KAYIT 118 Hattâ gözünden yaş eksik olmasın oğlum!. Yediğin ekmek bile senin...


KAYIT 118

Hattâ gözünden yaş eksik olmasın oğlum!.
Yediğin ekmek bile senin gözünden gelecek yaşa mâni olursa, onu da yeme.
Bu lakırdıları bulamazsın, içine sok yoğur, sokaktan aldığın çiğ eti yemezsin lahanayı da yemezsin piştikten sonra…
Aha bunları kafana koy gönlün onu pişirir senin, bir gün: “Haaa Hoca Efendi böyle söyledi!” dersin.
“Efendim felan filozof şöyle söyledi.”
Filozof diye bir şey yoktur. Filozof, düşüncesiyle kendisini yiyen heriftir.
Filozof dedikleri şey, kendi düşüncesiyle kendini yiyen adam şöyle olduysa böyle çıkacaksa karagöz oyunu.
Ne kadar zekâ, ne kadar bilgi, nice anlatış vardır ki yolcuya harâmi kesilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de bir “Beyt-i Ma’mur” diye bir Âyet-i Kerîme vardır.
Hâfız Efendi Beyt-i Ma’mur hangi sûrede hatırında mı oğlum?
Beyt-i Ma’mur diye bir kelime geçer. Ma’mur Beyt, ev demektir.
Beyti Ma’mur ikmal mimar, hep ordan gelir.
Beyti Ma’mur Kâbe’nin tam hizâsına, Kâbe burada mı tam hizâsında ve gökte bulunan meleklerin kıblesi olan bir mâbeddir Beyt-i Ma’mur.
Ha bu bir Beyt-i Ma’mur’u bir araştır bakalım nedir.

O Beyt-i Ma’mur’da insan oğlum.
Vücûduna bir bak oğlum aha şöyle bir bak.
Sen bakıyorsun, tırnağın büyüdü mü yâhut sivilce var da koparayım mı onun için bakıyorsun. Başka türlü bak şimdi. Vücûduna bak!
Bu cüz’üler bu parçacıklar nereden toplanıp geldi.
Kimisi suya kimisi toprağa kimisi yele kimisi ateşe mensub kimisi arştan gelmiş. Kimisi Ferşten kimisi güzel kimisi çirkin bu etin içindeki şeylerin.
Burada yavaş yavaş bağırsaklarına git de bak ne çirkinlikler var...

Karlı havada, fırtınada bir Han’a konaklayan çeşit insanlar yan yana sığınırlar biliyorsunuz.
Doldu mu şeye, hatta düşmanın bile olsun dışarıda fırtına var sığındın haa.
Fırtına kar geçti mi hepisi bir tarafa dağılır ya, fırtına korkusundan bu Han’a girmişlerdir.

Hepisi geldiği yere dönmeğe kaçar dönmeğe çalışır.. Bu Hanlar şimdi yok.
Garibler vardır bilirsiniz eskiden çoktu. Bunlara ziyâfet çekmeğe, çok iyi dikkat edin bu kelimeye haa ALLAH garibe ziyâfet çekmeyi köylülere vermiştir, köylülere.

Yoksul doyurmak da köylülere verilmiştir, göster bana (köylü dışında) bir yoksul doyuran…

Ve Beytu’l Mâmur… aha Beytu’l Mâmur.

Köylülere vermiştir. Köye gidersin zavallı adam bir ayran kor önüne ekmek kor. Şunu yapar bunu yapar seni ağırlar gidersin.
(O köylü) Şehre geldiği zaman: “Nasılsın beyim?” “Merhaba Hasan ağa!” Felan…
Evine hiç götürenleriniz olmuş mudur?
“Hâyır!” dır. Niye götürmedin sahavetsizliğinden mı edebsizliğinden mi?

Hayııır. ALLAH müsaade Etmiyor, köylüye Vermiştir o rütbeyi.


Cenâb-ı Peygamberin bir Hadis-i şerifi, “her pay eden cehennemdedir” diyor. Pay, pay.

“Aha yarım ekmek benim, yarım ekmek senin”
Pay, cehennemdedir o, bunu anlamak için çoook uğraşmak lâzım. Hadis bu.

Amaaa, ALLAH için pay değil haaa, kendin için pay!.
Onun için eski İslâm’lar oğlum benim zamânımda küçüklüğümde bir kaptan yemek yerdik, aha bu hadisten korktukları için babam.


