici, iyimser bir tutum içinÂde bulunmalı, umutsuz bir hastanın bile iyileşebileceğinden umut kesmemelidir. Çünkü, hiç beklenmedik bir şekilde hasÂtalık seyri değişebilir.
Bütün bu sayılan nedenlerden ötürü, hastanın morali yükÂsek tutulmalı, hastaya güven verilmeli ve hasta manevi yönÂden desteklenmelidir.
İyileşmesi olanaksız hastalar
İyileşmesi olanaksız hastalara, gerektiğinden aşırı sevgi ve özen gösterilmelidir. Kronik hastalıklar her ne kadar sürekli bir bakım, hastaya bakan kişi için, insan üstü bir dayanma ve çaba gerektiriyorsa da, hastanın bakımı ve kontrolü hiçbir şekilde küçümsenmemelidir. Hastanın acılarını dindirici, etÂkinliği önceden saptanmamış tedavi yöntemleri doktordan soÂrulmalıdır. Ağır hastalar da yaşamak için çaba gösterirler ve yaşamak isterler. Ama ne var ki, hastalık ilerledikçe hastanın yaşama umudu azalır. Bu nedenle, hastalık ne kadar ciddi olurÂsa olsun, hastalığın gidişi ve önemi hastadan gizlenmelidir.
Ölmek üzere olan hastanın bakımı
Ölmek üzere olan bir hastanın, diğer hastalardan ayrımı yokÂtur. Bu faktör göz önünde tutularak, ölmek üzere olan hastaÂya da etkin ve gerekli tedavi yöntemleri uygulanmalı, hastanın bakımına önem göstermeli, aile bireyleri hastanın yanında üzüntülerini belirtecek konuşma yapmaktan kaçınmalıdırlar. Hasta, gözleri kapalı, bilinçsiz yatıyor olsa dahi, yanında ölüÂmünün yakınlığından söz etmemelidir; çünkü hasta bilinçsiz olduğu halde bir an için bile olsa bilinçlenip bu sözleri duyaÂbilir. Hastanın bilinçsiz ya da bilinçli ölmesi, yakalanmış buÂlunduğu hastalığa bağlıdır. Eğer hasta ağrı çekiyorsa, ağrı din-dirici ilaçlar mutlaka verilmelidir. Hasta ölmeden önce kendiÂsini bitkin ve yorgun hisseder, nabız zayıflar, solunum ağırlaÂşır ve sonunda durur.
Ölen Hasta, Ölen Hastaya Yapılacaklar, Ölü Hasta
Ölüm nedeni doktor tarafından saptanarak ölüm raporu haÂzırlanır. Ölünün 48 ilâ 72 saat arasında toprağa verilmesi geÂreklidir. Ölüm nedeninin kesinlikle saptanamadığı hallerde, bir otopsi yapılması gerekiyorsa, otopsi yapılması için ölünün aileÂsinden izin alınmalıdır. Ölüme neden olabilecek bulaşıcı bir hastalıksa, ailenin izni olmasa bile, mahkeme kararı ile otopsi yapılabilir.
Hasta Odası Nasıl Olmalıdır, Hasta Odası Bilgileri
Mümkün olduğu takdirde hasta, ayrı bir odada yatırılmalıdır. Bulaşıcı hastalıklarda bu, kaçınılmaz bir zorunluktur. Hasta odası aydınlık, havadar ve derli toplu olmalıdır. Odanın norÂmal ısısı 16-18 derece dolayında bulunmalı, hastanın ateşi yükÂseldiğinde bu ısı düşürülmelidir. Pencere açık tutularak, odaÂnın sürekli havalanması sağlanmalıdır. Yaz aylarında odaya güneşin aşırı derecede girmesi önlenmelidir. Hasta odasının mümkün olduğu kadar gürültüden uzak seçilmesine dikkat edilmeli ve odaya sinek girmesini önlemek için pencereye siÂneklik takılmalıdır.
Hasta yatağı
Hastanın yattığı yatağın her iki tarafı da serbest olmalıdır. IşıÂğın arkadan gelmesine dikkat etmeli, eğer yatağın bir taÂrafı duvara dayanıyorsa, soğuğun geçişi önlenmelidir. TeÂmizlik kolaylığı nedeniyle, madenden yapılmış karyola terÂcih edilmelidir. Hasta çocukların korkuluklu koryolada yatÂması uygundur. Ayrıca, bakıcının hareket kolaylığı yönünÂden, yatağın çok alçak olmamasına dikkat edilmelidir. YaÂtak fazla yumuşak ve çukur olmamalı ve çarşafın altına serileÂcek bir muşambayla yatağın ıslanması önlenmelidir. Yatak çarşafı çok temiz olmalı ve yatağın üzerine gergin bir şekilde serilmelidir. Çarşafın üstüne ikinci bir muşamba ve onun üsÂtüne de bir örtü serilecek olursa, çarşafın kirlenmesi önlenmiş olur. Yastık sık sık düzeltilerek hasta rahatlatılmalıdır. Ayrıca, yorgan, hastaya fazla ağırlık vermeyecek şekilde ince ve hafif olmalıdır. Hastanın rahatça yatabilmesini sağlamak için enseÂsine ve dizlerinin altına yastık konabilir. Solunum güçlüğü çeÂken hastanın baş tarafı yüksekçe olmalı, baygın ya da ameliÂyattan yeni çıkmış hasta düz olarak yatırılmalıdır.
Sırtı yüksek olarak yatan hastanın kaymasını önlemek için ayaklarının ucuna bir yastık ya da durulmuş bir battaniye konÂmalıdır. Yaralı hastanın altına lastik simit, hava yastığı veya termofor konulabilir. Ayrıca, hastanın yatış şekli sık sık değişÂtirilmelidir.
Hasta odasındaki diğer eşyalar, Hasta ürünleri
Hasta Malzemeleri. Hasta odasında ikinci bir yatağın ya da bir sedirin bulunması hasta yatağının düzeltilmesi sırasında hastayı yatırmak için bakıcıya kolaylık sağlayacağı gibi, sürekli kontrol altında tuÂtulması gereken hastanın yanında yatılmasına da olanak sağÂlar. Oturabilecek hasta için odada bir koltuk bulundurulmalıÂdır. Yatağın başucuna konulacak küçük bir komodinin üstünÂde gece lambası, saat, hastanın ilaçları ve su gibi öteberi buÂlundurulabilir. Bundan başka, komodinin gözlerinden de yaÂrarlanılarak hastaya gerekli olabilecek şeyler konabilir. KarÂyolanın ayakucuna bir ateş çizelgesi aşılmalı ve düzgün olarak saptanacak ateş durumu kaydedilmelidir. Eğer komodin dolaplıysa, sürgü ve idrar şişeleri bu dolapta saklanabilir.
Doktor ve ziyaretçiler için de odada birkaç sandalye ve bir masa bulundurulması yararlı olabilir. Hasta odasında buÂlunabilecek çiçeklerin suyu sık sık değiştirilmeli ve çiçek geÂceleri odadan çıkarılmalıdır. Yiyecek ve kirli eşyaların hastaÂnın odasında yeri yoktur.
Hasta odasının temizliği ve dezenfeksiyonu
Birçok hastalığın başlıca nedeni pisliktir. Temizlik, vücudu hastalıklardan korur ya da hastalığın ilerlemesini önler. Her ev kadınının evini temiz tutması, her gün temizlemesi olağandır. Ne var ki, hastalıklarda yalnız evin temizliği yeterli olmaz. Evin ayrıca, dezenfektan maddelerle dezenfeksiyonu gerekliÂdir. Böylece, hastalık mikroplarının üremesi ve yaygınlaşması önlenmiş ölür.
Temizlik sırasında kesinlikle toz kaldırılmamalıdır. Bu neÂdenle temizlik için en uygun araç, elektrik süpürgesidir. ElekÂtrik süpürgesi bulunmadığı takdirde, yerlerin ıslak bir bezle silinmesi gerekir. Toz alırken, kullanılan toz bezi odanın dıÂşında bir yerde sık sık silkelenmelidir. Hasta odasının penceÂresinden silkelendiği takdirde, kalkacak toz odaya yine girer. Yerdeki halı ve kilimler toz kaldırılmadan toplanmalı ve başka bir yerde silkelenip temizlenmelidir. Temizlik sırasında oda pencerelerinin açılması gereklidir.
Bulaşıcı olmayan hastalıklarda, doktor ya da bakıcının hasÂtanın yanma girmeden önce ellerini yıkaması yeterli olabilir. Bulaşıcı hastalıklarda ellerin yıkanacağı suya dezenfektan bir madde karıştırılmalıdır. Bulaşıcı hastalık durumlarında, hasÂtanın kullandığı bütün giyecek eşyası ve tabak çanak gibi şeyÂler odadan çıkartılmadan önce dezenfekte edilmelidir. Bu duÂrumlarda, doktor ve bakıcıların temiz, beyaz önlük giymeleri uygundur.
Hasta Temizliği, Hasta Vücut Bakımı, Hasta Temizleme
Hasta bakımı bir sanat, aynı zamanda bir bilimdir. Hasta baÂkımında pratik bilgiler ve yapılacak işler ancak eğitim yoluyla öğrenilebilir. Eğitimle öğrenilmesi çok güç olan anlayış ve duÂyarlık kişinin kendisine özgü yeteneklerdir ve böyle kişiler çok iyi bakıcı olabilirler. Bu yeteneklerden yoksun kişiler de gerekÂli çabayı gösterdikleri takdirde başarılı olabilirler. Hastanın rahatını sağlamak ve doktoru hoşnut etmek bir bakıcının amaÂcı olmalıdır. Çünkü, iyi bakılmayan hastalarda bakımsızlıktan doğabilecek ikincil hastalıklar ortaya çıkabilir.
Hastanın vücud temizliği, Ameliyat Sonrası hasta bakımı
Hastanın vücut temizliği ve bakımına gereken özen gösterilmeÂlidir. Temizlik, hastanın sağlığı için olduğu kadar hastayı raÂhatlatmak ve yeniden yaşama bağlamak yönünden de önemliÂdir. Ağır hastalar bile temizlendikten sonra kendilerini daha iyi ve rahatlamış hissederler. Her şeyden önce, hastaya bakmakla yükümlü olan kişinin kendi temizliğine özel bir özen gösterÂmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Hastanın temizliği: Sabahleyin yüzünden başlamak üzere sırayla hastanın elleri, kolları, göğsü, koltuk altları, karnı, sırÂtı, bacakları ve cinsel organları sabunlu bir bezle ya da süngerÂle iyice temizlenmelidir. Hasta hareket edebilecek durumdaysa, el ve ayak tırnakları ile cinsel organlarını kendisi temizleyebilir. Temizlik tamamlandıktan sonra hastanın sırtı alkolle ya da kolonya ile silinip pudralanmalıdır. Hasta yıkanırken, suÂyun sıcaklığı hastanın isteğine göre ayarlanmalı, suyun soğuÂması önlenmeli ve vücudun her bölümü ayrı ayrı sabunlanıp durulandıktan sonra hemen kurulanmalıdır. Bu yıkanma şekli sırasında yıkanmayan vücut bölümlerinin örtülü olmasına dikÂkat edilmelidir. Akşamları yalnız ellerin, yüzün ve sırtın temizÂlenmesi yeterlidir. Erkek hastalar, eğer hastalıkları çok ağır değilse, tıraş olmalı ya da edilmelidir.
Ağız ve diş temizliği: Özellikle ağız ve dişlerin temizliği hastanın canlanmasını ve ferahlamasını sağlar. Dişler sabah ve akşam, diş fırçası ile iyice temizlenmelidir. Ağız kokularının önlenmesi için ağız günde birkaç kez dezenfektan bir suyla çalkalanmalıdır. Dil üzerinde paslanma varsa, temiz bir tahta spatula ile pas temizlenmelidir. Takma dişler de fırçalandıkÂtan sonra geceleri temiz bir bardak suyun içinde korunmalıdır.
Dudaklar: Aşırı ateşli hastalıklarda, ateş dudakların kuÂrumasına ve çatlamasına neden olur. Her yemekten sonra duÂdakların temizlenerek kremlenmesi uygundur. Burun delikleÂrinin de aynı şekilde temizlenmesi gereklidir.
Saçların bakımı: Saçların sabah akşam, düzgün olarak taÂranması gerekir. Ağır hastaların saçları, hasta yan yatırılarak önce bir tarafı, sonra öteki tarafı taranabilir. Saçlar hiç değilÂse haftada bir kez yıkanmalı ve uzun süreli hastalıklarda saç kesimi yatakta yapılmalıdır.
Giysiler: Genellikle hastalar yalnız gecelik giymelidir. KaÂdınlar, geceliğin üstüne ince bir lizöz giyebilir. Yatan hasta, duÂrumu ne olursa olsun çorap ve külot giymemelidir. Hasta giyÂsisi, vücudun hava almasını önleyecek cinsten olmamalı ve hasÂtayı terletmemelidir. Ağır hastalara sırtı açık ve belden bir kuÂşakla bağlanan gecelik giydirmelidir. Hastanın terlemesi haÂlinde, hem gecelik hem de yatak çarşafı 24 saat içinde birkaç kez değiştirilmelidir.
Havalandırma: Güneş, ışık ve temiz hava hastayı canlanÂdırır ve hastanın yaşam gücünü artırır. Aynı zamanda, bu üç faktör hastalıkların başlıca dostudur. Ancak, hasta odası havalandırılırken, cereyan olmamasına dikkat edilmelidir. En iyiÂsi, hasta odadan çıkartıldıktan sonra odanın havalandırılmasıdır.
Hasta Kontrolu Hastanin Bakimi Kontrol
Hasta sürekli kontrol altında tutularak hastalığın gidişi dokÂtora bildirilmelidir. Hastanın genel durumunda kötüye doğru gidiş görüldüğü takdirde hemen doktor çağırmalıdır.
Özellikle hastanın aşağıda belirtilen durumları kontrol edilmeli ve incelenmelidir:
Uyku, iştah, dışkıya çıkma, idrar ve kusma, genel durum, vücut duruşu, deri döküntüleri ve derinin genel durumu, duyu organlarının işlerliği, solunum, öksürük, tükürük ve salya, ağÂrılar, adale krampları ve kasılmaları, baygınlıklar.
Uzun süren hastalıklarda mutlaka bir ateş çizelgesi hazırÂlanmalıdır. Çizelgede ateş mavi, nabız kırmızı çizgiyle gösteÂrilmelidir. Ayrıca, dışkıya çıkış sıklığı, kusma, nöbet gibi duÂrumlar da bir yere kaydedilmelidir.
