KAYIT 174 Ne büyük müjde… O büyük meclisin tazeleneceğini bize gine Kur-an müjd...


KAYIT 174

Ne büyük müjde…
O büyük meclisin tazeleneceğini bize gine Kur-an müjdeliyor.
Müminler, mahşer tekrar aşk sohbetinin tekrar ihyasıdır.
Resulullahla karşılaşacaz.

Ordaki âlem Cenabı ALLAH’ın nimetleriyle yoğrulacağız. Yoksa başka bir şey değil.
Bunları hissetmededir hüner. Öyle gelişi güzel şeylerde değil.

İstanbul’un, fethedildiği zaman İstanbul geçende anlattık ya Fatih’ten…
İstanbul fethedildiği zaman akşam olunca İstanbul’un kapıları kapanırmış. Fatih öyle emretmiş. Kapılar kapanacak.
Dışarıya çıkmak, içeriye girmek katiyken yasak!
Padişahın emri böyle.
Kapılarda yiğit bekçiler var. Fakat böyle olmasına rağmen Fatih yine kontrol edermiş. Acaba kapıcılar yerinde dikkat ediyor mu diye.
Çok dikkat edin!
Hikâye hatırıma geldi. Gelir bakarmış.
Bir güzel bahar akşamı şehrin kapıları birer birer kapanmış.
Bekçiler vazife başında.
Dalyan adamlar…
Şimdi hayalimize bile getiremiyoruz.
Çünkü hayale getirmek için içimizin temiz olması lazım.

Unkapanı…
Şimdiki Unkapanı Sur’u kapısını bekleyen Yavuz Sinan Çelebi isminde iri bir levent.
Yavuz Sinan ismi.
Sinan kapıları kapamış, kol demirlerini vurmuş. O sırada çıkmış sur’un üstünde oturuyor.
O sırada kapıya dışarıdan hızlı hızlı biri vurmağa başlamış.
Sur’un üzerinden bakmış Sinan böyle.
Beyaz ata binmiş bir adam. Karanlıkta yüzünü seçememiş. Seslenmiş; ‘ne istersin, kimsin’ demiş. Sinan bağırıyor…
‘Kapıyı açar mısın demiş’ aşağıdaki.
Yavuz Sinan birden bire sinirlenmiş.
Bu güne kadar Padişahın kale kapıları akşama kapanacaktır iradesini duymadın mı be herif demiş. Sinan bağırıyor…
Aşağıdan; ‘sen ne biçim adamsın, açıver kapıyı.’

Ulen sen ne biçim adamsın demiş, ben kapıyı açamam demiş.
Padişahın emri var. Git bildiğin yere defol demiş. İlla kafanı bile kopartamam,ben bile kapıyı açamam demiş. Padişahın emri var.
Aşağıda adam Sinan’ın laflarına aldırış etmiyor.
Boyna aç kapıyı diyor. Gümbür, gümbür vuruyor.
Sana istediğin kadar para, istediğin kadar mal, mülk. Hiç kimseye söylemem, bir şey de demem, sen tek şu kapıyı aç diyor.
Üstünden Sinan ulen diyor Padişahın emirlerinden bir kıl payı çıkmak ALLAH bana nasip etmesin diyor.
Padişahın fermanı olmadan şu kapıyı sana santim aralık etmem. Git diyor burdan tepene taş yağdırırım diyor.

O zaman beyaz attaki adam sevinçle bağırıyor.
Kapıcı tez aç kapıyı ben Padişahım diyor.
Birden Yavuz Sinan arkasından buz gibi ter dökmeye başlıyor.“Ahh! Ben ne yaptım” diyor.
Derken gidip kapıyı açıyor birde bakıyor ki Fatih içeri giriyor kapıdan. Kıyafet değiştirerek kapıdaki adamları kontrole çıkan Padişah.
Sinan’a yanaşmış.
Senin ismin nedir aslanım demiş.
Yavuz Sinan korkmuş tabi mırıldanarak Yavuz Sinan şevketlim demiş.
Dile benden ne dilersin demiş Padişah ona.
Sağlığını Padişahım demiş.
Fakat Padişah kesin olarak dile demiş. Emrediyorum demiş.
Eee sen ne zorlu ermişsin be. Emrediyorum dile demiş.
Sinan boynunu bükmüş. Bir cami yapılsın şevketlim demiş.

Padişah o kadar memnun ki canını istese verecek Sinan’a.
Sinan bu kadarla yetinmiş.
Camiyi yaptırmak Sinan’ın daima emeliymiş. Hatırından geçermiş. Daima emeliymiş.
Zaten İstanbul’daki camiler bir boynu bükük…
Süleymaniye de öyle, Süleymaniye de öyle…
Hacer nenenin istemesiyle olmuş.

