
KAYIT 106
…
Böyleleri var haaa.
Şöyledir böyledir seni cehenneme sokar. Onu cennetten çıkarır. Ötekine pâye verir var, dolu her tarafta, her tarafta mürşid var.
Her tarafta şeyh var doldu ortalık.
“Şeker yedim!” diyor herif yanına yanaştığın zaman nefesinden soğan sarımsak kokusu geliyor.
Doktorlar nasıl insanın yüzünden hastalığını tecrübeliyse anlarsa Tanrı Doktorları da var sen söylemeden içini dışını anlarlar.
Burada da ol nerede olursan ol.
Bunu şüphe etme bu böyledir ağam.
İstersen hayır de desen bile bu vallâhi de böyledir billâhi de böyledir.
Yemen’den Rahmânî nefes geliyor bana demiştir Cenâb-ı Peygamber.
Gülü getir burnunun altına şöyle koy.
Kokusu beynine yayılır.
Uyuyan adam rüyâda azab şeyi görür.
Rüyâda kendisine işkence yapıyorlar.
Uyurken dışarı böyle terler çıkmağa başlar.
Bedende ter dâneleri hâlinde.
Yusuf’un gömleğini Mısır’da bir yerde biliyorsunuz.
Amma kokusunu Ken’an elinden babası almağa başlar.
Ulan Yûsuf’un gömleği de sen.
Hepsi de sen, senden sana yakın.
Daha ağzındaki pis kokuyu aldığın farkında değilsin.
Bunları temizle,
O perdeyi yırt!.
Köpek kadar da mı olamıyoruz yavv?.
Beş kilometre uzaktan kekliğin kokusunu alır.
Hırsızın bastığı yeri koklat gidip onu buluyor.
Köpek insanın emrindedir.
Bu işe girersen oğlum.
Boncuğunu inci yaparlar.
Kendin de deniz olursun.
O zaman … azalır.
Böylelikle Cebrâil’in dayanıp durduğu deniz kenarına kadar gidersin. Sidretu’l- Muntehâ’ya.
Cebrâil’in durağıdır bu makam diyor.
Cebrâil duruyor. Ordan öteye Rasûlullah geçer.
İnsan geçer.
Rasûlullah’ın nûru var sende o halde sen de onun makâmı var.
Arş orası işte.
“Bu nerden belli ağam?” diyeceksin.
Levh-i mahfuzda yazılıdır.
“Levh ne? levha mahfuz ne?”
Hıfz edilmiş.
“Neden hıfz edilmiş biri mi çalacak bunu?.”
Her yerde işitmişsinizdir.
Levh-i Mahfuz, Levh-i Mahfuz.
Mahfuz hıfz edilmiş demek, hafız hıfz eden demek.
Levh-i Mahfuz hıfz edilmiş kapatılmış, muhafaza altına alınmış.
Neden Muhafaza altına alınmış. Bunu biri mi çalacak.
Hayır efendim Hatâdan mahfuzdur orada hatâ yoktur, demek.
Levh-i mahfuz, Levh-i Mahfuz anladık etrâfı jandarmalarla ne…, yok efendim yok.
Hatâdan mahfuz orada hatâ yoktur demek.
Bir insan şom olursa onun yüzünden bulutta bile yağmur yağmaz.
Şom insanların yüzünden Nuh Tûfanı oldu yâhu Nuh Tûfanı oldu.
Öyle baykuş insanlar vardır ki bulunduğu şeyi(veya şehri) vîraneye dönderir.
Halbuki hakîki müslümanın gönlünden bilgi ırmağı coştu mu ne kokar ne eskir ne de sararır.
Kitaptan öğrenilen bilgi oğlum ezberleme levhasından gelir.
O mahfuz değildir işte yalandır.
“Şu kitap şöyle yazdı, şu Şeyh Efendi böyle dedi.”
“Cumhur dedi”
“Rasûlullah ne söyledi?.”
“Kur’ân-ı Kerim ne söyledi?”
“Kur’ân-ı Kerîm, Rasûlullah’ın sözüdür!” dedi mi, kâfirsin.
Rasûlullah ALLAH’ın radyosu ALLAH söylemiş, onun ağzından bize gelmiş. Bitti bu kadar.
Sen gönül çeşmesini açtı mı neler akar ordan.
Ama efendim bende olmuyor.
Nerede fâre var ise o oğlum fâre çıkarsa bir şeye el uzatırsa ya orda kedi yoktur yâhut varısa bile kedinin sûreti vardır.
Kedi olan yerde fâre çıkmaz. Çıktı mı?
“Efendim bizim evde kedi var ama çıkıyor.”
Kedi tembeldir yâhut kedi kedi sûretidir.