Hasta ateşinin ölçülmesi: Hastanın ateş ve nabız kontrolü sabah 7-8 arası, öğleyin 12'de, akşamüstü 17-18 arası yapılmaÂlıdır. Isı, yani hastanın ateşi, termometre ile ölçülür. Vücut ısısı, termometre cıvasının yükselerek gösterdiği sayıya eşittir. Vücut ısısını, yani ateşi ölçmeden önce termometre silkeleneÂrek cıvanın dipteki haznede toplanması sağlanmalıdır. Vücut ısısı, yani ateş, koltuk altlarından, ağız ve makattan ölçülebiÂlir. Termometre, koltuk altındaki ter kurulandıktan sonra, kolÂtuk altına yerleştirilir; hasta kolunu indirerek termometrenin yerinde durmasını sağlar. Termometre 10 dakika koltuk altınÂda tutulduktan sonra cıva yüksekliğinin gösterdiği derece okuÂnur. Makattan yapılan ölçmelerde, termometrenin ucuna vazeÂlin ya da krem sürülür ve termometre 5 dakika makatta tutuÂlur. Vücut ısısı ölçüldükten sonra, termometrenin ucu temiz bir tülbentle silinir ve dezenfekte edilir.
Küçük çocukların ve bebeklerin vücut ısısı daima makatÂtan ölçülmelidir. Çocuk sırtüstü yatırılır, bacaklar yukarı kalÂdırılır ve termometrenin ucu makata sokulur. Çocuğun ıkınarak termometreyi çıkartmaması için kaba etler parmaklarla hafifçe sıkılır.
Ağızdan yapılan ölçmelerde termometre dilin altına sokuÂlur, ağız kapatılır ve üç dakika tutulur.
Sağlıklı kişilerin vücut ısısı, 36-37 derece arasında değişir. Sabahları vücut ısısı, akşama göre yarım derece kadar daha düşüktür. 36 dereceden düşük vücut ısılarına kan dolaşımı bozuklukları ya da geçirilen şoklar neden olabilir. 37-38 dereÂce arasındaki vücut ısısı, yüksek ısı; 38 derecenin üstündeki vücut ısısı, ateş; 41 derecenin üstündeki vücut ısıları ise, yükÂsek ateş olarak adlandırılır.
Vücutsal zorlamalar, öksürük, bağırma, ağlama, fizik teÂdavisi, elektrikli yastık, termofor, fazla yemek, sıcak içecekler, alkol, kabızlık vücut ısısını yükselten etkenler arasındadır.
Nabız sayısı, atardamar boyunca ilerleyen düzenli dalga hareketleriyle oluşur. Nabız atışları kalp atışlarına eşit olup, kontrolü bileğin iç bölümünden işaret, orta ve yüzükparmaklarının yardımıyla yapılır. Bir dakika içindeki düzenli vuruşÂlar nabız sayısını verir. Nabız sayısı yeni doğmuş bebekte 135, süt çocuğunda 80-100, çocukta 70-80, yetişkinde 60-70 vuruştur. Yorgunluk ve ateş, nabız sayısını yükselten etkenlerdir.
Solunum: Bir dakika içinde alınıp verilen soluklarla saÂyılır. Dakikada, yeni doğan bebeklerde 40-45, süt çocuklarında 35-40, küçük çocuklarda 20-30, okul çocuklarında 18-20, yetişÂkinlerde 16 kez alınıp verilen soluk normal sayılmaktadır. NaÂbızla birlikte solunum da hızlanır. Solunum hızı, göğüs kafesiÂnin yükselip alçalmasıyla ölçülür. Düzensiz solunum genellikle, solunum organları hastalıklarında, kan dolaşımı bozukluklaÂrında ve zehirlenmelerde görülür.
Vücut ağırlığı (kilo): Uzun süre yatılmasını gerektiren hasÂtalıklarda vücut ağırlığı kontrol altında tutulmalıdır. Hastanın tedavisi ve beslenmesi kilosuna göre ayarlanmalıdır. Hasta beÂbeklerin kilosu her gün kontrol edilmelidir. Bundan başka, beÂbeklerin boyları da en az haftada bir ölçülmelidir.
Dışkı ve idrar: Normal olarak günde bir kez dışkı çıkarÂmak ve üç kez de idrara çıkmak gerekir. Ateş ve dinlenme çoÂğu kez kabızlığa neden olur. Dışkıya çıkmak için kalkamayaÂcak durumda olan bazı hastalar yatakta dışkılamakta güçlük çekerler. Bu hastalara yüksek ayaklı oturak kullanılmalıdır. Ağır hastalarda sürgü kullanılması uygundur. Hasta dışkıya çıktıktan sonra ılık su ile temizlenip kurulanmalıdır. Dışkının rengi, kokusu, sertliği kontrol edilmeli, kuşkulu durumlarda dışkı saklanarak doktora gösterilmelidir. Kullanılan oturak ya da sürgü yıkandıktan sonra dezenfekte edilmelidir. Erkek hastalar idrar için şişe (ördek) kullanabilirler. İdrarın da renÂgi, kokusu, miktarı ve yoğunluğu incelenmelidir. İdrar şişesi kullanıldıktan sonra sıcak ve sabunlu su ile yıkanarak temizÂlenmelidir.
Derideki değişiklikler: Kızamık, kızamıkçık, kızıl ve suçiÂçeği gibi bazı bulaşıcı hastalıklar deride kendilerine özgü döÂküntü yaparlar. Kurdeşen, zona, yılancık, doku hücreleri iltiÂhapları da deride oluşan bu değişikliklerle fark edilirler. Kalp ve kan dolaşımı bozukluğundan oluşan hastalıklar, kansızlık, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları da deride renk değişmesiÂne yol açarlar. Ayrıca, aşırı ter ve derinin aşırı derecedeki kuruluğu, hastalığın teşhisinde önemli rol oynarlar. Albümin beÂlirtisi olabilecek, dokunulduğunda deride çukurlaşma oluştuÂran şişkinliklere de özellikle dikkat etmelidir.
Basınç sonucu oluşan yaralar: Özellikle ağır hastaların vüÂcutları temiz tutulmalıdır. Uzun süre yatılması sonucu, özelÂlikle kan dolaşımı düzensizliği olan zayıf hastalarda, kasların hareketsizliği nedeniyle deride birtakım yaralar oluşur. Bu tip yaralar çoğunlukla kuyruk sokumunda, kürek kemiğinde, toÂpuk ve kalçalarda görülür. Aşırı sıcak, yatak ve çarşaftaki kıvÂrımlar, hastanın aynı durumda sürekli yatması, yetersiz idman ve uzun süreli alçılar bu tür yaraların oluşmasının başlıca nedenlerindendir.
Derinin morarması ve yanıyormuş gibi bir duygu vermeÂsi, derinin duyarsızlığı ilk belirtilerdir. Artan ağrılarla birlikte önce bir kabartı oluşur. Bir süre sonra bu kabartı patlayarak yapışkan bir sıvı akıtır ve yerini açık, büyümeye eğilim gösÂteren bir yaraya bırakır. Yaraların oluştuğu bölgeler temiz tuÂtulmalı, mikroplanması önlenmelidir. Hastanın sık sık yatış şeklinin değiştirilmesi ve hastaya yatak idmanının yaptırılmasıyla bu tip yaraların oluşması önlenebilir.
Istırap, hastanın durumunu belirten en önemli bir işaretÂtir. Ne var ki, eşit derece ve düzeydeki ağrıların tepkileri kiÂşiye göre değişmektedir. Örneğin, doğum sancıları kadının kiÂşiliğine ve yapısına göre değişik şiddetlerdedir. Günümüzde ağÂrı kesici ilaçların kullanımıyla hastaların ıstıraplarını ve ağrılarını dindirmek bir sorun olmaktan çıkmıştır. Ağrıların din-dirilmesi işi doktora bırakılmalıdır. Kuvvetli ağrılar her zaÂman bir hastalık belirtisi değildir. Bazı lösemi, kanserin ilk döÂnemleri, anemi vb. gibi öldürücü hastalıklar çok az ya da hiç ağrı yapmazlar. Bununla birlikte, ağrılar kimi zaman sağlığın koruyucusu niteliğindedir.
Bakıcı, ağrının şiddetini, süresini ve cinsini saptayıp dokÂtora bildirmelidir. Bilinç kaybının çeşitli şekilleri vardır. HasÂtalığın gidişi ağırlaşır, hastanın dikkati dağılır, sorulara yanlış ve anlamsız cevaplar verir. Çoğu zaman hastayla konuşmak olanaksızdır. Hasta saçma sapan şeyler sayıklar. Bilinç kaybı aşırı bitkinlikte, bulaşıcı hastalıkların başlangıcında (verem, tifüs, tifo), yüksek ateşlerde, üremide, zehirlenmelerde, gebeÂlik hummasında, beyin zedelenmelerinde, menenjitte ve ruhÂsal hastalıklarda oluşur. Hasta kesinlikle yalnız bırakılmamalı ve sürekli kontrol altında bulundurulmalıdır. Çünkü, bilinç kaybı halinde hasta kendini yataktan aşağı atabilir, intihara kalkışabilir ya da daha bir sürü akla gelmedik şeyler yapabilir. Bilinç kaybında mutlaka doktor çağrılması zorunludur.
Bilinç kaybının başka bir şekli de baygınlıktır. Baygınlık sırasında solunum ve kalp atışları zayıflar. Baygınlığa dış etÂkenler olarak yaralanmalar, zehirlenmeler, güneş çarpmaları ve diğer kazalar sayılabilir. İç etkenler olarak da bulaşıcı hasÂtalıklar, şeker hastalığı, karaciğer yetmezliği ya da büzülmesi, üremi, felç, sara (epilepsi), isteri vb. hastalıklar sayılabilir.
Yatak çarşafının değiştirilmesi: Çarşafı değiştirmek, yataÂğı havalandırmak ve temizlemek için hastayı başka bir yataÂğa ya da sedire almak gerekir. Eğer odada hastayı yatırabilecek başka şey yoksa, hasta önce yatağın bir kenarına çekilir, kirli çarşaf rulo halinde hastanın yanma kadar sarılır. Boşalan yeÂre temiz çarşafın yarısı yayılır. Sonra hasta temiz tarafa aktaÂrılarak kirli çarşaf alınır ve temiz çarşafın diğer yarısı düzgünÂce serilir.
Hasta Yemekleri Hasta Yemegi Oruc Kuru
Hasta Yemekleri, Hasta Yemeği
Hasta yemekleri ile sağlıklı kişilerin yemekleri arasında temelÂde aşırı bir ayrım olmamalıdır. Hastanın yiyecekleri besleyici ve vitamin yönünden zengin olmalıdır. Hastanın yemeği, hastaÂlığın cinsi ve derecesine göre doktor tarafından düzenlenmeÂlidir. Ancak, bu diyet hasta ve bakıcı tarafından titizlikle uyÂgulanmalıdır.
Hasta Yemek, Genellikle, beslenme çok çeşitli ve bilinçli olmalıdır. Bol miktarda çiğ sebze, meyve ve salatalar, süt, yoğurt, ayran, teÂreyağı, bitkisel yağlar, peynir, bal, haftada iki kez et ya da baÂlık sağlıklı kişiler için olduğu kadar hastalar için de başlıca beÂsin maddeleridir. Tuz yasağı olmadığı takdirde, normal tuz yeÂrine mineraller yönünden zengin olan deniz tuzu kullanmalıÂdır. Hasta yemeği konserve yiyeceklerden hazırlanmamalıdır, çünkü konserve yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan kimÂyasal maddeler yiyeceğin doğal yapısını, yarı yarıya da olsa, yıÂkar ve sağlık için zararlı olabilir.
Ateşli hastanın yemeği
Ateşli hastalıklarda, yani akut bulaşıcı hastalıklarda ve yeÂrel iltihaplanmalarda iştahsızlık hastalığın en belirgin işaretÂlerinden biridir. Bu nedenle, hastalığın başlangıcında görülen iştahsızlıkla uğraşılmamalı ve hastaya kuvvetli gıdalar vermeÂye kalkışılmamalıdır. Daha önemlisi, hasta yemek için zorlan-mamalıdır. Uygun bir diyetin, vücut organizmasının hastalıkÂla uğraşısını kolaylaştıracağı unutulmamalıdır. Hastalığın başlangıcında hastaya yalnız çay ve meyve suları verilmesi en doğru davranış olur. İştahsızlık belirtileri kalktıktan sonra, hastaya önce meyve ve sebze, sonra da yağlı ve proteinli beÂsinler verilmelidir.
Oruç kürü: Hastalık sırasında oruç tutma, vücut organizÂmasının iyileşmesini sağlamak amacıyla, vücudun tamamen aç bırakılarak, organizmanın depolanmış besin maddeleriyle yaşaÂmasına olanak vermek anlamını taşır. Önce, hasta hücreler, mikropların yaydığı zehirli maddeler hedef alınır. Böylece kan dolaşımı hızlanır ve kalori harcaması artar. Bunun sonucu olaÂrak, hücreler temizlenmiş, iyileştirici güçler harekete geçirilÂmiş olur. Oruç sırasında dil paslanır ve ağızda kötü kokular oluşur. Hastaya yalnız su, meyve suyu ya da çay verilebilir. BaÂğırsakların temizlenmesi için de günde bir kez 1/2-1 litre soÂğuk su ile lavman uygulanır.
Oruç kürü, 2-3 hafta süreyle doktor kontrolü altında tuÂtulur. Sindirim bozuklukları, romatizma, eklem iltihapları, şeÂker hastalığı, bez şişmeleri, kireçlenmeler, deri hastalıkları, yüksek tansiyon, astım, böbrek ve safra kesesi taşları bu yönÂtemle tedavi edilebilir. Tüberküloz, guatr, isteri, halsizlik ve habis tümör varlığında oruç yöntemine kesinlikle başvurmaÂmalıdır.
Sıvı maddeler kürü: Hafif bir oruç türüdür ve ortalama 2-3 hafta sürer. Oruç kürü başlığı altında sözü edilen hastalıkÂların tedavisinde uygulanır; özellikle ciddi kalp ve kan dolaşımı bozukluğu hastalıklarının tedavilerinde etken rol oynar.
Günde ortalama dörtte üç litre meyve ya da sebze suyu üç öğüne bölünerek günün çeşitli saatlerinde alınmalıdır. Bu yönÂtemle günde yaklaşık 300 kalori almak mümkündür. Meyve ve sebze suları her gün taze olarak hazırlanmalı ve bekletilmiş meyve ve sebze suları kullanılmamalıdır.
Meyve ve sebze suları meyve presleri, rende, kıyma maÂkinesi, elektrikli karıştırıcı kullanarak elde edilebilir. RendeÂlenmiş meyve ve sebze bir tülbentten süzülmelidir. Bu sular sade ya da karışık olarak içilebilir.
