Çocukken annemle sohbetlerini dinlerken, derdim ki, Anne sanki Hızır hocamız Allah ı c.c. Görmüş ve tanıyor gibi anlatıyor..
*EFENDİ HAZRETLERİMİZİN DAMADI RAHMETLİ HIZIR HOCAMIZ*
İmamlığı esnasında halkın seviyesine inerek sevecen, güleryüzlü, şakacı ve etkileyici üslubuyla kısa zamanda çevresinde bulunanların hayranlığına sebeb olur…
Sevenlerine hem dünya hem ahiret hususunda yaptığı konuşmalarıyla Çukurbostan camisinin cemaati hızla artmaya başlar.. Cemaat camiye sığmamaya başlayınca caminin genişletilmesi kararı alınır….
Kendi elleri ile çizdiği cami projesini kendi elleri ile inşa ederken, arkadaşlarından birisi ilave bölümün dikdörtgen olmasında ısrar eder. Ama Hızır Efendi camiyi girintili çıkıntılı yaptırır. Buna gerekçe olarak da:
*Tarikat ehli dervişler camide kuytu köşeler ararlar* buyurur..
Cami inşaatı tamamlanınca örülen duvarların uzunluğunu bizzat kendisi ölçer. Yevmiyesini almak için gelen ustaya kaç metre duvar ördüğünü sorunca
40 metre cevabını alır..
Hızır Efendi tekrar ölçmesi için usta gönderir. Çünkü kendisi 47 metre ölçmüştür. Duvarı tekrar ölçen usta bu hesabı doğrulayınca işçinin hakkı eksiksiz verilmiş olur….
Bursa Ulu camiinde olduğu gibi kendi görev yaptığı camide de su sesinin olmasını arzuladığı için iç kısma bir havuz yaptırır, hatta içine balık da koyar.. Bahçesini kendi elleri ile diktiği güllerle süsler ve hergün bakımını da kendi yapar…
Birgün yeğenlerinden birisi güllerden birini eliyle tutup kendine çekerek koklamak isteyince:
*Dur Gül öyle koklanmaz*
diyerek, Peygamber Efendimizin simgesi olan gülü iki avucunun içine aldılar ve eğilip koklayarak güle yakışan ince edebe işaret buyurdular..
Yakınlarından bir hafıza:
*“Hafızlık icazetini bana ver ben de sana üniversite diplomamı vereyim”*
diyerek hafızlığa olan özlemini ifade eden Hızır Efendi günde bir ayet ezberleyerek hafızlığını tamamlamaya çalışırdı…
*Eline tesbihini alıp zikretmeye başladığında görenleri özendirecek şekilde zevkle zikrederdi.*
Şeyhinin:
*Bu yolda kendini gizle*
tenbihine sadık kalarak manevi hallerini bir sır gibi saklar, kendini etrafındakilere sıradan bir hoca olarak tanıtmasını iyi becerirdi.
Bu sebeble üstadı bir gün şöyle buyurdu:
*Bu kapıda bazı hocalar manevi hallerini gizlemeyip aşikâr ettikleri için müritlerimizle bizim aramızda perde olmuş ve birçok ihvanın kaybedilmesine sebeb olmuştur. Hızır Efendi ise ihvan ile aramızda köprü olup birçoklarının kazanılmasına vesile olmuştur…..*
Bazılarının Efendi hazretlerinden sonra kendisini şeyhliğe namzet görmelerinden çok rahatsızlık duyar ve her vakit şeyhinden önce ve O'nun elleri ile kabre konulmak isterdi….
Cuma hutbelerinde ve son yaptığı hacda cemaatin huzurunda:
*Tavizsiz yaşayan zatın sohbetinden sonra ruhumu al ya Rab*
diyerek dua ederdi…
İrşat maksadı ile zaman zaman yurt dışınada giden Hızır Hoca efendi Almanyaya gittiğinde büyük bir coşku ile karşılanır.
Gür sakalı, beyaz sarığı ve temiz giyinişi ile temsil ettiği islama Almanlarda hayran olur..
Sohbet ilanı için gazeteye yazılan
*“Efendi Hazretlerinin damadı ve vekili”*
cümlesindeki *vekil* sözüne razı olmayıp silinmesini tenbih eder.
Misafir kaldığı evde yatağının hiç bozulmaması hane sahibine:
*“Ya hiç uyumuyor yahut da yatağını kendi elleri ile düzeltiyor”* dedirtirdi…
Ayrılacağı gün iki tane zarfın içine 300 markı gizlice koyarak
*“Efendi Hazretlerinin kerimesinin hediyesi”*
yazarak bir kenara bırakırdı.
Hocaları o ana kadar hep alan ve isteyen olarak tanıyan ev sahibi hiç beklemediği bu davranış karşısında oldukça şaşırır.
Şaka ve latifeyi şeriatın sevilmesi ve öğrenilmesi için ustalıkla kullanan Hızır Efendi etrafındakileri söz ve hareketleri ile sık sık güldürürdü..
Bir mecliste zengin biri kendisini çok cömert olarak anlatır. Hızır Efendi gizlice kalkıp bir çarşaf giyerek geri döner ve zenginden yardım ister.
Zengin onu yanından kovup bir ekmek parası bile vermez.
Hızır Efendi üzerindeki çarşafı çıkarıp
*Sen bir dilenciye ekmek parası bile vermiyorsun. Nasıl cömert olabilirsin* der..
Cami cemaatinden berber Orhan abi diye bilinen birisi bayram yaklaşınca cemaate gelmeyi bırakmıştı.
