Canlıların sınıflandırılması ilk kim tarafınca ve iyi mi yapılmıştır? İlk sınıflandırma sistemi ve bunun gelişimi hakkında bilgi.
İlk Sınıflandırmayı Kim Neye Gore Yapmıştır?
İlk sınıflandırmayı Yunan Filozofu ARİSTO (M.ö. 383-322) yapmıştır. Aristo, bitkileri otlar, çalılar, ağaçlar; hayvanları da yaşadıkları yere bakılırsa karada, suda ve havada yaşayanlar olmak suretiyle gruplara ayırmıştır. Başka tabiatçılar ise, hayvanları faydalılar, zararlılar ve gereksizler diye gruplandırmışlardır. Tabiatla yapmıştır. Tüm bu sınıflandırmalar, bir tek canlıların görülebilen ve şekli (morfolojik) özelliklerine dayandırılıyordu. Oysa, canlıları sınıflandırma ve gruplara ayırmada, onların tüm özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekirdi. Örneğin, yarasanın bir tek kanatlarına ve uçuşuna bakarak onu kuşlar sınıfında incelemek mümkün değildir. Yarasa tüm özellikleri ile bir memeli hayvandır.
Sınıflandırma, canlıların görünen bir ya da birden fazla özelliğine bakılırsa yapılırsa “sun’î sınıflandırma” ismini alır. Esas sınıflandırma, canlıların, hakiki akrabalıklarına dayalı olarak yapılmalıdır. Kısaca, sınıflandırmada canlıların bir tek bir ya da birden fazla özelliği değildir, tüm özellikleri gözönünde bulundurulmalıdır. Bu şekilde sınıflandırmaya “doğal sınıflandırma” ya da “kök akrabalığına dayalı sınıflandırma (= Filogenitk sistemli, belirli kurallara uyan)” denir. İlk sınıflandırmalar, çoğu zaman sun’î ve doğal grupların bir karışımı olduğundan, içinden çıkılmaz bir vaziyet gösteriyordu.
Sınıflandırmada en minik birimin “tür” bulunduğunu beyan etmiştik. Biyolojide türün ilk tarifini ve “tür” terimini John RAY (Con Rey:1627-1705) kullanmıştır. Bir süre sonra bu kavram Carolus LINNAEUS (Karl LİNNE: 1707-1778) tarafınca geliştirilmiştir. “Sistema Naturea” adlı meşhur eserinde LINNAEUS, biyosistematikte bugün halâ kullanılan “çift isimlendirme metodunu” getirmiştir. LINNAEUS, türlerin durağan ve değişmez olduğuna, bunların ayrı ayrı ve hususi olarak yaratıldığına inanıyordu. LINNAEUS, bir türün fertleri içinde görülen minik farklılıkları ( = varyasyonlar) ve fazlalığı açıklayamamıştır. Ama, LINNAEUS’nin yapmış olduğu sınıflandırma kendinden öncekilerden daha iyidir. Bu sistemde de en minik birim gene “tür” dür. LINNAEUS’nin sınıflandırmada kullandığı ve tanımladığı başlıca gruplar, derslik (clasis), ekip (ordo), tür (genus), tür (species) olmak suretiyle dört tanedir. Bir süre sonra tanımlanan diri türlerinin sayısı arttıkça bu gruplar yetersiz kalmış, kök (filum) ve aile (familya) denilen iki yeni grup ilave edilmiştir. Günümüzde, tabiatta bulunan bir tür tanımlandıktan sonrasında kesinlikle burada bahsedilen yedi gruba bağlanır. Benzer türlerin oluşturduğu daha büyük gruba tür (genus), benzer cinslerin meydana getirmiş olduğu gruplara aile (familya), benzer ailelerin oluşturduğu gruplara ekip (ordo), benzer takımların meydana getirmiş olduğu gruba derslik (clasis) denmiştir. Benzer sınıflar (clasis) kökü (filum), benzer kökler (filumlar) de âlem’i (Regnum) meydana getirirler. LINNAEUS her bir türe Lâtince bir isim vermiştir. Bu anane biyologlarca kabul edilmiş ve böylelikle belirgin bir türün dünyanın her tarafında aynı adla yazılması sağlanmıştır. Meselâ, Canis familiaris (köpek), Canis lupus (kurt), Felis domesticus (kedi), Felis leo (arslan) denildiği vakit, tüm biyologlar hangi hayvan türünden bahsedildiğini bilirler. Burada Canis ve Felis, cinsleri belirten isimdir. Kaide olarak daima cinsin kafa harfi büyük yazılır. Buna karşılık familiaris, lupus, domesticus, leo benzer biçimde türü belirleyen isimler minik harfle yazılır. Sınıflandırma birimi olan tür adlarının lâtince yazılması biyologlar içinde bir kuraldır.
Sınıflandırma, ilim adamlarının kendi gözlem ve yargılarına bakılırsa bir takım minik değişmeler gösterir. Örneğin bir takım sistematikçiler aynı türü hayvanlar âleminde sınıflandırırken, bazıları da bu durumu bitkiler âleminde sınıflandırmaktadır. Günümüzde geçerli olan sınıflandırma, “doğal sınıflandırma” dır. Doğal sınıflandırmada, canlıların kök akrabalıkları dikkate alınır. Bir türün başka bir türle olan yakınlığı bir tek biçim yönünden değildir, biyokimyasal yönden de ele alınmaktadır. Örneğin hemoglobin benzer biçimde proteinlerin molekül yapısındaki benzerliklere dayanarak, bir takım canlılar birbirine akraba kabul edilmektedir.
Yorumlar
Yorumlar
Yorum Gönder