Havuç, domates, pancar, kereviz, turp sıvı maddeler kürü için en uygun sebzelerdir. Sebze sularına limon suyu eklenerek tatlari düzeltilebilir. Tatlı ve ekşi meyvelerin suları da karışÂtırılarak içilebilir.
Temmuz ve ekim ayları arası, meyve ve sebze çeşidi çok bol olduğu için, sıvı maddeler kürü yönünden en uygun zaÂmandır.
Schroth kürü: Johann Schroth (1798-1856) tarafından geÂliştirilmiş bu kür şu sıraya göre uygulanır:
1. Gün: Kuru gün. Her çeşit içecek şeyler yasaktır. Yalnız bol miktarda bayat francala ve kuru erik yenir.
2. Gün: Az miktarda içecek günü. İçecekler: Öğleden sonÂra yudum yudum içilecek ılık şarap; akşam 1/2 litreye kadar soğuk şarap. Yiyecekler: İstenildiği kadar bayat francala ve kuru erik. Öğle üzeri, tat vermesi için üzerine limon sıkılmış ya da şekerli lapa (pirinç, irmik, bulgur ve hamur işleri).
3. Gün: Kuru gün.
4. Gün: Çok miktarda içecek günü. İçecekler: Sabahları 1 bardaktan başlayarak gün boyunca bir litreye kadar ılık şaÂrap. Yiyecekler: 2. günün aynı. Öğle üzeri koyu çorba, lapa ve komposto.
5. Gün: Kuru gün.
6. Gün: Az miktarda içecek günü.
7. Gün: Çok miktarda içecek günü.
Bu kür akşamları terlemeye neden olacağından, sık sık çaÂmaşır değiştirilmeli ve ter kurutulmalıdır. Sabahları ılık bir banyo uygundur. Banyodan sonra hafif bir yürüyüş yararlıdır. Kürün tamamlanmasından sonra ağır yemeklerden kaçınmalı, önce hafif gıdalardan başlayarak kuvvetli gıdalara geçilmeliÂdir. Bu kür, aşırı şişmanlıkta, eklem iltihaplarında oldukça yararlıdır.
İştahsızlık: İştahsızlık, tüberküloz gibi uzun süreli bulaşıÂcı hastalıklarda önlenmelidir. İştahsızlık vakalarında kuvÂvetli ve bol miktarda çiğ yiyecekleri kapsayan bir diyet seçilÂmelidir. Hastaya yeterli beslenmeyi sağlayabilmek için bal, yuÂmurta sarısı ve fındıkla karıştırılarak verilmeli ve bol miktarÂda yoğurt yedirmelidir. Et, yağlı ve sulu yiyecekler iştahsızlığı artırır, kilo artışına ve metabolizmanın zorlanmasına neden olur.
Yoğurt, ayran ve meyve suları en iyi iştah açıcı besinlerÂdir. Bundan başka çeşitli baharat ve doğal otların da iştah açÂtıkları bilinmektedir. Bunun için yemeklere karabiber, sarımÂsak ve maydanoz konmalı ve iştahın açılması sağlanmalıdır.
Tuzsuz diyet
Kalp ve kan dolaşımı bozukluklarında (Özellikle yüksek tansiÂyon), bazı karaciğer ve böbrek hastalıklarında az tuzlu ya da tuzsuz bir diyet uygulanması gerekir. Tuzsuz hazırlanan yiyeÂcekler lezzetsiz olduğundan hastalar tarafından pek sevilmemektedir. Bu nedenle, hastalara tuzsuz pişirilmiş yiyeceklerin yerine içinde tuz bulunmayan bir diyet uygulanmalıdır.
Yemek tuzu, klor ve sodyumun birleşmesinden oluşan sodÂyum klorürdür. Eskiden tuzdaki zararlı maddenin klor olduğu düşünülmekteydi, oysa, yapılan inceleme ve araştırmalar zararlı maddenin, tuzun ana maddesi olan sodyum olduğu saptanmışÂtır. Bu nedenle, tuzsuz diyet için, içinde sodyum bulunmayan, ama bol miktarda kalsiyum bulunan diyetler uygulanmaktaÂdır. Bu kür yoluyla hastanın günde 6 gram kalsiyum alması sağlanır. Bu miktar, günde alınan 2 gram tuza eşittir.
Kür sırasında aşırı olmamak şartıyla şu yiyecekler yeneÂbilir: Tuzsuz tereyağı, süt, sütten yapılmış gıdalar, et ve yuÂmurta.
Yasak olan yiyecekler: Tuzlu ekmek, pasta gibi içinde kaÂbartma tozu bulunan her türlü yiyecek, her çeşit konserve, pancar, ıspanak, margarin yağı, kuyruk yağı, peynir, beyin, deÂniz ürünleri, hazır et suları, maden suları, tuz, hardal.
Soya fasulyesi ve ununda, kuru fasulyede, patates ve sebÂzelerde, şeker ve hamur işlerinde bol kalsiyum bulunur.
Yapay beslenme
Hastanın baygın olduğu ve sindirim organları yoluyla normal beslenme yapılamadığı durumlarda hastayı teknik yöntemlerÂle beslemek gerekir. Yapay beslenmenin üç yöntemi vardır:
Sonda ile beslenme: Bu yöntem, akıl hastaları ile yutma güçlüğü çeken hastalara uygulanır. Lastikten yapılmış mide sondası ağızdan mideye kadar uzatılır. Kronik mide ve duodenum (onikiparmakbağırsağı) ülseri olan hastalarda daha ince olan duodenum sondası kullanılır. Doktorun talimatına göre hazırlanmış sıvı ve vücut sıcaklığındaki gıdalar bir enjeksiyonÂla sondaya boşaltılır.
Lavman ile beslenme: Yaralanmaların sonucu veya urların neden olduğu yemek borusu daralmalarında, kanama olasılığı bulunan mide ülserlerinde hasta lavman ile beslenir. Özel lavÂman aleti ile hastaya glikoz ve tuz karışımı verilir.
Enfüzyon ile beslenme: (Damardan beslenme): Kan dolaşıÂmı zayıflığı, baygınlık ve mide-bağırsak tıkanıklıkları uzun süÂre beslenmeyi engelliyorsa bu yöntem uygulanır. Lavman ile beslenmede olduğu gibi glikoz ve tuz karışımı hastanın topÂlardamarına damla damla verilir. En uygun damarlar, kol ve bacak toplardamarlarıdır.
Gıdanın dağılımı
Beslenme düzenli ve aynı saatlerde yapılmalıdır. Hasta, hiçbir zaman yemek için zorlanmamalıdır. İştahsızlık, öğürtü ve bazı yiyeceklere gösterilen tepki anlayışla karşılanmalıdır.
Yemek hastanın iştahını açacak şekilde hazırlanmalıdır. Bakıcı, giysisine ve ellerinin temizliğine özellikle özen gösterÂmelidir. Yiyecek ve içeceklerin gerektiğinden fazla soğuk olÂmamasına ve taşınırken tabağa dökülmemesine dikkat etmeÂlidir; çünkü önemsiz gibi görünen en ufak şey bile hastanın iştahını kaçırmaya yeterlidir.
Yemekten önce hastanın elleri yıkanmalı ve hasta rahatÂça yiyebilecek şekilde oturtulmalıdır. Hasta yemek yerken çevÂresinde onun iştahını kaçıracak şeyler bulunmamalıdır (sürgü, kanlı bez ya da çamaşır gibi). Hastanın kullanacağı peçetenin de temiz olmasına dikkat etmelidir.Yiyecekler sırayla verilmeli ve ne sıcak ne de soğuk olmaÂlıdır. Hastaların çoğunluğu kendi kendilerine yiyecek durumÂdadırlar. Ağır hastalara, ya da oturamayacak, kendi kendine yiyemeyecek durumdaki hastalara bakıcının yedirmesi gerekir. Yedirme sırasında hastaya çiğneyecek ve yutacak zaman bıÂrakmalı, acele etmemelidir.
Hastaya Evde İlac Tedavisi Organlarin Temizligi
Hastaya Evde İlaç Tedavisi, Hastanın Organlarının Temizligi
Gargara ve damlalar hem temizlik hem de tedavi için kullaÂnılır. Bu nedenle kullanılacak araç ve gereçler kaynatılarak deÂzenfekte edilir. Gargara yapılacak madde genellikle su ile suÂlandırılır. Damlalar, damla şişesi sıcak bir banyo içine konuÂlarak inceltilir ve damlatma kolaylığı sağlanır.
Gözün yıkanması: Yatağı ıslatmamak için başın altına bir muşamba örtü serilir. Hastanın başı yana çevrilir ve gözün hiÂzasına bir kap konur. Gözkapakları iki parmak yardımıyla haÂfifçe açılır ve yıkama suyu 10 cm. yükseklikten gözpınarına akıtılır. Sonra göz bir pamukla hafifçe silinir.
Gözün bu şekilde yıkanması gözkapağı iltihaplarında uyÂgulanır. Göz yıkanırken, yıkama suyu uzaktan ya da doğrudan gözün üstüne akıtılmamalıdır.
Göz banyosunun uygulanması: Göz banyoları için özel yaÂpılmış camdan fincan vardır. Baş öne doğru eğilir, banyo finÂcanı göz çukuruna yerleştirilir. Banyo yerinden oynatılmadan baş arkaya doğru yatırılır. Gözkapakları açılıp kapatılırken, göz daire çizecek şekilde hareket ettirilir.
Göze ilaç damlatmak: Baş arkaya doğru yatırılır. Alt gözÂkapağı parmakla hafifçe çekilir. Hastaya yukarı bakması söyÂlenir ve damla gözkapağının iç kesimine damlatılır.
Göze merhem sürmek: İnce bir cam çubuğun ucuyla merÂhem alınır. Alt gözkapağı parmakla hafifçe çekilir ve çubuk gözkapağının iç kesimine yerleştirilir, sonra gözkapağı parÂmakla hafifçe bastırılarak cam çubuk geriye çekilir. Göz merhemleri bugün sivri uçlu tüplere konmakta ve göÂze kolayca sürülmesi sağlanmaktadır.
Göze sürülen merhemin dağılmasını sağlamak için iki parÂmakla kapalı gözkapaklarına hafif hafif masaj yapılmalıdır.
Burnun yıkanması: Eskiden bütün burun zarı iltihaplarınÂda uygulanan bir yöntemdi. Artık bu yöntem kullanılmamakÂtadır; çünkü burun yıkanırken basınçlı sıvı alın, yanak boşlukÂlarına ve kulağa kadar gidebilmekte ve o bölgelerde iltihaplanÂmalara neden olabilmektedir. Özellikle, nezle ve grip vakalarınÂda burnun yıkanması oldukça tehlikeli sonuçlar doğurmakÂtadır.
Buruna ilaç damlatmak: Nezlelerde, burun kanamalarında ve burun yaralarında çeşitli damlalar kullanılmaktadır. Burun iyice temizlendikten sonra baş arkaya doğru yatırılır, parmaÂğın ucu ile burun hafifçe yukarı kaldırılır ve ilaç damla haÂlinde iki burun deliğine de damlatılır. Damlaların çoğunluğu sümük bezlerindeki şişlikleri gidereceği için hastanın soluk alÂması kolaylaşır.
Yağlı damlalar mikropların yuvalanmasına, efendrinli damÂlalar da etkileri geçtikten sonra burnun fazla tıkanmasına neÂden olduklarından, doktorlar nezle vakalarında tuzlu suyu terÂcih etmektedirler.
Kulağın yıkanması: İltihabın, kulak kirinin temizlenmesi ve kulağa kaçan yabancı maddenin çıkartılabilmesi için doktor ya da uzman tarafından kullanılan bir yöntemdir. Kulak özel bir şırınga ile yıkanarak temizlenir. Yıkanmadan sonra hasta rahatlar. Yıkama sırasında hiçbir acı duyulmaz. Bilinçsiz olaÂrak hiçbir zaman kulak yıkanmamalıdır.
Kulağa ilaç damlatmak: Kulak damlaları dış ve ortakulak iltihaplarında kullanılır. Kulak hastalıklarında merhem ve özel pudra da kullanılır. Hasta, sağlam kulağının üstüne yatar, kuÂlak kepçesi hafifçe öne doğru çekilir ve damla damlatılır. DamÂlanın kulak yolundan gitmesini sağlamak için kulakmemesi yukarı doğru çekilir. Sonra bir pamukla kulak yolu tıkanır. İlacın iyice işleyebilmesi için hasta 5-10 dakika süreyle sağlam kulağının üstüne yatmalıdır.Kulağın kuru tedavisinde, kulak dikkatlice yıkandıktan sonra kurulanır ve kulakyolu içine özel toz üflenir.
Lavman kullanımı, Lavman Uygulama
Lavman birçok amaçla kullanılır. Genellikle şu amaçlar için
uygundur:
1. Temizleyici, yani müshil olarak.
2. Kalınbağırsağın yerel hastalıklarında.
3. Yapay beslenmede.
4. Yatıştırıcı olarak.
5. Bağırsak solucanlarının temizlenmesinde.
6. Bağırsak nörozlarında.
Aşırı kabızlıkta, bazı ameliyatlardan ve kalınbağırsak muaÂyenelerinden önce bağırsakların temizlenmesi amacıyla 40-41 derece sıcaklıktaki suyun içine biraz sabun, gliserin ve tuz kaÂrıştırılarak temizleyici ya da ishal yapıcı olarak kullanılan lavÂman türü en yaygın olanıdır.
Lavman için gerekli malzeme: Isıtılmış bir kap, ibrik, ucu marpuçlu lastik bir tüp, mandal, muşamba örtü, tuvalet kâÂğıdı ve merhem ya da vazelin.
Lavmanın uygulanması, Evde lavman: Hasta bacaklarını hafifçe karnına doğru çekerek yan yatar. Altına bir muşamba serilir. Lastik tüÂpün içindeki havayı almak için önce tüpün içinden bir miktar su akıtılır ve lastik tüpün hava almasını engellemek için ucuna bir mandal takılır. Lastik tüpün ucundaki marpuç merhem ya da vazelinle yağlandıktan sonra marpuç 10-20 santim kadar maÂkata sokulur, sonra mandal çıkartılır. Lastik tüpün diğer ucuna takılmış bir huniye önceden hazırlanmış lavman suyu ağır ağır dökülür. Bu sırada, hasta karın kaslarını gevşetmek için karnından solunum yapar. Normal olarak lavman için 1/2-1 litre su yeterlidir. Lavmanın etkisi dökülen sıvının miktarına, hızına ve ısısına bağlıdır. Lavmanın kullanılması bittikten sonÂra lastik tüp tekrar mandallanır; kısa bir süre sonra marpuç makattan çekilir ve tuvalet kâğıdına sarılır. Hasta lavman suÂyunu mümkün olduğu kadar uzun süre içinde tutmaya çalışÂmalıdır, işlem sırasında yatağın kirlenmemesine dikkat edilmeÂli ve işlem sonunda kullanılan aletler iyice temizlenmelidir. LavÂman için eczanelerde satılan lavman aleti de kullanılabilir.