Bunu daima arkadaşlarına söylermiş. Ulan param olsa da bir cami, bir mescit yaptırsam dermiş.
Arkadaşları; ‘ey sur kapıcısı ne zaman camii yaptıracaksın’ diye alay ederlermiş bunla.
Fatih tez elden emir vermiş. Padişahın emri. Cami yapılsın diye.
Sen meğer ne zorlu ermişsin Sinan dediği Yavuz Sinan, Yavuz Er Sinan diye çağırılmaya başlamış.
İsmi böyle olmuş.
Yavuz Sinan’ın ömrü bu camide ibadetle geçirmiş. Sinan Camii biliyorsunuz işte. İstanbul’da.
Bu camide kendi hakiki yolunu bulmuş. Kalp gözü açılmış. Hakiki bir veli olmuş.
Ölümünden sonra o mahalleliler onu caminin mihrabı önüne gömmüşlerdir.
İstanbul’a giderseniz, gider ziyaret edersiniz.

Ölümünden yıllarca sonra, çok seneler sonra kapı nöbetçilerinden biri şehre girmeğe geçişen bir arkadaşına sur kapısını açmış.
Arkadaşı geç kalmış. Açmış kapıyı almış içeri.
Yani Padişahın emrini çiğnemiş. Ama aradan çoklarr, seneler geçiyor.
O gece o kapıyı açan, arkadaşına kapıyı açanı görünmeyen bir el sarsmağa başlamış.
Sinan öleli 30 sene oluyor…
O emir, akşamları kapanıyor ya.
Bir bekçinin birisi, sur bekçilerinden Sinan ölmüş. Camisinin avlusuna gömülmüş. Veli olmuş gömülmüş…
Ondan çok seneler sonra birisi arkadaşını almış kapı kapandığı zaman içeri.
O gece görünmeyen bir el adamı uyandırmış.
Uyku sersemliğiyle bir şey anlayamamış.
Bakmış ki Yavuz Sinan karşısında…

Yavuz Sinan bakmış, bakmış ulen demiş Padişahın emirlerini utanmıyormusun da çiğniyorsun demiş. Yarın tez elden git Padişahtan özür dileyeceksin demiş.
Kayboluvermiş…

Sabah sur kapıcısı gelmiş arkadaşlarına anlatmış. Demiş ki böyle, böyle, böyle, böyle oldu. Ben demiş Sultanımızdan özür dilemek için gidiyorum demiş.
Ayrılış o ayrılış beyim.
Ertesi günü kapıcıyı surun dışında kendi kendini asmış bulmuşlar.
Yavuz Er Sinan tarafından azarlanan kapıcı işte böyle hayata kendi elleriyle oracıkta nihayet veriyor.

Bugün mahalleli Yavuz Er Sinan’ın türbesini her akşam gider, ziyaret ederler orda ihtiyar kadınlar.
Bu camiler diyip de geçmeyin. Kim bilir bunlarda ne kadar velinin sıvaya elini sürdüğü…
Bu camide bir ruhaniyet var ağam!
Ben dünyanın her camisinde namaz kılmak nasip oldu. Kıldık…
Ama jimnastik şeklinde ama yatma, kalkma. Nasıl olursa kıldık.

Bu camimizde de bir ruhaniyet var. Diğer camilerde yok.
Sonra o kadar da kabarmayın. Ankara’nın birçok camilerinde namaz kıldım.
İmamlarımız genç olmasına rağmen gayet iyi namaz kıldırıyorlar.

Şimdi ağam birazda fıkıhtan anlatalım.
Ezan-ı Muhammedi…
Allahuekber, Allahuekber müezzin efendi okuyor.
Hadisi Kutsi. Ses yok, konuşma yoktur. Allahu Ekber dedim ben.
Eşhedüellêilêheillallah, Eşhedüellêilêheillallah,
EşhedüenneMuhammederrasulullâh, EşhedüenneMuhammederrasulullâh.
Hayyealessalêh,

Hayyealessalêhhadiyin namaza kalkalım demek değildir ağam.

ALLAH O Büyük.
Allahuekber söylüyor…

Bunu kim, inanırım ki Resulullah da Peygamberidir. O bize bildirdi. Şunu etti, bunu etti.
Hayyealessalêh. Mademki o bildirdi içindeki Hayy’la birlikte kalk salata demektir o.
Haydin namaza gidelim demek değildir Hayy.
Gitmek başkadır Arapçada.
Hayyealessalêh…
Dört rekât farzını kılmaya. ALLAH rızası için.
Döndüm Kâbe’ye.
Durdum Huzuru İlahiye.
Uydum önümdeki mubarek, nur yüzlü İslam İmama” dedi mi sesin bitti artık.
Ondan sonra tekrar Hadise giriyor iş.
ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER
Orda artık kelam yok oğlum. Sağa, sola dönmek yok…
“ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER, LA İLAHE ILLALLAH” dedi mi İmam duruyor, Kâbe önünde.
ALLAH EKBER.
Bazısı ‘Kadıkametıs salah’, İmam ALLAHU EKBER.
Olmuyor kardeşim…
Efendim, bilmem Merakıl felahın şu sayfasında…
Ben de biliyorum onu ağam.
Belki içinizde doğmadan evvel okudum. Biliyorum.
Arada bir edepsizlik yapmasın diyedir o.
Kadı kametıssalah’ta bitti mi artık konuşma yok!
ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER huzurdasın.
İmam ondan sonra ALLAHU EKBER…

Kaydın metninin hazırlanmasına destek olan Uğur Bey’den Allah razı Olsun, teşekkür ederiz.[fb_vid id="10153789158839751"]

Yorumlar

Yorumlar