Senin içinde hakiki Nûr-u Rasûlullah’ın perdesi açıksa hiçbir şey girmez.
Sarımsak yesen ağzın mis kokar onun için Rasûlullah: “Sarımsak yiyen bizim içimize gelmesin!” buyurmuş.
Ali’ye de demiş ki: “Ali çok sarımsak ye!”
Haa bizde de yerlerse, e “Aliye öyle söylemiş!”
Ulan Ali’nin ağzı sarımsağı mise çeviriyor.
Niye çok yenir.
Sarımsakta da artık sır mı olur.
Ağzını temizle, her şeyi temizle.
İnsanda nur gizlidir nur nur nur.
Nur vardır dünyâda!
Efendim, hoca efendi nur varmış diyor.
Eee ne soruyorsun bana.
Şâhitliğini arıyorsan bir şey var demektir değil mi?
Ben ehe vardır tamam. O halde bir şey sezdin ki soruyorsun.
Demek ki nur gizlidir var diyen de şâhid demektir.
Doğru yol vardır oğlum ama pusu gizlidir gizlenmiştir pusu.
Durmadan dinlenmeden delicesine bunu aramak lâzımdır deli gibi...
Azîzim size son bir şey söyleyim mi size sersemliği giderecek bir şey bulunmazsa zâten sersemlik olmaz.
O halde sersemlik diye bir şey var ise sersemliği giderecek de bir çâre var demektir.
Bu sözler örtülü sözler, örtülü sözler. Sonunu sorma.
Çünkü söylenecek o kadar güzel sözler, güzel sesler, yüzlerce sükut var.
Fakat ağzına elini koy, bu da hadistir.
Sükut denizdir söylemek ırmağa benzer
Deniz seni aramada sen ırmağı arıyorsun.
Onun için hakîki ruh gözü olanın önünde susmak gerekir.
Ne demek bu?
Kur’ân okurken susunuz, sükut ediniz emri bundandır.
Ruh gözü olanın önünde susmak lazımdır.
Edeb lâzımdır demek.
O halde Rasûlullah’ın ağzından gelen Kur’ân-ı Kerim okunurken rûha hitaptır.
Senin rûhuna dinlemek farzdır.
Rasûlullah’ın hilmi, hilmiyyeti yüz binlercedir. Bir dânecik hilmi yüzlerce dağa bedeldir.
O kadar hilimi vardır ki uyanık adamları bile aptala çevirir.
Yüzlerce gözü olan zekâ gözü olanlar bile onun sözlerinin karşısında şaşırır kalır. Sapığa döndürür insanı.
Nasıl ki şey mağarasına girdiler biliyorsunuz Sevr Mağarasına.
Eba Bekir’le. Rasûlullah Efendimiz Eba Bekir’in dizinde yorgun, başını koydu uyumağa başladı.
Eba Bekir de ayağının orda bir delik var oraya tuttu bir yılan çıkıp da Rasûlullah’ı şey etmesin.
Sıcak iklimde küçük yılanlar çoktur.
Bir aralık ayağını ısırıvermiş bir yılan Eba Bekir’in, fakat ayağını çekmiyor.
Öyle acımış ki yüzünden gözyaşı Resûlullah’ın mübârek yanağına düşmüş: “Yâ Eba Bekir ne oldu?” demiş. “Hiç Yâ Resûlullah!” demiş.
Burdaki “Hiç!” yalan söylemek demek değildir.
“Beni söyletmeyin de üzülmeyin Yâ Resûlullah!” O’nu üzmemek içindir, yalan mevzuunda değildir bu.
Haa Eba Bekir: “Yâ Resûlullah! Şuradan bir şey çıkar da belki size zararı dokunur diye ayağımı koydum!” demiş.
Mübârek, tükürüğünü sürmüş ağrıdan rahat etmiş.
Aha şimdi insanların aklının alabileceği kadar konuş, değil mi?
İşte aha bu tükürük insanın aklının almayacağı hududdan söz!
“Tükürükle yılanı iyi ediyor!” Eee Biz inanırız. “Nasıl iyi ediyor?”
Peygamberin tükürüğüdür! Anladım, Peygamberin tükürüğü niye iyi oluyor.
İşte aklınızın derecesinde onun niye iyi olduğunu söyledi mi bu sefer birbirimize gireriz.
Sebebi var onun niye iyi olduğunun. Sen de iyi edersin onu, tükürükle.
Amaaa içindeki “AHMED” i kullanmak şeyinde. Şefaat burdan başlar, dünyadan başlar.
Şefaat demek, Resûlullah’ın seni elinden tuttuğu değil, içindeki “AHMED” i Resûlullah’ın izniyle kullanmak demektir.
Aha o sıra, atlardan müşrikler inmişler ellerinde kılıçlar demişler:
“Haze’l- Garr, bu magaradadır bu” demişler. Sevr Mağarası.