Basınçlı lavman: Kalınbağırsağa bol miktarda ve basınçlı sıvı gitmesini sağlamak amacıyla yüksekten yapılan lavman şeklidir. Hasta yattığı durumu koruyarak lavmanın uygulanÂmasına yardımcı olmalıdır. Bu yönteme, kalınbağırsağın tamamen temizlenmesi gerektiği vakalarda salık verilir.
Birçok vakalarda gliserin enjeksiyonu ile de kalınbağırÂsakların temizlenmesi mümkündür. Gliserin lavmanı için 5 miÂlilitre gliserinin aynı miktar suyla karıştırılması yeterlidir. LavÂmandan sonra çoğu kez hasta 15 dakika içinde dışarı çıkar.Gaz çıkartmak için, ince bir lastik tüpün makattan sokulÂması yeterli olur. Güçlük çekmeden dışarı çıkabilmek için, bir balon içine doldurulacak 50 mililitre zeytinyağının lavmanla makattan verilmesi yeterlidir.
İlaçlı lavman: Lavmandan önce kalınbağırsakların temizÂlenmesi gereklidir. İlaçlı lavmanın daha uzun süre kalınbağırÂsaklarda kalması gerektiğinden çok az miktar sıvı kullanılmalı ve çok ağır olarak verilmelidir. Lavman ilacının doktor taraÂfından saptanması gereklidir.Bebeklerde ve çocuklarda daha ince lavmanlar kullanılÂmalı ve çocuğun yaşına göre 30-500 mililitre sıvı verilmelidir.
İnhalasyon Nedir Sonda Nedir - Tedavisi
Sonda Nedir, Sonda Kullanımı
Sonda birçok amaçlarla yapılabilir. Genellikle, sonda deyimi idrar torbası ile ilgilidir. İdrar torbasını boşaltmak ya da inÂcelemek amacıyla, idrar yolundan incecik bir tüpün idrar torbasma kadar uzatılması işlemi sonda adını alır. îdrar torbasıÂnın ve yollarının mikroplanmasını önlemek için bu işlemin son derece temiz ve mikropsuz bir ortamda dikkatle yapılması geÂrekir. Bu nedenle sondanın bir doktor ya da uzman tarafından uygulanması gereklidir. Prostat vakalarında idrarın sürekli alıÂnabilmesi için sonda kullanılır.
İnhalasyon Nedir, İnhalasyon Tedavisi
İlaçların gaz ya da buhar halinde akciğerlere verilmesi yönteÂmidir. Bazı maddelerin buharlaştırılarak akciğerlere verilmesi en eski tedavi yollarından biridir. Evlerde uygulanan en basit yöntem buğudur. Buğu maddesi, kaynar suyun içine atılır ve oluşan buhar kuvvetle solunur. Bunun için başın üstüne bir örÂtü örtmek uygundur. Bu yöntem, solunum yollarının açılması ve burun akıntısının sağlanması için kullanılır. Buğudan sonra boğaz bölgesinin üşütülmemesi için hastanın sıcak odada kalÂması uygundur. Astım nöbetlerinde, buğudan çok aerosol kulÂlanılmaktadır. (oksijen inhalasyon)
Aerosoi tedavisi: Bir gazın sıvı bir maddeyle karıştırılmasıyla elde edilir. Aerosol ile, sıvı maddenin akciğerlere kadar ulaşması ve akciğerlerin doğrudan etkilenmesi sağlanır.
Antibiyotik ve sülfamitler de solunum yollarının dezenfeksiyonu için aerosol olarak verilebilir.
İlaçlar
En yaygın tedavi ilaçlarla yapılan tedavidir. İlaçların kullanıÂlışında doktorun talimatı kesinlikle uygulanmalıdır. İlaçlar zaÂmanında ve öngörülen miktarlarda verilmelidir. Eğer doktor tarafından birden fazla ilaç verilmişse, bunların verilmesi geÂreken zaman ve miktarlarının karıştırılmamasına dikkat etmeÂlidir. İlacın hasta tarafından alındığından kesinlikle emin olÂmalıdır. Baygın ve sürekli kusan hastaların ağız yolundan ilaç almalarının bir anlamı yoktur.
Doktor tarafından verilen ilaçlar öngörülen sürede etki göstermiyorsa, bu durumdan doktora hemen bilgi verilmelidir.
Bazı ilaçlar uzun süre saklandıkları takdirde etkilerini ve özelliklerini kaybederler. Bu nedenle, ilaçlar doktora sorulmaÂdan saklanmamalıdır. Bazı ilaçların saklanış özelliklerine keÂsinlikle dikkat edilmelidir.
ilaçlar ancak kana karıştıktan sonra etkilerini gösterirler. İlacın kana karışma süresi ilacın cinsine ve niteliğine göre deÂğişir. Bir ilaç kanla birlikte vücuda yayıldığı zaman, yalnız hasta olan bölgeyi etkiler.
Hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ağız, mide ve bağırsak dokusunu örten zarları tahriş etmeyecek şekilde haÂzırlanmış tablet ve drajeler halinde yapılır. Bazı ilaçlar da daÂmar yolu ile verilir. Damar yolu ile verilen ilaçların etkisi daÂha çabuktur.
İlaçlar genellikle ağız yoluyla alınır. Ağız yoluyla alman ilaçların bir bölümü midede, bir bölümü onikiparmakbağırsağında, bir bölümü de incebağırsaklarda çözülür. Bazı ilaçlar doğrudan doğruya ağız yoluyla kana karışır. Damla halinde olanlar doğrudan dilin üstüne damlatılır, tablet halindeki ilaçÂlar da dil altında eritilir.
İlaçların kullanılışı: Önemli olan hastanın ilacını zamanınÂda ve gerektiği miktarda almasıdır. Bu nedenle, bakıcının ilaçÂları kendi eliyle hazırlayıp hastaya vermesi zorunludur. Sıvı ilaçlar verilmeden önce iyice çalkalanmalı ve ölçüsüne dikkat edilmelidir. Ölçüsünden fazla konulan sıvı ya da toz ilaçlar tekÂrar şişesine ya da kutusuna konulmamalıdır. Genel olarak, ilaçÂların alınış şekillerinin kutularının üzerine yazılması uygun olur.
Çocuklar genellikle ilaç almaktan hoşlanmazlar. Bu neÂdenle bazen ilacın çocuğa zorla verilmesi gerekir. Bu takdirde ilacın acı etkisini hafifletmek için sıvı ilaç mümkün olduğu kaÂdar dilin gerisine boşaltılır.
Drajeler çiğnenmeden yutulmalıdır. Yiyecek ya da içecekÂlere karıştırılarak alınması gereken ilaçlara katılan yiyecek veÂya içecek miktarı fazla olmamalıdır. Çünkü ya ilaç katıldığı yiÂyecek ve içeceğin tadını bozar, ya da yiyecek veya içeceğin bir kısmı artabilir. Yağlı ilaçlar bir miktar sütle birlikte verilebilir. Yağlı ilacın bıraktığı etki bir lokma ekmek yenmesiyÂle giderilebilir.
Makattan verilen fitil, kalınbağırsak zarının ilacı çok çaÂbuk eritme niteliğinde olması nedeniyle, etkisini çabuk gösteÂrir. Kabızlık halinde fitilin etkisi geç görüleceği için, daha önÂce bağırsakların lavman yoluyla temizlenmiş olması gerekebiÂlir. Fitil önceden kılıfından çıkartılır, sonra hafifçe ıslatılarak makattan sokulur. Yetişkinler fitili kendileri de koyabilir. ÇoÂcuklar fitilden hiç hoşlanmazlar ve konan fitili ıkınmak sureÂtiyle atmak isterler. Bu nedenle, çocuklara fitil konduktan sonÂra kaba etleri sıkıca tutularak fitilin erimesi beklenmelidir. FiÂtiller kakao yağından yapıldıkları için vücut ısısında çok çaÂbuk erirler. Bunun için de fitili koruyucusundan çıkardıktan sonra uzun süre elde tutulmamalı hemen makata konulmalıÂdır. Fitillerin serin yerde saklanması uygundur.
Enjeksiyonlar, yani halk dilinde iğneler deri altına, adaleÂye ve damar içine yapılabilirler. Damardan verilen ilaçlar, ilaÂcın doğrudan kana verilmesi nedeniyle çok çabuk etki yaparÂlar. Damar iğneleri doktor, diplomalı hemşire ya da sağlık meÂmuru tarafından yapılmalıdır.
Bazı ilaçlar deri ve müköz dokunun yerel tedavisinde kulÂlanılır. Fakat bu yolla da ilaçların bir bölümü kana karışarak bütün organizmayı etkiler. Göz, burun, kulak, boğaz, bronşlar, idrar yolları, kadının dölyolu gibi organlar da çoğu kez dıştan ilaçlamayla tedavi edilirler. Dölyoluna sürülecek merhem, toz ve sıvı ilaçlar hastanın kendisi tarafından uygulanabilir.
Dıştan tedavi için kullanılacak ilaçlar pudra, merhem, fiÂtil, yakı ve sıvı halinde olabilir. Pudra, merhem ve yakı haÂlindeki ilaçlar temizlenmiş deri üstüne doğrudan uygulanır; geÂrekirse deri üstü bir gazlı bezle örtülür.
Pudra halindeki ilaçlar genellikle yaraların temizlenmesinÂde, pansumanında göz banyolarında kullanılır. Merhem, sıvı ya da yağ halindeki ilaçlar derinin ovulmaÂsında ve masajında kullanılır. Ayrıca, merhemler yaraların iyiÂleştirilmesinde de uygulanır.
Fitiller, daha önce de belirtildiği gibi makattan kullanılır. Dölyolu için kullanılan fitiller doğrudan dölyoluna sokulur.
Yakılar, derinin üstüne doğrudan uygulanır. Yakı kullaÂnıldığında sargı gereksizdir, çünkü vücut sıcaklığında yakı kenÂdiliğinden deriye yapışır.
Sıvı halindeki ilaçlar hem içten hem de dıştan kullanılır. İçten kullanılan sıvı ilaçlar şurup şeklindedir. Dıştan kullanıÂlan sıvı ilaçlar genellikle pansuman, gargara ve buğu için uyÂgulanmaktadır.
Hastane kavramının yerleşmesinden ve hastanelerin kurulÂmasından çok önce hastalar kendi evlerinde tedavi edilirdi. EsÂki dönemlerde hastane, yalnız askeri örgütlere ve kuruluşlara özgüydü. Ancak ortaçağların başlarında hastane kavramı yerÂleşti ve hastaneler yaygınlaşıp çoğalmaya başladı.
Moral çöküklüğü içinde bulunan ve terkedilmiş olduğu giÂbi yanlış bir kanıya kapılan hasta, hastanede tedavi edilmek ister, ama her hastalık bir hastane tedavisini gerektirmez. GüÂnümüzde hastanelerin yetersiz oluşu nedeniyle, ameliyat ya da özel bakımı gerektiren ve hastane tedavisini zorunlu kılan vaÂkalar dışında, bir hastanın bakımı evde yapılabilir.
Eğer evde hastaya bakabilecek bireyler varsa, hastalığın niteliği veya ağırlığı bir hastane tedavisini gerektirmiyorsa, hastanın evde tedavi edilip bakılmaması için ortada hiçbir neÂden yoktur. Hatta, gerekli araç ve gereç sağlanabildiği takdirÂde, sağlıklı bir kadın rahatlıkla evinde doğum bile yapabilir. Aynı sözleri, ölüm yatağında olan bir hasta için de söyleyebiÂliriz, çünkü ölüm halinde olan bir hasta son soluğunu sevdiği kişilerin arasında vermek ister.
Aile İçindeki Hasta, Hasta Bakım Planı, Hasta Bakımında
Hasta, yardıma gereksinme duyan bir kişidir. Bu nedenle, hasÂtaya bakacak olan aile bireyinin ya da bireylerinin belirli konularda bilgili olması gereklidir. üstelik, hastayı tedavisine alan doktor da hastasının iyi, gerektiği gibi bakılmasını ve bir dokÂtor olarak, isteklerinin eksiksiz ve kusursuz yerine getirilmesiÂni ister. İşte bu nedenlerle, doktorun isteklerinin aile bireyleri tarafından normalin üstünde bir anlayış ve özenle yerine getiÂrilmesi gerekir. Hasta, nasıl evini ve ailesini bırakıp bir hasÂtaneye gitmek istemezse, aile bireyleri de hastasını hastaneye yatırmak istemez, çünkü bu, her iki taraf için de gerçekten üzücü olur.
Hastanelerde her hasta için ayrı özel bir bakıcı buluÂnamayacağından, kurtulması olanaksız bir hasta en güç döÂnemlerini aile ortamında çok daha kolay geçirir. Ancak, hasÂtanın, evde bakılması olanak dışıysa, bir hastaneye yatırılması salık verilir.
Ailede hastaya bakacak kişi, Hasta Bakım Tekniği
Hasta bakımı, üzerindeki bilgileri yetersiz bile olsa, aile bireyÂleri hastanın asıl bakıcıları niteliğindedir. Duygusal yetenekÂleri nedeniyle, kadınlar, bir hastanın bakımına erkeklerden çok daha yatkındırlar. Özellikle, bir anne dayanıklılığı, titizliği ve karşısındakine vereceği güven nedeniyle, aile bireyleri araÂsında hastanın bakımını yükümlenecek en uygun kişidir. TaÂbii, aile bireyleri de hasta bakıcılığı niteliğine bürünen anneÂye yardımcı olacaklardır. Bir hasta bakımı için biraz pratik bilgi sahibi olmak ve alınacak gerekli önlemleri bilmek yeterÂlidir. Bu bölümde, hastaların durumlarına açıklık kazandıraÂcak gerekli ve yeterli bilgiler verilecektir.
