Sözü apaçık söyler, kim duyarsa anlar, söylediğini üç defa tekrar ederdi.
Başını hiçbir tarafa döndürmezdi, icabederse gövdesiyle dönerdi.
“Ancak bir kulum ben, kul gibi yerim, kul gibi otururum, kul gibi içerim!” diyen Resûl-i Ekrem; nâlinini kendi Ta’mir eder, gömleğim kendisi yamardı...
Evini süpürür, toprak bir kapta yemek yer, bir post üstünde yerde yatardı.
İcabettiği zaman bu mütevazı büyük insan Semâvâtı gezerdi...
Boyu ortaya yakın uzunca, omuzlarının arası geniş, değirmi yüzlü, saçları siyahtı.
Ayağını yere kuvvetle basardı.
Göğsü ile göbeği birdi, gülünce dişleri inci gibi parlardı.
Pembe beyaz benizli, başı büyükçe, nûrlu güzel yüzlü, kirpikleri sık, ince ve uzundu.
Gözleri kudretten sürmeli, içine bakmağa imkân olmayan, her iki âlemi gören mübârek gözlerinin rengini târif etmek imkânsızdı.
Yatarken, kalkarken, ilk işi dişlerini misvaklamaktı.
Kızdığı zaman yanakları kızarır, ayakta ise derhâl oturur, oturuyorsa bir yere dayanırdı.
Yolda giderken çocuklara rastlayınca daima onlara selâm verirdi...
“Yaşayışım da ölümüm de hayırdır size.” diyen Resûl-i Muhterem'in şefâatına ALLAH cümleyi nâil eyleye!..
Dr.Münir Derman (k.s.)
Yorumlar
Yorumlar
Yorum Gönder