Demeye kalmamış bir örümcek orayı “min terafillâh” mağaranın ağzını örüvermiş. Bir de güvercin gelmiş oraya yumurtlamış.
Müşrikler: “Aha bu mağara! Yok demişler yav baksana öyle kalın bir örümcek var orda ki sinek geçse (belli olur)!” “Yok demişler içerdedir bu!”
“Ulan demiş sen şaşırdın mı?” demiş. Zâten herifler saatlerce arıyorlar, kızmış sıcağın te’siri.
“Ulan demiş baksana burda koskacaman bir ağ var orda da güvercin yumurtlamış oturuyor, bir sinek geçse delinir, bunlar, burdan yerin dibinden mi geçtiler.” “Geç hadi dönelim!” demiş
O sırada Eba Bekir başlamış titremeye. “Ne oldu Eba Bekir? Eba Bekir!”
Hepsinin kuyruğu titrer oğlum, şakası yoktur, işin şakası yok, iş öyle kolay iş değil.
Resûllah Efendimiz: “Yâ Ebabekir" demiş dizine vurmuş Eba Bekir’in “Lâ tahzen!” Yâ Eba Bekir! Hüznetme, hüznetme!” demiş.
“İnALLAHu Meana! ALLAH bizimle beraberdir!” demiş. ALLAH hepimizle beraber.
ALLAH’ın seninle beraber olduğunu görür gibi inandığın zaman işte Beyazıdi Bestâmî’nin: “Ben ALLAH’ım!” der çıkarsın!
Hiç kimse bişey edemez haa. Bu heriflerden sıyrılıp gitmişler.
Cenâb-ı ALLAH onun önüne bir taş da sokardı, değil mi? Niye sokmadı?
Ben ona lüzum yok. “Benim Kudretim. Bir küçücük örümceğin ağıyla bile insanı durdururum!”dedi Ankebut Sûresinde.
ALLAH istedikten sonra, Taşı gerer örerdi onun üzerine.
“Yâ Habibim al bir toprak atıver, hepisi uyusun!” Yapardı bunu. Onun için! İnsanlar, biraz da insanî tarafı olacak.
Cenâb-ı SallALLAHu aleyhi vesellemin Efendimiz bir gün abdest alıyormuşlar. Ama vakıt az... Kuşu bekleme!.
Dâima gül gibi insanlarla konuşun oğlum.
Kahveye girersen eve gittiğin zaman üstündeki sigara kokusu duyulduğu gibi, gül bahçesine de gidersen üstün gül kokmağa başlar.
Gül gibi insanlarla konuşursan, gül gibi kendinin gülleri kokmağa başlar.
Hani Şirazî söyler ki: “Ben bir gün diyor hamama gittim de yıkandım….
Bayramlarda güllü şeyler, güzel kokular sürünüyorsak kendimizin güzel kokuları çıktı mı o zaman: “İnnî liecidu nefesi’r- rahmâni min kıbele’l- yemeni!”
(Yemen tarafından Rahmani bir koku alıyorum. –Resulullah Efendimiz, Veysel Karanî Hz.leri için Buyurmuşlardı-)
Uzaktan Rahmâni Nefesleri çıkar Resûlullah’ın Mübârek Sem’inine gider. Alır o kokuyu. Size rüyasında görünmeğe başlar.
ALLAH cümlemizi islah eyleye! Âmin!
Bismillāhirahmānirahīm
Elhamdü lillâhi rabbil'âlemin.. Errahmânir'rahîm.. Mâliki yevmiddin.. İyyâke na'budü ve iyyâkeneste'în..
İhdinessırâtel müstakîm.. Sırâtallezîne en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn..
Yâ Rabbi memleketimizi her türlü afattan masun kıl!
Ordumuzu icâb ettiği zaman Mansur u Muzaffer eyle Yâ Rabbi!
Midemize helâl lokma nasibi müyesser eyle! Akıbetimiz hayra tebdil eyle!
Son nefesimizde buyurun: “Eşhedü en Lâ ilâhe illâALLAH ve eşhedü enne MuhaMMeden Abduhu ve Resûluhu!”
Kelimesi ile bize rûhumuzu teslim etmek nasib-i müyesser eyle!
Âhirette Resûlullah’ın yüzünü bizden, gülerek bizi karşılamasını nasibi müyesser eyle! Ellerinden öpmek nasib eyle ya Rabbi!
Bizi Cehennem azabından koru Yâ Rabbi!
Âhirette bizi Seni memnun edecek kullarından eyle Yâ Rabbi!
Lillâhi’l- Fatiha![fb_vid id="10152563951184751"]
Yorumlar
Yorumlar
Yorum Gönder