Doktor
Hasta, doktordan yardım ve öğüt bekler. Hasta, doktor tedaÂvisi aracılığıyla tekrar eski sağlığına kavuşmak ister. HastaÂnın tekrar eski sağlığına kavuşması, doktorla hasta arasındaÂki karşılıklı güven ve iyi ilişkilere bağlıdır. Başarılı bir doktor, iyi bir sosyal eğitim görmüş kişidir. Doktor, yaşamının büyük bir bölümünü hastalarına ayırır, onların acılarını ve duygulaÂrını paylaşır. Buna karşılık bir doktor, hastasının iyileşmesi için, isteklerinin ve önerilerinin kusursuz yerine getirileceğinÂden kuşku duymamalıdır. Doktor, hastasından neler isteyebiÂleceğini ve istemek zorunluğunda bulunduğunu çok iyi bilir. Bu yönden, hastaya bakacak kişinin de doktora yardımcı olÂması gereklidir. Bunun için de doktorla bakıcı arasındaki ilişÂkiler iyi ve olumlu olmalıdır. Doktor, hastası üzerindeki genel bilgileri, hastanın bakıcısından öğrenir. Uzun tedavi gerektiren hastalıklarda, hastanın ateşli durumunu gösterecek bir çizelgeÂnin hazırlanması gerekir. Eğer doktor özel bir muayene ya da pansuman yapacaksa, doktor için gerekli olan hazırlıklar önÂceden yapılmalıdır. Oda, ışık yönünden zengin olmalı ve temizÂlik yönünden, doktorun ellerini yıkama olanağı sağlanmalıdır.
Hemşire ya da hastabakıcı, Yatalak Hasta bakımı
Hemşire ya da hastabakıcılar, öğrenim yapmış ve bu konularÂda sınav vermiş kişilerdir. Doktorlar gibi hemşireler ya da hasÂtabakıcılar da meslek sırrını saklamak zorundadırlar. Meslek edinilmiş bakıcılık, yüksek ahlak, ruhsal, vücutsal dikkat ve özen gerektirir. Hemşire ya da hastabakıcılar, aile bireylerinÂden ayrımlı olarak, kendilerine tamamen yabancı olan hastaÂlara ölçüsüz şefkat göstermeli ve hastaları için fedakâr olmaÂlıdırlar. Bıkmadan, yorulmadan hastalara bakmak, onların isÂteklerini, dileklerini yerine getirmek ve onlara her yönden yarÂdımcı olmak, onları rahatlatmak yükümlüğündedirler. HastaÂların güvenini kazanarak onların en güç dönemlerinde sakinleÂşip rahatlamalarını sağlayabilmelidirler.
Bakım, önlemlerin zamanında alınması, doktorun istekÂlerinin kusursuz ve eksiksiz yerine getirilmesi, hastaların düÂzenli kontrolları hemşire ya da hastabakıcıların görevleri araÂsındadır. Hastaların bu konularda çok daha titiz olabilecekleÂrini göz önüne alarak, hemşire ya da hastabakıcıların giyim ve kuşamlarına, temizliklerine önem vermeleri gereklidir. BaşlaÂdıkları işi ara vermeden bitirmeleri, sakin olmaları ve yüksek sesle konuşmamaları aranan niteliklerdendir.
Bakım, hastayı rahatsız etmemelidir. Özellikle, yaşlı hasÂtaların bakımında, onlara acı vermekten kaçınmalı ve onları rahat ettirmek için özel bir çaba harcanmalıdır. Her şeyden önce hastanın morali yüksek tutulmalı ve hastanın verdiği yaÂşam çabasında ona yardımcı olunmalıdır.
Hemşire ya da hastabakıcıların çoğunluğu hastane ve resÂmi kuruluşlarda görevlidir; ama özel olarak çalışanlar da buÂlunabilmektedir.
İyileşmesi İmkansız veya Ölen Hastanın Bakımı
Hastanın manevi yönden tedavisi
Bir hastanın her zaman karamsar olduğu gerçektir. Hasta, caÂnının tehlikede olduğu duygusuna kolaylıkla kapılabilir. KorÂku, hastayı hiç yalnız bırakmaz. Doktorun bulgusu ne olaÂcak? Muayene sırasında canım yanacak mı? Acaba, bu hastaÂlığı atlatabilecek miyim? gibi sorular daima hastanın kafasını kurcalayıp durur. Korku ve umutsuzluk hastanın direncini yiÂtiren başlıca faktörlerdir. Bu nedenle hastalar, doktor ve baÂkıcıların yüzündeki ifadelerden anlam çıkarmaya çalışırlar. Doktor, hastaya güven ve umut verici, iyimser bir tutum içinÂde bulunmalı, umutsuz bir hastanın bile iyileşebileceğinden umut kesmemelidir. Çünkü, hiç beklenmedik bir şekilde hasÂtalık seyri değişebilir.
Bütün bu sayılan nedenlerden ötürü, hastanın morali yükÂsek tutulmalı, hastaya güven verilmeli ve hasta manevi yönÂden desteklenmelidir.
İyileşmesi olanaksız hastalar
İyileşmesi olanaksız hastalara, gerektiğinden aşırı sevgi ve özen gösterilmelidir. Kronik hastalıklar her ne kadar sürekli bir bakım, hastaya bakan kişi için, insan üstü bir dayanma ve çaba gerektiriyorsa da, hastanın bakımı ve kontrolü hiçbir şekilde küçümsenmemelidir. Hastanın acılarını dindirici, etÂkinliği önceden saptanmamış tedavi yöntemleri doktordan soÂrulmalıdır. Ağır hastalar da yaşamak için çaba gösterirler ve yaşamak isterler. Ama ne var ki, hastalık ilerledikçe hastanın yaşama umudu azalır. Bu nedenle, hastalık ne kadar ciddi olurÂsa olsun, hastalığın gidişi ve önemi hastadan gizlenmelidir.
Ölmek üzere olan hastanın bakımı
Ölmek üzere olan bir hastanın, diğer hastalardan ayrımı yokÂtur. Bu faktör göz önünde tutularak, ölmek üzere olan hastaÂya da etkin ve gerekli tedavi yöntemleri uygulanmalı, hastanın bakımına önem göstermeli, aile bireyleri hastanın yanında üzüntülerini belirtecek konuşma yapmaktan kaçınmalıdırlar. Hasta, gözleri kapalı, bilinçsiz yatıyor olsa dahi, yanında ölüÂmünün yakınlığından söz etmemelidir; çünkü hasta bilinçsiz olduğu halde bir an için bile olsa bilinçlenip bu sözleri duyaÂbilir. Hastanın bilinçsiz ya da bilinçli ölmesi, yakalanmış buÂlunduğu hastalığa bağlıdır. Eğer hasta ağrı çekiyorsa, ağrı din-dirici ilaçlar mutlaka verilmelidir. Hasta ölmeden önce kendiÂsini bitkin ve yorgun hisseder, nabız zayıflar, solunum ağırlaÂşır ve sonunda durur.
Ölen Hasta, Ölen Hastaya Yapılacaklar, Ölü Hasta
Ölüm nedeni doktor tarafından saptanarak ölüm raporu haÂzırlanır. Ölünün 48 ilâ 72 saat arasında toprağa verilmesi geÂreklidir. Ölüm nedeninin kesinlikle saptanamadığı hallerde, bir otopsi yapılması gerekiyorsa, otopsi yapılması için ölünün aileÂsinden izin alınmalıdır. Ölüme neden olabilecek bulaşıcı bir hastalıksa, ailenin izni olmasa bile, mahkeme kararı ile otopsi yapılabilir.
Hasta Odası Nasıl Olmalıdır, Hasta Odası Bilgileri
Mümkün olduğu takdirde hasta, ayrı bir odada yatırılmalıdır. Bulaşıcı hastalıklarda bu, kaçınılmaz bir zorunluktur. Hasta odası aydınlık, havadar ve derli toplu olmalıdır. Odanın norÂmal ısısı 16-18 derece dolayında bulunmalı, hastanın ateşi yükÂseldiğinde bu ısı düşürülmelidir. Pencere açık tutularak, odaÂnın sürekli havalanması sağlanmalıdır. Yaz aylarında odaya güneşin aşırı derecede girmesi önlenmelidir. Hasta odasının mümkün olduğu kadar gürültüden uzak seçilmesine dikkat edilmeli ve odaya sinek girmesini önlemek için pencereye siÂneklik takılmalıdır.
Hasta yatağı
Hastanın yattığı yatağın her iki tarafı da serbest olmalıdır. IşıÂğın arkadan gelmesine dikkat etmeli, eğer yatağın bir taÂrafı duvara dayanıyorsa, soğuğun geçişi önlenmelidir. TeÂmizlik kolaylığı nedeniyle, madenden yapılmış karyola terÂcih edilmelidir. Hasta çocukların korkuluklu koryolada yatÂması uygundur. Ayrıca, bakıcının hareket kolaylığı yönünÂden, yatağın çok alçak olmamasına dikkat edilmelidir. YaÂtak fazla yumuşak ve çukur olmamalı ve çarşafın altına serileÂcek bir muşambayla yatağın ıslanması önlenmelidir. Yatak çarşafı çok temiz olmalı ve yatağın üzerine gergin bir şekilde serilmelidir. Çarşafın üstüne ikinci bir muşamba ve onun üsÂtüne de bir örtü serilecek olursa, çarşafın kirlenmesi önlenmiş olur. Yastık sık sık düzeltilerek hasta rahatlatılmalıdır. Ayrıca, yorgan, hastaya fazla ağırlık vermeyecek şekilde ince ve hafif olmalıdır. Hastanın rahatça yatabilmesini sağlamak için enseÂsine ve dizlerinin altına yastık konabilir. Solunum güçlüğü çeÂken hastanın baş tarafı yüksekçe olmalı, baygın ya da ameliÂyattan yeni çıkmış hasta düz olarak yatırılmalıdır.
Sırtı yüksek olarak yatan hastanın kaymasını önlemek için ayaklarının ucuna bir yastık ya da durulmuş bir battaniye konÂmalıdır. Yaralı hastanın altına lastik simit, hava yastığı veya termofor konulabilir. Ayrıca, hastanın yatış şekli sık sık değişÂtirilmelidir.
Hasta odasındaki diğer eşyalar, Hasta ürünleri
Hasta Malzemeleri. Hasta odasında ikinci bir yatağın ya da bir sedirin bulunması hasta yatağının düzeltilmesi sırasında hastayı yatırmak için bakıcıya kolaylık sağlayacağı gibi, sürekli kontrol altında tuÂtulması gereken hastanın yanında yatılmasına da olanak sağÂlar. Oturabilecek hasta için odada bir koltuk bulundurulmalıÂdır. Yatağın başucuna konulacak küçük bir komodinin üstünÂde gece lambası, saat, hastanın ilaçları ve su gibi öteberi buÂlundurulabilir. Bundan başka, komodinin gözlerinden de yaÂrarlanılarak hastaya gerekli olabilecek şeyler konabilir. KarÂyolanın ayakucuna bir ateş çizelgesi aşılmalı ve düzgün olarak saptanacak ateş durumu kaydedilmelidir. Eğer komodin dolaplıysa, sürgü ve idrar şişeleri bu dolapta saklanabilir.
Doktor ve ziyaretçiler için de odada birkaç sandalye ve bir masa bulundurulması yararlı olabilir. Hasta odasında buÂlunabilecek çiçeklerin suyu sık sık değiştirilmeli ve çiçek geÂceleri odadan çıkarılmalıdır. Yiyecek ve kirli eşyaların hastaÂnın odasında yeri yoktur.
Hasta odasının temizliği ve dezenfeksiyonu
Birçok hastalığın başlıca nedeni pisliktir. Temizlik, vücudu hastalıklardan korur ya da hastalığın ilerlemesini önler. Her ev kadınının evini temiz tutması, her gün temizlemesi olağandır. Ne var ki, hastalıklarda yalnız evin temizliği yeterli olmaz. Evin ayrıca, dezenfektan maddelerle dezenfeksiyonu gerekliÂdir. Böylece, hastalık mikroplarının üremesi ve yaygınlaşması önlenmiş ölür.
Temizlik sırasında kesinlikle toz kaldırılmamalıdır. Bu neÂdenle temizlik için en uygun araç, elektrik süpürgesidir. ElekÂtrik süpürgesi bulunmadığı takdirde, yerlerin ıslak bir bezle silinmesi gerekir. Toz alırken, kullanılan toz bezi odanın dıÂşında bir yerde sık sık silkelenmelidir. Hasta odasının penceÂresinden silkelendiği takdirde, kalkacak toz odaya yine girer. Yerdeki halı ve kilimler toz kaldırılmadan toplanmalı ve başka bir yerde silkelenip temizlenmelidir. Temizlik sırasında oda pencerelerinin açılması gereklidir.
Bulaşıcı olmayan hastalıklarda, doktor ya da bakıcının hasÂtanın yanma girmeden önce ellerini yıkaması yeterli olabilir. Bulaşıcı hastalıklarda ellerin yıkanacağı suya dezenfektan bir madde karıştırılmalıdır. Bulaşıcı hastalık durumlarında, hasÂtanın kullandığı bütün giyecek eşyası ve tabak çanak gibi şeyÂler odadan çıkartılmadan önce dezenfekte edilmelidir. Bu duÂrumlarda, doktor ve bakıcıların temiz, beyaz önlük giymeleri uygundur.
Hasta Temizliği, Hasta Vücut Bakımı, Hasta Temizleme
Hasta bakımı bir sanat, aynı zamanda bir bilimdir. Hasta baÂkımında pratik bilgiler ve yapılacak işler ancak eğitim yoluyla öğrenilebilir. Eğitimle öğrenilmesi çok güç olan anlayış ve duÂyarlık kişinin kendisine özgü yeteneklerdir ve böyle kişiler çok iyi bakıcı olabilirler. Bu yeteneklerden yoksun kişiler de gerekÂli çabayı gösterdikleri takdirde başarılı olabilirler. Hastanın rahatını sağlamak ve doktoru hoşnut etmek bir bakıcının amaÂcı olmalıdır. Çünkü, iyi bakılmayan hastalarda bakımsızlıktan doğabilecek ikincil hastalıklar ortaya çıkabilir.
Hastanın vücud temizliği, Ameliyat Sonrası hasta bakımı
Hastanın vücut temizliği ve bakımına gereken özen gösterilmeÂlidir. Temizlik, hastanın sağlığı için olduğu kadar hastayı raÂhatlatmak ve yeniden yaşama bağlamak yönünden de önemliÂdir. Ağır hastalar bile temizlendikten sonra kendilerini daha iyi ve rahatlamış hissederler. Her şeyden önce, hastaya bakmakla yükümlü olan kişinin kendi temizliğine özel bir özen gösterÂmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Hastanın temizliği: Sabahleyin yüzünden başlamak üzere sırayla hastanın elleri, kolları, göğsü, koltuk altları, karnı, sırÂtı, bacakları ve cinsel organları sabunlu bir bezle ya da süngerÂle iyice temizlenmelidir. Hasta hareket edebilecek durumdaysa, el ve ayak tırnakları ile cinsel organlarını kendisi temizleyebilir. Temizlik tamamlandıktan sonra hastanın sırtı alkolle ya da kolonya ile silinip pudralanmalıdır. Hasta yıkanırken, suÂyun sıcaklığı hastanın isteğine göre ayarlanmalı, suyun soğuÂması önlenmeli ve vücudun her bölümü ayrı ayrı sabunlanıp durulandıktan sonra hemen kurulanmalıdır. Bu yıkanma şekli sırasında yıkanmayan vücut bölümlerinin örtülü olmasına dikÂkat edilmelidir. Akşamları yalnız ellerin, yüzün ve sırtın temizÂlenmesi yeterlidir. Erkek hastalar, eğer hastalıkları çok ağır değilse, tıraş olmalı ya da edilmelidir.
