BAKARA Suresi Âyet –286Tefsiri
“Herkesin kazandığı kendinedir…” Herkesin kazandığı hayır ve ilimler, kemalat ve keşifler hangi vecd üzere olursa olsun, ister kastederek, ister kastetmeyerek olsun, nur âlemindendir.
Çünkü bütün hayırlar zatidirler, faydaları kendisine dönük olur. Cehalet, rezillik, günah ve noksanlıklar gibi kötülükler öyle değil. Bunlar zulmani olgulardır, cevherine yabancıdır. Dolayısıyla ona zarar vermez, sonuçları da ona katılmaz. Ancak, onlara kapılmış olması, bilinçli olarak yönelmesi ve kazanmak üzere işe koyulmuş olması başka. Nitekim, bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Sağ ehlinin işlediği bütün iyilikler kendisinden sadır olduğu anda yazılır. Sol ehlinin işlediği kötülükler ise işlenmesinin üzerinden altı saat geçmeden yazılmaz. Eğer bağışlanma dilese, tevbe etse veya pişman olsa yazılmaz. Israr ederse aleyhine yazılır.”
Burada nefisten maksat zattır. Aksi takdirde, değerlendirme farklı olacaktı. Bu durumda, nefse ancak kapasitesi oranında yükümlülük yüklenir, ameller onun için kolaylaştırılır, cehd ve takatının altında olacak şekilde mükellef kılınır, şeklinde bir anlam kast edilmiş olurdu. Hayırdan söz edilirken “kesb” (kazanç) ifadesi kullanılmıştır. Çünkü nefis hayra pek itina göstermez, onun için çaba sarf etmez. Buna karşılık, şer bağlamında “iktisab” fiili kullanılmıştır. Çünkü nefis şerrin çekiciliğine kapılır, bilerek ve kasten onun için çalışır,çünkü nefis kötülüklerin barınağıdır.
“Rabbimiz! Unutursak…bizi sorumlu tutma…” sana verdiğimiz sözü unutursak “ veya hataya düşersek…” senden başkasına yönelik olarak amel işlemek gibi bir hataya düşersek, senden ayrılmaya yaklaşırsak, senden perdelenirsek bizi sorumlu tutma. Çünkü bizler uzak düşmüş garipleriz, sana verdiğimiz sözün üzerinden uzun zaman geçti. Senden uzak diyarlara sefere çıktık. Türlü belalar içinde karanlıklarda sınavlardan geçmekteyiz. Senin huzurunda bir değerimiz ya da miktarımız yoktur ki bizi günahlarımızdan dolayı sorumlu tutasın.
“Ey Rabbimiz! …bize ağır yük yükleme.” Zatımız, sıfatlarımız ve fiillerimiz ile ilgili olarak bize ağır yük yükleyip bizi yerimizde hapsetme, senden uzaklarda bırakma. Çünkü bundan daha ağır bir şey olmaz. “Bizden öncekilere yüklediğin gibi…” Fiil zahirleriyle veya sıfat batınlarıyla perdelenenlere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. “Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme.” Ayrılık ağırlığı, vuslatından yoksunluk, celalin perdesiyle cemalinin müşahedesinden mahrumluk gibi kaldıramayacağımız yükler de omuzlarımıza bindirme. “Bizi affet.” Fiillerimizin ve sıfatlarımızın kötülüklerini affet. Çünkü, bunların tümü bizi senden perdeleyen kötülüklerdir. Affının ve hoşnutluğunun lezzetinin geri çevrilmesi suretiyle bizim mahrum kalmamıza neden olmuşlardır. “Bizi bağışla…” varlıklarımızın günahlarını bağışla. Çünkü, bu büyük günahların en büyüğüdür. Nitekim şöyle denmiştir:
“Günahım ne?” dediğim zaman, cevap vererek dedi ki “Varlığın öyle bir günah ki, başka hiçbir günahla mukayese edilmez.”
“Bize acı…” fena sonrası bahşedilmiş varlık vererek bize acı. “Sen bizim Mevlamızsın.” yardımcımızsın, işlerimizin idaresi senin elindedir. “Bize yardım et.” Çünkü, işlerinin idaresini üstlenen velinin, velayet ettiğine yardım etmesi bir haktır. Ya da sen bizim efendimizsin. Bir efendinin kölesine yardım etmesi haktır. “Kâfirler topluluğuna karşı…” sürekli kötülükleri emreden nefislerimizin kuvvetlerinden, şeytanların askerleri konumundaki vehimlerimizden ve hayallerimizden oluşan ve senden perdelendikleri için bizi de küfürleri ve zulümleriyle senden perdeleyen güçlere karşı bize yardım et.
(Muhyiddin İbn Arabi Tefsir-i Kebir Te’vilat 1.cilt)
Yorumlar
Yorumlar
Yorum Gönder