Camide asılı gri bir cübbesi vardı. Namaz kılarken onu giyerdi. Hızır Efendi çok hisli bir insandı. Hemen şu şiiri yazıp Orhan abinin cübbesinin cebine koydu:
*EY SAHİBSİZ GARİP CÜBBE*
*TERK EDİLDİN YANLIZ İPTE*
*SAHİBİN ON GÜNDÜR TRAŞ EDİYOR*
*SAYILI GÜNLER GELİP GEÇİYOR*
*UNUTULDUN BAYRAM PARASI İÇİN*
*ASILI KALDIN BU DOSTLUK NE BİÇİM*
Bu manada daha devamı da olan bu şiiri Orhan abi cüzdanında saklar ne zaman okursa ağlardı….
Cemaatten 5-6 kişi onu bir gece çiğ köfte yemeye davet etti. Onlar evde hazırlık yaparken yatsı ezanı okundu, ancak onlar hazırlıkları bitirelim diye cemaate gitmediler.
Hızır Efendi camide namazı kılıp geldiğinde ise bu arkadaşlar evde namaza durmuşlardı.
Hızır hoca sessizce çiğ köfte tepsisini alarak sokağa çıktı ve camiden çıkan cemaate dağıtmaya başladı.
*“Cemaatimden 6 kişi çiğ köfte cemaatidir, onların ikramıdır”*
diyerek herkese dağıttıktan sonra eve döndü .
Çoğu dağıtıldığı halde geri kalanlara da yetecek kadar bereketli olmuştu…..
Şehadetinden 2 ay önce hutbede üç defa üst üste şunu anlatmıştı:
*“ Bir hanımın efendisi vefat edip arkasında iki veya üç yetim kalırsa, o hanım yetimlerini yetiştirmek için saçlarını beyazlatırsa cennette benimle beraberdir”*
*Buhari..*
Bunu anlatır sonra da hüngür hüngür ağlardı….
Zuhurat ve keramete hiç kıymet vermediği halde lüzumunda bunları açığa vururdu..
Hızır Efendi, Malatyanın Darende ilçesine emri bil maruf için gittiklerinde bir havuz etrafında istirahat ediyordu. Abdülmetin hoca şakayla karışık Hızır Efendiye havuzdaki balıkları göstererek:
*Hocam sen bizim kafile reisimizsin. Şu balıkların da bir reisi olmalı. Ona seslenseniz de yanımıza gelse* dedi…
Hızır Efendi ısrara dayanamayıp balıklara:
*“ Ey balıklar Ben Mahmut efendi hazretlerinin damadı Hızır. Şu anda ben bu cemaatin reisiyim. Sizinde reisiniz kimse çıksın şuracıkta önümüze gelsin* diye seslendi..
O anda arkalardan büyükçe bir balık çıkıp öne doğru gelip Hızır Efendiye bakmaya başladı..
Bu manzara karşısında cemaat hayrete düşmüş, Hızır Efendi ise mahcub duruşu ile tebessüm ediyordu….
*Dinin temizlik olduğunu kendine has bir üslubla dile getiren Hızır Efendi, sabunla elini yıkadığında sabunu da yıkar yerine öyle koyardı*
Cemaatine:
*“Lavaboda ağzınızı çalkaladığınızda ilk aldığınız suyu yutun ki yemek kırıntıları lavaboya dökülmesin* buyururdu..
Dünya onun gözünde bir bedenin sığacayı mezardan ibaretti.
Şehitlik mezarlığında bir mezarı olmadığı için çok üzüldüğünden başka bu dünyada gam çektiği hiçbir şey yoktu…
Sonunda çok istediği şehitliğide mezarı da genç yaşında elde etmiş, giderken geride bıraktığı sevdiklerine, bağlı bulunduğu asil yolun kendisine neler bahşettiğini öğreten temiz bir hayat hediye etmiştir….
Şeriatı tavizsiz yaşayan zatın pazar sohbetini dalgın dalgın dinledikten sonra kendisine vaat edilen şehadet rütbesini almak için İsmailağa camisine gelir..
İhvanın ders ve dertlerini dinledikten sonra kuşluk namazı kılmak için kıbleye döner ve bu son namazı olur.
Kulun Mevlaya en yakın olduğu o esnada hain eller vücuduna 7 el ateş eder. Kanlar içinde vücudu yere yığılır..
Sema ehli sofralarında ona da yer ayırırken ümmet bir hüzün yılını daha yaşar..
Ertesi gün Fatih camisi yüzbinlerin gözyaşlarına şahit olur.
Vefat ettiğinde şehitlik mezarlığına defnedilme arzusu sevenlerinden birinin ( Fevzi Başakın) kendi yerini bu şehide bağışlamadıyla yerine gelir…
Takvimler 17 Mayıs 1998 den itibaren sayfalarına yeni bir not düşer..
*36. Nakşi şeyhi Mahmut Efendinin damadı 55 yaşında İsmailağa cami şerifinde şehit edilmiştir….*
Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme her yönüyle benzeyen Efendi hazretlerimizin damadı da hz. Ali radıyallahu anha benzer bir şekilde şehit edilmiştir…
Şehadetinden birkaç ay sonra Şeyhi Efendi hazretleri Buharada Şahı Nakşibend hazretlerini ziyaret eder.
Manada Nakşibend hazretleri zuhur eder ve
*Hızır Efendinin ismi silsile-i şerifte okunsun*
diye tenbihte bulunur…
*Rabbim şefaatlerine nail eylesin*
Yorumlar
Yorumlar
Yorum Gönder