Ağız ve diş temizliği: Özellikle ağız ve dişlerin temizliği hastanın canlanmasını ve ferahlamasını sağlar. Dişler sabah ve akşam, diş fırçası ile iyice temizlenmelidir. Ağız kokularının önlenmesi için ağız günde birkaç kez dezenfektan bir suyla çalkalanmalıdır. Dil üzerinde paslanma varsa, temiz bir tahta spatula ile pas temizlenmelidir. Takma dişler de fırçalandıkÂtan sonra geceleri temiz bir bardak suyun içinde korunmalıdır.
Dudaklar: Aşırı ateşli hastalıklarda, ateş dudakların kuÂrumasına ve çatlamasına neden olur. Her yemekten sonra duÂdakların temizlenerek kremlenmesi uygundur. Burun delikleÂrinin de aynı şekilde temizlenmesi gereklidir.
Saçların bakımı: Saçların sabah akşam, düzgün olarak taÂranması gerekir. Ağır hastaların saçları, hasta yan yatırılarak önce bir tarafı, sonra öteki tarafı taranabilir. Saçlar hiç değilÂse haftada bir kez yıkanmalı ve uzun süreli hastalıklarda saç kesimi yatakta yapılmalıdır.
Giysiler: Genellikle hastalar yalnız gecelik giymelidir. KaÂdınlar, geceliğin üstüne ince bir lizöz giyebilir. Yatan hasta, duÂrumu ne olursa olsun çorap ve külot giymemelidir. Hasta giyÂsisi, vücudun hava almasını önleyecek cinsten olmamalı ve hasÂtayı terletmemelidir. Ağır hastalara sırtı açık ve belden bir kuÂşakla bağlanan gecelik giydirmelidir. Hastanın terlemesi haÂlinde, hem gecelik hem de yatak çarşafı 24 saat içinde birkaç kez değiştirilmelidir.
Havalandırma: Güneş, ışık ve temiz hava hastayı canlanÂdırır ve hastanın yaşam gücünü artırır. Aynı zamanda, bu üç faktör hastalıkların başlıca dostudur. Ancak, hasta odası havalandırılırken, cereyan olmamasına dikkat edilmelidir. En iyiÂsi, hasta odadan çıkartıldıktan sonra odanın havalandırılmasıdır.
Hasta sürekli kontrol altında tutularak hastalığın gidişi dokÂtora bildirilmelidir. Hastanın genel durumunda kötüye doğru gidiş görüldüğü takdirde hemen doktor çağırmalıdır.
Özellikle hastanın aşağıda belirtilen durumları kontrol edilmeli ve incelenmelidir:
Uyku, iştah, dışkıya çıkma, idrar ve kusma, genel durum, vücut duruşu, deri döküntüleri ve derinin genel durumu, duyu organlarının işlerliği, solunum, öksürük, tükürük ve salya, ağÂrılar, adale krampları ve kasılmaları, baygınlıklar.
Uzun süren hastalıklarda mutlaka bir ateş çizelgesi hazırÂlanmalıdır. Çizelgede ateş mavi, nabız kırmızı çizgiyle gösteÂrilmelidir. Ayrıca, dışkıya çıkış sıklığı, kusma, nöbet gibi duÂrumlar da bir yere kaydedilmelidir.
Hasta ateşinin ölçülmesi: Hastanın ateş ve nabız kontrolü sabah 7-8 arası, öğleyin 12'de, akşamüstü 17-18 arası yapılmaÂlıdır. Isı, yani hastanın ateşi, termometre ile ölçülür. Vücut ısısı, termometre cıvasının yükselerek gösterdiği sayıya eşittir. Vücut ısısını, yani ateşi ölçmeden önce termometre silkeleneÂrek cıvanın dipteki haznede toplanması sağlanmalıdır. Vücut ısısı, yani ateş, koltuk altlarından, ağız ve makattan ölçülebiÂlir. Termometre, koltuk altındaki ter kurulandıktan sonra, kolÂtuk altına yerleştirilir; hasta kolunu indirerek termometrenin yerinde durmasını sağlar. Termometre 10 dakika koltuk altınÂda tutulduktan sonra cıva yüksekliğinin gösterdiği derece okuÂnur. Makattan yapılan ölçmelerde, termometrenin ucuna vazeÂlin ya da krem sürülür ve termometre 5 dakika makatta tutuÂlur. Vücut ısısı ölçüldükten sonra, termometrenin ucu temiz bir tülbentle silinir ve dezenfekte edilir.
Küçük çocukların ve bebeklerin vücut ısısı daima makatÂtan ölçülmelidir. Çocuk sırtüstü yatırılır, bacaklar yukarı kalÂdırılır ve termometrenin ucu makata sokulur. Çocuğun ıkınarak termometreyi çıkartmaması için kaba etler parmaklarla hafifçe sıkılır.
Ağızdan yapılan ölçmelerde termometre dilin altına sokuÂlur, ağız kapatılır ve üç dakika tutulur.
Sağlıklı kişilerin vücut ısısı, 36-37 derece arasında değişir. Sabahları vücut ısısı, akşama göre yarım derece kadar daha düşüktür. 36 dereceden düşük vücut ısılarına kan dolaşımı bozuklukları ya da geçirilen şoklar neden olabilir. 37-38 dereÂce arasındaki vücut ısısı, yüksek ısı; 38 derecenin üstündeki vücut ısısı, ateş; 41 derecenin üstündeki vücut ısıları ise, yükÂsek ateş olarak adlandırılır.
Vücutsal zorlamalar, öksürük, bağırma, ağlama, fizik teÂdavisi, elektrikli yastık, termofor, fazla yemek, sıcak içecekler, alkol, kabızlık vücut ısısını yükselten etkenler arasındadır.
Nabız sayısı, atardamar boyunca ilerleyen düzenli dalga hareketleriyle oluşur. Nabız atışları kalp atışlarına eşit olup, kontrolü bileğin iç bölümünden işaret, orta ve yüzükparmaklarının yardımıyla yapılır. Bir dakika içindeki düzenli vuruşÂlar nabız sayısını verir. Nabız sayısı yeni doğmuş bebekte 135, süt çocuğunda 80-100, çocukta 70-80, yetişkinde 60-70 vuruştur. Yorgunluk ve ateş, nabız sayısını yükselten etkenlerdir.
Solunum: Bir dakika içinde alınıp verilen soluklarla saÂyılır. Dakikada, yeni doğan bebeklerde 40-45, süt çocuklarında 35-40, küçük çocuklarda 20-30, okul çocuklarında 18-20, yetişÂkinlerde 16 kez alınıp verilen soluk normal sayılmaktadır. NaÂbızla birlikte solunum da hızlanır. Solunum hızı, göğüs kafesiÂnin yükselip alçalmasıyla ölçülür. Düzensiz solunum genellikle, solunum organları hastalıklarında, kan dolaşımı bozukluklaÂrında ve zehirlenmelerde görülür.
Vücut ağırlığı (kilo): Uzun süre yatılmasını gerektiren hasÂtalıklarda vücut ağırlığı kontrol altında tutulmalıdır. Hastanın tedavisi ve beslenmesi kilosuna göre ayarlanmalıdır. Hasta beÂbeklerin kilosu her gün kontrol edilmelidir. Bundan başka, beÂbeklerin boyları da en az haftada bir ölçülmelidir.
Dışkı ve idrar: Normal olarak günde bir kez dışkı çıkarÂmak ve üç kez de idrara çıkmak gerekir. Ateş ve dinlenme çoÂğu kez kabızlığa neden olur. Dışkıya çıkmak için kalkamayaÂcak durumda olan bazı hastalar yatakta dışkılamakta güçlük çekerler. Bu hastalara yüksek ayaklı oturak kullanılmalıdır. Ağır hastalarda sürgü kullanılması uygundur. Hasta dışkıya çıktıktan sonra ılık su ile temizlenip kurulanmalıdır. Dışkının rengi, kokusu, sertliği kontrol edilmeli, kuşkulu durumlarda dışkı saklanarak doktora gösterilmelidir. Kullanılan oturak ya da sürgü yıkandıktan sonra dezenfekte edilmelidir. Erkek hastalar idrar için şişe (ördek) kullanabilirler. İdrarın da renÂgi, kokusu, miktarı ve yoğunluğu incelenmelidir. İdrar şişesi kullanıldıktan sonra sıcak ve sabunlu su ile yıkanarak temizÂlenmelidir.
Derideki değişiklikler: Kızamık, kızamıkçık, kızıl ve suçiÂçeği gibi bazı bulaşıcı hastalıklar deride kendilerine özgü döÂküntü yaparlar. Kurdeşen, zona, yılancık, doku hücreleri iltiÂhapları da deride oluşan bu değişikliklerle fark edilirler. Kalp ve kan dolaşımı bozukluğundan oluşan hastalıklar, kansızlık, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları da deride renk değişmesiÂne yol açarlar. Ayrıca, aşırı ter ve derinin aşırı derecedeki kuruluğu, hastalığın teşhisinde önemli rol oynarlar. Albümin beÂlirtisi olabilecek, dokunulduğunda deride çukurlaşma oluştuÂran şişkinliklere de özellikle dikkat etmelidir.
Basınç sonucu oluşan yaralar: Özellikle ağır hastaların vüÂcutları temiz tutulmalıdır. Uzun süre yatılması sonucu, özelÂlikle kan dolaşımı düzensizliği olan zayıf hastalarda, kasların hareketsizliği nedeniyle deride birtakım yaralar oluşur. Bu tip yaralar çoğunlukla kuyruk sokumunda, kürek kemiğinde, toÂpuk ve kalçalarda görülür. Aşırı sıcak, yatak ve çarşaftaki kıvÂrımlar, hastanın aynı durumda sürekli yatması, yetersiz idman ve uzun süreli alçılar bu tür yaraların oluşmasının başlıca nedenlerindendir.
Derinin morarması ve yanıyormuş gibi bir duygu vermeÂsi, derinin duyarsızlığı ilk belirtilerdir. Artan ağrılarla birlikte önce bir kabartı oluşur. Bir süre sonra bu kabartı patlayarak yapışkan bir sıvı akıtır ve yerini açık, büyümeye eğilim gösÂteren bir yaraya bırakır. Yaraların oluştuğu bölgeler temiz tuÂtulmalı, mikroplanması önlenmelidir. Hastanın sık sık yatış şeklinin değiştirilmesi ve hastaya yatak idmanının yaptırılmasıyla bu tip yaraların oluşması önlenebilir.
Istırap, hastanın durumunu belirten en önemli bir işaretÂtir. Ne var ki, eşit derece ve düzeydeki ağrıların tepkileri kiÂşiye göre değişmektedir. Örneğin, doğum sancıları kadının kiÂşiliğine ve yapısına göre değişik şiddetlerdedir. Günümüzde ağÂrı kesici ilaçların kullanımıyla hastaların ıstıraplarını ve ağrılarını dindirmek bir sorun olmaktan çıkmıştır. Ağrıların din-dirilmesi işi doktora bırakılmalıdır. Kuvvetli ağrılar her zaÂman bir hastalık belirtisi değildir. Bazı lösemi, kanserin ilk döÂnemleri, anemi vb. gibi öldürücü hastalıklar çok az ya da hiç ağrı yapmazlar. Bununla birlikte, ağrılar kimi zaman sağlığın koruyucusu niteliğindedir.
Bakıcı, ağrının şiddetini, süresini ve cinsini saptayıp dokÂtora bildirmelidir. Bilinç kaybının çeşitli şekilleri vardır. HasÂtalığın gidişi ağırlaşır, hastanın dikkati dağılır, sorulara yanlış ve anlamsız cevaplar verir. Çoğu zaman hastayla konuşmak olanaksızdır. Hasta saçma sapan şeyler sayıklar. Bilinç kaybı aşırı bitkinlikte, bulaşıcı hastalıkların başlangıcında (verem, tifüs, tifo), yüksek ateşlerde, üremide, zehirlenmelerde, gebeÂlik hummasında, beyin zedelenmelerinde, menenjitte ve ruhÂsal hastalıklarda oluşur. Hasta kesinlikle yalnız bırakılmamalı ve sürekli kontrol altında bulundurulmalıdır. Çünkü, bilinç kaybı halinde hasta kendini yataktan aşağı atabilir, intihara kalkışabilir ya da daha bir sürü akla gelmedik şeyler yapabilir. Bilinç kaybında mutlaka doktor çağrılması zorunludur.
Bilinç kaybının başka bir şekli de baygınlıktır. Baygınlık sırasında solunum ve kalp atışları zayıflar. Baygınlığa dış etÂkenler olarak yaralanmalar, zehirlenmeler, güneş çarpmaları ve diğer kazalar sayılabilir. İç etkenler olarak da bulaşıcı hasÂtalıklar, şeker hastalığı, karaciğer yetmezliği ya da büzülmesi, üremi, felç, sara (epilepsi), isteri vb. hastalıklar sayılabilir.
Yatak çarşafının değiştirilmesi: Çarşafı değiştirmek, yataÂğı havalandırmak ve temizlemek için hastayı başka bir yataÂğa ya da sedire almak gerekir. Eğer odada hastayı yatırabilecek başka şey yoksa, hasta önce yatağın bir kenarına çekilir, kirli çarşaf rulo halinde hastanın yanma kadar sarılır. Boşalan yeÂre temiz çarşafın yarısı yayılır. Sonra hasta temiz tarafa aktaÂrılarak kirli çarşaf alınır ve temiz çarşafın diğer yarısı düzgünÂce serilir.
Hasta Yemekleri Hasta Yemegi Oruc Kuru
Hasta Yemekleri, Hasta Yemeği
Hasta yemekleri ile sağlıklı kişilerin yemekleri arasında temelÂde aşırı bir ayrım olmamalıdır. Hastanın yiyecekleri besleyici ve vitamin yönünden zengin olmalıdır. Hastanın yemeği, hastaÂlığın cinsi ve derecesine göre doktor tarafından düzenlenmeÂlidir. Ancak, bu diyet hasta ve bakıcı tarafından titizlikle uyÂgulanmalıdır.
Hasta Yemek, Genellikle, beslenme çok çeşitli ve bilinçli olmalıdır. Bol miktarda çiğ sebze, meyve ve salatalar, süt, yoğurt, ayran, teÂreyağı, bitkisel yağlar, peynir, bal, haftada iki kez et ya da baÂlık sağlıklı kişiler için olduğu kadar hastalar için de başlıca beÂsin maddeleridir. Tuz yasağı olmadığı takdirde, normal tuz yeÂrine mineraller yönünden zengin olan deniz tuzu kullanmalıÂdır. Hasta yemeği konserve yiyeceklerden hazırlanmamalıdır, çünkü konserve yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan kimÂyasal maddeler yiyeceğin doğal yapısını, yarı yarıya da olsa, yıÂkar ve sağlık için zararlı olabilir.
Ateşli hastanın yemeği
Ateşli hastalıklarda, yani akut bulaşıcı hastalıklarda ve yeÂrel iltihaplanmalarda iştahsızlık hastalığın en belirgin işaretÂlerinden biridir. Bu nedenle, hastalığın başlangıcında görülen iştahsızlıkla uğraşılmamalı ve hastaya kuvvetli gıdalar vermeÂye kalkışılmamalıdır. Daha önemlisi, hasta yemek için zorlan-mamalıdır. Uygun bir diyetin, vücut organizmasının hastalıkÂla uğraşısını kolaylaştıracağı unutulmamalıdır. Hastalığın başlangıcında hastaya yalnız çay ve meyve suları verilmesi en doğru davranış olur. İştahsızlık belirtileri kalktıktan sonra, hastaya önce meyve ve sebze, sonra da yağlı ve proteinli beÂsinler verilmelidir.
Oruç kürü: Hastalık sırasında oruç tutma, vücut organizÂmasının iyileşmesini sağlamak amacıyla, vücudun tamamen aç bırakılarak, organizmanın depolanmış besin maddeleriyle yaşaÂmasına olanak vermek anlamını taşır. Önce, hasta hücreler, mikropların yaydığı zehirli maddeler hedef alınır. Böylece kan dolaşımı hızlanır ve kalori harcaması artar. Bunun sonucu olaÂrak, hücreler temizlenmiş, iyileştirici güçler harekete geçirilÂmiş olur. Oruç sırasında dil paslanır ve ağızda kötü kokular oluşur. Hastaya yalnız su, meyve suyu ya da çay verilebilir. BaÂğırsakların temizlenmesi için de günde bir kez 1/2-1 litre soÂğuk su ile lavman uygulanır.
Oruç kürü, 2-3 hafta süreyle doktor kontrolü altında tuÂtulur. Sindirim bozuklukları, romatizma, eklem iltihapları, şeÂker hastalığı, bez şişmeleri, kireçlenmeler, deri hastalıkları, yüksek tansiyon, astım, böbrek ve safra kesesi taşları bu yönÂtemle tedavi edilebilir. Tüberküloz, guatr, isteri, halsizlik ve habis tümör varlığında oruç yöntemine kesinlikle başvurmaÂmalıdır.
Sıvı maddeler kürü: Hafif bir oruç türüdür ve ortalama 2-3 hafta sürer. Oruç kürü başlığı altında sözü edilen hastalıkÂların tedavisinde uygulanır; özellikle ciddi kalp ve kan dolaşımı bozukluğu hastalıklarının tedavilerinde etken rol oynar.
Günde ortalama dörtte üç litre meyve ya da sebze suyu üç öğüne bölünerek günün çeşitli saatlerinde alınmalıdır. Bu yönÂtemle günde yaklaşık 300 kalori almak mümkündür. Meyve ve sebze suları her gün taze olarak hazırlanmalı ve bekletilmiş meyve ve sebze suları kullanılmamalıdır.
Meyve ve sebze suları meyve presleri, rende, kıyma maÂkinesi, elektrikli karıştırıcı kullanarak elde edilebilir. RendeÂlenmiş meyve ve sebze bir tülbentten süzülmelidir. Bu sular sade ya da karışık olarak içilebilir.
Havuç, domates, pancar, kereviz, turp sıvı maddeler kürü için en uygun sebzelerdir. Sebze sularına limon suyu eklenerek tatlari düzeltilebilir. Tatlı ve ekşi meyvelerin suları da karışÂtırılarak içilebilir.
Temmuz ve ekim ayları arası, meyve ve sebze çeşidi çok bol olduğu için, sıvı maddeler kürü yönünden en uygun zaÂmandır.
Schroth kürü: Johann Schroth (1798-1856) tarafından geÂliştirilmiş bu kür şu sıraya göre uygulanır:
1. Gün: Kuru gün. Her çeşit içecek şeyler yasaktır. Yalnız bol miktarda bayat francala ve kuru erik yenir.
2. Gün: Az miktarda içecek günü. İçecekler: Öğleden sonÂra yudum yudum içilecek ılık şarap; akşam 1/2 litreye kadar soğuk şarap. Yiyecekler: İstenildiği kadar bayat francala ve kuru erik. Öğle üzeri, tat vermesi için üzerine limon sıkılmış ya da şekerli lapa (pirinç, irmik, bulgur ve hamur işleri).
3. Gün: Kuru gün.
4. Gün: Çok miktarda içecek günü. İçecekler: Sabahları 1 bardaktan başlayarak gün boyunca bir litreye kadar ılık şaÂrap. Yiyecekler: 2. günün aynı. Öğle üzeri koyu çorba, lapa ve komposto.
5. Gün: Kuru gün.
6. Gün: Az miktarda içecek günü.
7. Gün: Çok miktarda içecek günü.
Bu kür akşamları terlemeye neden olacağından, sık sık çaÂmaşır değiştirilmeli ve ter kurutulmalıdır. Sabahları ılık bir banyo uygundur. Banyodan sonra hafif bir yürüyüş yararlıdır. Kürün tamamlanmasından sonra ağır yemeklerden kaçınmalı, önce hafif gıdalardan başlayarak kuvvetli gıdalara geçilmeliÂdir. Bu kür, aşırı şişmanlıkta, eklem iltihaplarında oldukça yararlıdır.
İştahsızlık: İştahsızlık, tüberküloz gibi uzun süreli bulaşıÂcı hastalıklarda önlenmelidir. İştahsızlık vakalarında kuvÂvetli ve bol miktarda çiğ yiyecekleri kapsayan bir diyet seçilÂmelidir. Hastaya yeterli beslenmeyi sağlayabilmek için bal, yuÂmurta sarısı ve fındıkla karıştırılarak verilmeli ve bol miktarÂda yoğurt yedirmelidir. Et, yağlı ve sulu yiyecekler iştahsızlığı artırır, kilo artışına ve metabolizmanın zorlanmasına neden olur.
Yoğurt, ayran ve meyve suları en iyi iştah açıcı besinlerÂdir. Bundan başka çeşitli baharat ve doğal otların da iştah açÂtıkları bilinmektedir. Bunun için yemeklere karabiber, sarımÂsak ve maydanoz konmalı ve iştahın açılması sağlanmalıdır.
Tuzsuz diyet
Kalp ve kan dolaşımı bozukluklarında (Özellikle yüksek tansiÂyon), bazı karaciğer ve böbrek hastalıklarında az tuzlu ya da tuzsuz bir diyet uygulanması gerekir. Tuzsuz hazırlanan yiyeÂcekler lezzetsiz olduğundan hastalar tarafından pek sevilmemektedir. Bu nedenle, hastalara tuzsuz pişirilmiş yiyeceklerin yerine içinde tuz bulunmayan bir diyet uygulanmalıdır.
Yemek tuzu, klor ve sodyumun birleşmesinden oluşan sodÂyum klorürdür. Eskiden tuzdaki zararlı maddenin klor olduğu düşünülmekteydi, oysa, yapılan inceleme ve araştırmalar zararlı maddenin, tuzun ana maddesi olan sodyum olduğu saptanmışÂtır. Bu nedenle, tuzsuz diyet için, içinde sodyum bulunmayan, ama bol miktarda kalsiyum bulunan diyetler uygulanmaktaÂdır. Bu kür yoluyla hastanın günde 6 gram kalsiyum alması sağlanır. Bu miktar, günde alınan 2 gram tuza eşittir.
Kür sırasında aşırı olmamak şartıyla şu yiyecekler yeneÂbilir: Tuzsuz tereyağı, süt, sütten yapılmış gıdalar, et ve yuÂmurta.
Yasak olan yiyecekler: Tuzlu ekmek, pasta gibi içinde kaÂbartma tozu bulunan her türlü yiyecek, her çeşit konserve, pancar, ıspanak, margarin yağı, kuyruk yağı, peynir, beyin, deÂniz ürünleri, hazır et suları, maden suları, tuz, hardal.
Soya fasulyesi ve ununda, kuru fasulyede, patates ve sebÂzelerde, şeker ve hamur işlerinde bol kalsiyum bulunur.
Yapay beslenme
Hastanın baygın olduğu ve sindirim organları yoluyla normal beslenme yapılamadığı durumlarda hastayı teknik yöntemlerÂle beslemek gerekir. Yapay beslenmenin üç yöntemi vardır:
Sonda ile beslenme: Bu yöntem, akıl hastaları ile yutma güçlüğü çeken hastalara uygulanır. Lastikten yapılmış mide sondası ağızdan mideye kadar uzatılır. Kronik mide ve duodenum (onikiparmakbağırsağı) ülseri olan hastalarda daha ince olan duodenum sondası kullanılır. Doktorun talimatına göre hazırlanmış sıvı ve vücut sıcaklığındaki gıdalar bir enjeksiyonÂla sondaya boşaltılır.
Lavman ile beslenme: Yaralanmaların sonucu veya urların neden olduğu yemek borusu daralmalarında, kanama olasılığı bulunan mide ülserlerinde hasta lavman ile beslenir. Özel lavÂman aleti ile hastaya glikoz ve tuz karışımı verilir.
Enfüzyon ile beslenme: (Damardan beslenme): Kan dolaşıÂmı zayıflığı, baygınlık ve mide-bağırsak tıkanıklıkları uzun süÂre beslenmeyi engelliyorsa bu yöntem uygulanır. Lavman ile beslenmede olduğu gibi glikoz ve tuz karışımı hastanın topÂlardamarına damla damla verilir. En uygun damarlar, kol ve bacak toplardamarlarıdır.
Gıdanın dağılımı
Beslenme düzenli ve aynı saatlerde yapılmalıdır. Hasta, hiçbir zaman yemek için zorlanmamalıdır. İştahsızlık, öğürtü ve bazı yiyeceklere gösterilen tepki anlayışla karşılanmalıdır.
Yemek hastanın iştahını açacak şekilde hazırlanmalıdır. Bakıcı, giysisine ve ellerinin temizliğine özellikle özen gösterÂmelidir. Yiyecek ve içeceklerin gerektiğinden fazla soğuk olÂmamasına ve taşınırken tabağa dökülmemesine dikkat etmeÂlidir; çünkü önemsiz gibi görünen en ufak şey bile hastanın iştahını kaçırmaya yeterlidir.
Yemekten önce hastanın elleri yıkanmalı ve hasta rahatÂça yiyebilecek şekilde oturtulmalıdır. Hasta yemek yerken çevÂresinde onun iştahını kaçıracak şeyler bulunmamalıdır (sürgü, kanlı bez ya da çamaşır gibi). Hastanın kullanacağı peçetenin de temiz olmasına dikkat etmelidir.Yiyecekler sırayla verilmeli ve ne sıcak ne de soğuk olmaÂlıdır. Hastaların çoğunluğu kendi kendilerine yiyecek durumÂdadırlar. Ağır hastalara, ya da oturamayacak, kendi kendine yiyemeyecek durumdaki hastalara bakıcının yedirmesi gerekir. Yedirme sırasında hastaya çiğneyecek ve yutacak zaman bıÂrakmalı, acele etmemelidir.
Hastaya Evde İlac Tedavisi Organlarin Temizligi
Hastaya Evde İlaç Tedavisi, Hastanın Organlarının Temizligi
Gargara ve damlalar hem temizlik hem de tedavi için kullaÂnılır. Bu nedenle kullanılacak araç ve gereçler kaynatılarak deÂzenfekte edilir. Gargara yapılacak madde genellikle su ile suÂlandırılır. Damlalar, damla şişesi sıcak bir banyo içine konuÂlarak inceltilir ve damlatma kolaylığı sağlanır.
Gözün yıkanması: Yatağı ıslatmamak için başın altına bir muşamba örtü serilir. Hastanın başı yana çevrilir ve gözün hiÂzasına bir kap konur. Gözkapakları iki parmak yardımıyla haÂfifçe açılır ve yıkama suyu 10 cm. yükseklikten gözpınarına akıtılır. Sonra göz bir pamukla hafifçe silinir.
Gözün bu şekilde yıkanması gözkapağı iltihaplarında uyÂgulanır. Göz yıkanırken, yıkama suyu uzaktan ya da doğrudan gözün üstüne akıtılmamalıdır.
Göz banyosunun uygulanması: Göz banyoları için özel yaÂpılmış camdan fincan vardır. Baş öne doğru eğilir, banyo finÂcanı göz çukuruna yerleştirilir. Banyo yerinden oynatılmadan baş arkaya doğru yatırılır. Gözkapakları açılıp kapatılırken, göz daire çizecek şekilde hareket ettirilir.
Göze ilaç damlatmak: Baş arkaya doğru yatırılır. Alt gözÂkapağı parmakla hafifçe çekilir. Hastaya yukarı bakması söyÂlenir ve damla gözkapağının iç kesimine damlatılır.
Göze merhem sürmek: İnce bir cam çubuğun ucuyla merÂhem alınır. Alt gözkapağı parmakla hafifçe çekilir ve çubuk gözkapağının iç kesimine yerleştirilir, sonra gözkapağı parÂmakla hafifçe bastırılarak cam çubuk geriye çekilir. Göz merhemleri bugün sivri uçlu tüplere konmakta ve göÂze kolayca sürülmesi sağlanmaktadır.
Göze sürülen merhemin dağılmasını sağlamak için iki parÂmakla kapalı gözkapaklarına hafif hafif masaj yapılmalıdır.
Burnun yıkanması: Eskiden bütün burun zarı iltihaplarınÂda uygulanan bir yöntemdi. Artık bu yöntem kullanılmamakÂtadır; çünkü burun yıkanırken basınçlı sıvı alın, yanak boşlukÂlarına ve kulağa kadar gidebilmekte ve o bölgelerde iltihaplanÂmalara neden olabilmektedir. Özellikle, nezle ve grip vakalarınÂda burnun yıkanması oldukça tehlikeli sonuçlar doğurmakÂtadır.
Buruna ilaç damlatmak: Nezlelerde, burun kanamalarında ve burun yaralarında çeşitli damlalar kullanılmaktadır. Burun iyice temizlendikten sonra baş arkaya doğru yatırılır, parmaÂğın ucu ile burun hafifçe yukarı kaldırılır ve ilaç damla haÂlinde iki burun deliğine de damlatılır. Damlaların çoğunluğu sümük bezlerindeki şişlikleri gidereceği için hastanın soluk alÂması kolaylaşır.
Yağlı damlalar mikropların yuvalanmasına, efendrinli damÂlalar da etkileri geçtikten sonra burnun fazla tıkanmasına neÂden olduklarından, doktorlar nezle vakalarında tuzlu suyu terÂcih etmektedirler.
Kulağın yıkanması: İltihabın, kulak kirinin temizlenmesi ve kulağa kaçan yabancı maddenin çıkartılabilmesi için doktor ya da uzman tarafından kullanılan bir yöntemdir. Kulak özel bir şırınga ile yıkanarak temizlenir. Yıkanmadan sonra hasta rahatlar. Yıkama sırasında hiçbir acı duyulmaz. Bilinçsiz olaÂrak hiçbir zaman kulak yıkanmamalıdır.
Kulağa ilaç damlatmak: Kulak damlaları dış ve ortakulak iltihaplarında kullanılır. Kulak hastalıklarında merhem ve özel pudra da kullanılır. Hasta, sağlam kulağının üstüne yatar, kuÂlak kepçesi hafifçe öne doğru çekilir ve damla damlatılır. DamÂlanın kulak yolundan gitmesini sağlamak için kulakmemesi yukarı doğru çekilir. Sonra bir pamukla kulak yolu tıkanır. İlacın iyice işleyebilmesi için hasta 5-10 dakika süreyle sağlam kulağının üstüne yatmalıdır.Kulağın kuru tedavisinde, kulak dikkatlice yıkandıktan sonra kurulanır ve kulakyolu içine özel toz üflenir.
Lavman kullanımı, Lavman Uygulama
Lavman birçok amaçla kullanılır. Genellikle şu amaçlar için
uygundur:
1. Temizleyici, yani müshil olarak.
2. Kalınbağırsağın yerel hastalıklarında.
3. Yapay beslenmede.
4. Yatıştırıcı olarak.
5. Bağırsak solucanlarının temizlenmesinde.
6. Bağırsak nörozlarında.
Aşırı kabızlıkta, bazı ameliyatlardan ve kalınbağırsak muaÂyenelerinden önce bağırsakların temizlenmesi amacıyla 40-41 derece sıcaklıktaki suyun içine biraz sabun, gliserin ve tuz kaÂrıştırılarak temizleyici ya da ishal yapıcı olarak kullanılan lavÂman türü en yaygın olanıdır.
Lavman için gerekli malzeme: Isıtılmış bir kap, ibrik, ucu marpuçlu lastik bir tüp, mandal, muşamba örtü, tuvalet kâÂğıdı ve merhem ya da vazelin.
Lavmanın uygulanması, Evde lavman: Hasta bacaklarını hafifçe karnına doğru çekerek yan yatar. Altına bir muşamba serilir. Lastik tüÂpün içindeki havayı almak için önce tüpün içinden bir miktar su akıtılır ve lastik tüpün hava almasını engellemek için ucuna bir mandal takılır. Lastik tüpün ucundaki marpuç merhem ya da vazelinle yağlandıktan sonra marpuç 10-20 santim kadar maÂkata sokulur, sonra mandal çıkartılır. Lastik tüpün diğer ucuna takılmış bir huniye önceden hazırlanmış lavman suyu ağır ağır dökülür. Bu sırada, hasta karın kaslarını gevşetmek için karnından solunum yapar. Normal olarak lavman için 1/2-1 litre su yeterlidir. Lavmanın etkisi dökülen sıvının miktarına, hızına ve ısısına bağlıdır. Lavmanın kullanılması bittikten sonÂra lastik tüp tekrar mandallanır; kısa bir süre sonra marpuç makattan çekilir ve tuvalet kâğıdına sarılır. Hasta lavman suÂyunu mümkün olduğu kadar uzun süre içinde tutmaya çalışÂmalıdır, işlem sırasında yatağın kirlenmemesine dikkat edilmeÂli ve işlem sonunda kullanılan aletler iyice temizlenmelidir. LavÂman için eczanelerde satılan lavman aleti de kullanılabilir.
Basınçlı lavman: Kalınbağırsağa bol miktarda ve basınçlı sıvı gitmesini sağlamak amacıyla yüksekten yapılan lavman şeklidir. Hasta yattığı durumu koruyarak lavmanın uygulanÂmasına yardımcı olmalıdır. Bu yönteme, kalınbağırsağın tamamen temizlenmesi gerektiği vakalarda salık verilir.
Birçok vakalarda gliserin enjeksiyonu ile de kalınbağırÂsakların temizlenmesi mümkündür. Gliserin lavmanı için 5 miÂlilitre gliserinin aynı miktar suyla karıştırılması yeterlidir. LavÂmandan sonra çoğu kez hasta 15 dakika içinde dışarı çıkar.Gaz çıkartmak için, ince bir lastik tüpün makattan sokulÂması yeterli olur. Güçlük çekmeden dışarı çıkabilmek için, bir balon içine doldurulacak 50 mililitre zeytinyağının lavmanla makattan verilmesi yeterlidir.
İlaçlı lavman: Lavmandan önce kalınbağırsakların temizÂlenmesi gereklidir. İlaçlı lavmanın daha uzun süre kalınbağırÂsaklarda kalması gerektiğinden çok az miktar sıvı kullanılmalı ve çok ağır olarak verilmelidir. Lavman ilacının doktor taraÂfından saptanması gereklidir.Bebeklerde ve çocuklarda daha ince lavmanlar kullanılÂmalı ve çocuğun yaşına göre 30-500 mililitre sıvı verilmelidir.
Sonda Nedir, Sonda Kullanımı
Sonda birçok amaçlarla yapılabilir. Genellikle, sonda deyimi idrar torbası ile ilgilidir. İdrar torbasını boşaltmak ya da inÂcelemek amacıyla, idrar yolundan incecik bir tüpün idrar torbasma kadar uzatılması işlemi sonda adını alır. îdrar torbasıÂnın ve yollarının mikroplanmasını önlemek için bu işlemin son derece temiz ve mikropsuz bir ortamda dikkatle yapılması geÂrekir. Bu nedenle sondanın bir doktor ya da uzman tarafından uygulanması gereklidir. Prostat vakalarında idrarın sürekli alıÂnabilmesi için sonda kullanılır.
İnhalasyon Nedir, İnhalasyon Tedavisi
İlaçların gaz ya da buhar halinde akciğerlere verilmesi yönteÂmidir. Bazı maddelerin buharlaştırılarak akciğerlere verilmesi en eski tedavi yollarından biridir. Evlerde uygulanan en basit yöntem buğudur. Buğu maddesi, kaynar suyun içine atılır ve oluşan buhar kuvvetle solunur. Bunun için başın üstüne bir örÂtü örtmek uygundur. Bu yöntem, solunum yollarının açılması ve burun akıntısının sağlanması için kullanılır. Buğudan sonra boğaz bölgesinin üşütülmemesi için hastanın sıcak odada kalÂması uygundur. Astım nöbetlerinde, buğudan çok aerosol kulÂlanılmaktadır. (oksijen inhalasyon)
Aerosoi tedavisi: Bir gazın sıvı bir maddeyle karıştırılmasıyla elde edilir. Aerosol ile, sıvı maddenin akciğerlere kadar ulaşması ve akciğerlerin doğrudan etkilenmesi sağlanır.
Antibiyotik ve sülfamitler de solunum yollarının dezenfeksiyonu için aerosol olarak verilebilir.
İlaçlar
En yaygın tedavi ilaçlarla yapılan tedavidir. İlaçların kullanıÂlışında doktorun talimatı kesinlikle uygulanmalıdır. İlaçlar zaÂmanında ve öngörülen miktarlarda verilmelidir. Eğer doktor tarafından birden fazla ilaç verilmişse, bunların verilmesi geÂreken zaman ve miktarlarının karıştırılmamasına dikkat etmeÂlidir. İlacın hasta tarafından alındığından kesinlikle emin olÂmalıdır. Baygın ve sürekli kusan hastaların ağız yolundan ilaç almalarının bir anlamı yoktur.
Doktor tarafından verilen ilaçlar öngörülen sürede etki göstermiyorsa, bu durumdan doktora hemen bilgi verilmelidir.
Bazı ilaçlar uzun süre saklandıkları takdirde etkilerini ve özelliklerini kaybederler. Bu nedenle, ilaçlar doktora sorulmaÂdan saklanmamalıdır. Bazı ilaçların saklanış özelliklerine keÂsinlikle dikkat edilmelidir.
ilaçlar ancak kana karıştıktan sonra etkilerini gösterirler. İlacın kana karışma süresi ilacın cinsine ve niteliğine göre deÂğişir. Bir ilaç kanla birlikte vücuda yayıldığı zaman, yalnız hasta olan bölgeyi etkiler.
Hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ağız, mide ve bağırsak dokusunu örten zarları tahriş etmeyecek şekilde haÂzırlanmış tablet ve drajeler halinde yapılır. Bazı ilaçlar da daÂmar yolu ile verilir. Damar yolu ile verilen ilaçların etkisi daÂha çabuktur.
İlaçlar genellikle ağız yoluyla alınır. Ağız yoluyla alman ilaçların bir bölümü midede, bir bölümü onikiparmakbağırsağında, bir bölümü de incebağırsaklarda çözülür. Bazı ilaçlar doğrudan doğruya ağız yoluyla kana karışır. Damla halinde olanlar doğrudan dilin üstüne damlatılır, tablet halindeki ilaçÂlar da dil altında eritilir.
İlaçların kullanılışı: Önemli olan hastanın ilacını zamanınÂda ve gerektiği miktarda almasıdır. Bu nedenle, bakıcının ilaçÂları kendi eliyle hazırlayıp hastaya vermesi zorunludur. Sıvı ilaçlar verilmeden önce iyice çalkalanmalı ve ölçüsüne dikkat edilmelidir. Ölçüsünden fazla konulan sıvı ya da toz ilaçlar tekÂrar şişesine ya da kutusuna konulmamalıdır. Genel olarak, ilaçÂların alınış şekillerinin kutularının üzerine yazılması uygun olur.
Çocuklar genellikle ilaç almaktan hoşlanmazlar. Bu neÂdenle bazen ilacın çocuğa zorla verilmesi gerekir. Bu takdirde ilacın acı etkisini hafifletmek için sıvı ilaç mümkün olduğu kaÂdar dilin gerisine boşaltılır.
Drajeler çiğnenmeden yutulmalıdır. Yiyecek ya da içecekÂlere karıştırılarak alınması gereken ilaçlara katılan yiyecek veÂya içecek miktarı fazla olmamalıdır. Çünkü ya ilaç katıldığı yiÂyecek ve içeceğin tadını bozar, ya da yiyecek veya içeceğin bir kısmı artabilir. Yağlı ilaçlar bir miktar sütle birlikte verilebilir. Yağlı ilacın bıraktığı etki bir lokma ekmek yenmesiyÂle giderilebilir.
Makattan verilen fitil, kalınbağırsak zarının ilacı çok çaÂbuk eritme niteliğinde olması nedeniyle, etkisini çabuk gösteÂrir. Kabızlık halinde fitilin etkisi geç görüleceği için, daha önÂce bağırsakların lavman yoluyla temizlenmiş olması gerekebiÂlir. Fitil önceden kılıfından çıkartılır, sonra hafifçe ıslatılarak makattan sokulur. Yetişkinler fitili kendileri de koyabilir. ÇoÂcuklar fitilden hiç hoşlanmazlar ve konan fitili ıkınmak sureÂtiyle atmak isterler. Bu nedenle, çocuklara fitil konduktan sonÂra kaba etleri sıkıca tutularak fitilin erimesi beklenmelidir. FiÂtiller kakao yağından yapıldıkları için vücut ısısında çok çaÂbuk erirler. Bunun için de fitili koruyucusundan çıkardıktan sonra uzun süre elde tutulmamalı hemen makata konulmalıÂdır. Fitillerin serin yerde saklanması uygundur.
Enjeksiyonlar, yani halk dilinde iğneler deri altına, adaleÂye ve damar içine yapılabilirler. Damardan verilen ilaçlar, ilaÂcın doğrudan kana verilmesi nedeniyle çok çabuk etki yaparÂlar. Damar iğneleri doktor, diplomalı hemşire ya da sağlık meÂmuru tarafından yapılmalıdır.
Bazı ilaçlar deri ve müköz dokunun yerel tedavisinde kulÂlanılır. Fakat bu yolla da ilaçların bir bölümü kana karışarak bütün organizmayı etkiler. Göz, burun, kulak, boğaz, bronşlar, idrar yolları, kadının dölyolu gibi organlar da çoğu kez dıştan ilaçlamayla tedavi edilirler. Dölyoluna sürülecek merhem, toz ve sıvı ilaçlar hastanın kendisi tarafından uygulanabilir.
Dıştan tedavi için kullanılacak ilaçlar pudra, merhem, fiÂtil, yakı ve sıvı halinde olabilir. Pudra, merhem ve yakı haÂlindeki ilaçlar temizlenmiş deri üstüne doğrudan uygulanır; geÂrekirse deri üstü bir gazlı bezle örtülür.
Pudra halindeki ilaçlar genellikle yaraların temizlenmesinÂde, pansumanında göz banyolarında kullanılır. Merhem, sıvı ya da yağ halindeki ilaçlar derinin ovulmaÂsında ve masajında kullanılır. Ayrıca, merhemler yaraların iyiÂleştirilmesinde de uygulanır.
Fitiller, daha önce de belirtildiği gibi makattan kullanılır. Dölyolu için kullanılan fitiller doğrudan dölyoluna sokulur.
Yakılar, derinin üstüne doğrudan uygulanır. Yakı kullaÂnıldığında sargı gereksizdir, çünkü vücut sıcaklığında yakı kenÂdiliğinden deriye yapışır.
Sıvı halindeki ilaçlar hem içten hem de dıştan kullanılır. İçten kullanılan sıvı ilaçlar şurup şeklindedir. Dıştan kullanıÂlan sıvı ilaçlar genellikle pansuman, gargara ve buğu için uyÂgulanmaktadır.
Bileşik Nedir? Bileşikler ve Özellikleri Hakkında Genel Bilgiler
Element Nedir? Elementler Hakkında Genel Bilgiler
Evde hasta bakımı hakkında bilgi verir misiniz?
Çok faydalı, velinimet 
Kaynak:msxlabs.org
Yorumlar
Yorumlar
Yorum Gönder