Herkes kaşığını alır aynı kaptan yemek yerdik ama hepisi temizdir.

“Her pay eden cehennemdedir!” der Cenâb-ı Peygamber.
“Aha senin, ahaa benim…” “ALLAH için başka!”
Onun için rızıklar. Bilmem neler.
“Efendim şimdi bir kaptan mı yemek yiyelim?”
Yok efendim geri dönemezsin oğlum.
Yere düşen yağmur, bir müddet geçecek ki ondan sonra tekrar buhar olsun da şey olsun, yağmur olsun.

Yere düşen dereden nehre teeee denize gidecek, denizden çıkacak yukarıya.
Sen zannediyorsun ki derelerden de sıcakta buhar çıkıyor havaya ahaaaaa gök, denizden gelmeyen buhardan bulut yapmaz.

“Efendim felan meteoroloji profösorü dedi!”
Ben de gök profösorüyüm oğlum, Âyet var bunun hakkında.
Her yere düşen damla denize müncer olmadıktan sonra tekrar bulut olmaz.

O halde yaşlılara hürmet, sünnettir. Aha o sünneti kaybettik yaşlılara hürmet edersek o Pay Hikayesinden de kurtuluruz.

Bu asırda, bu yaşadığımız asırda yaşlılara iki yerde hürmet ediliyorlar başka yok.
Ne o? Yıkık köprü varsa ilk defa onu sürüyorlar “sen geç” diyorlar, tecrübe hayvanı gibi.

Yemeğe oturduğun zaman yemek sıcaksa, ilk defa ona tattırıyorlar dili yansın diye, artık kötülüğü düşün. Açığı bu, gizlisini sen düşün.

Oğlum kurt zâlimdir amma, hilesi yoktur, hile insanlara aiddir.
Nasıl ki kını görülür amma, kılıç gizlidir aha onun gibidir.

ALLAH için verilen cezâda, acele etmek doğru değildir.
İnsanlar kendi hiddeti için acele ederler.
Bir insan, kaza ve kadere katiyyetle inanır ve razı olursa insandan hiddet gider oğlum.

Kaza-kaderin deliğini kapatmağa çalışır.
Ama, kaza-kaderin de binlerce deliği var oğlum.
Onun için Resûlullah’ın şeriatında ihsan da var cezâ da var.

Padişah sarayda köşkünde oturur, atı da âhıra bağlanır biliyorsunuz değil mi?.

Adâlet, herhangi bir şeyi, lâyık olduğu yere koymaktır.
Kur’ân-ı Kerimin, yerde olmaz, onun yeri orasıdır, oraya koyacaksın.
Zulüm de, lâyık olmadığı yere bir şeyi koymaktır.

Onun için cezâ ve ihsanı koymasındaki Cenâb-ı ALLAH’ın murad, ALLAH’ın yarattığı hiçbir şeyde abeslik yoktur, abes değildir.
Kızgınlık, hilm, öğüt, hile hepisi doğrudur.
Efendim, kızgınlık, hiddet, cinâyet, zülm yapmak nasıl doğrudur?
ALLAH mı koydu bunları, doğrudur?

Bunların hiç biri mutlak olarak hayr değildir.
Aynı zamanda, mutlak olarak şerr de değildir.
Konmuştar ama, ne mutlak olarak hayrdır ne mutlak olarak şerrdir.
Her birinin yerinde faidesi vardır, yerinde de zararı vardır.

Onun için Cenâb-ı ALLAH Kur’ân-ı Kerimde buyuruyor:
“Allemel insâne mâ lem ya’lem” daha bir çok Âyetlerde, bilgi insana vâcibdir.

“Bana bilgi yoktur!” dedin mi, “lüzum yoktur!” dedin mi günaha girersin.
“Böyle bir şey yoktur!” dedi mi, “Bana lüzumu yok ben vâcibi yapmayacağım!” dersen küfre girersin.
Fakat “Vâcib diye bir şey yok!” dedi mi tamam hiristiyandan daha aşağıki merdebeye inersin. O çünkü ALLAH’a inanır.

Mesela bir yoksul yetime yapılan öyle cezâlar vardır ki sevap bakımından ekmekten de helvadan da hayırlıdır, yoksula.

Cezâ vereceksin yoksula ona helva vermekten de hayırlıdır. “Nasıl olur?”
Gördün sokakta herif ki, gitmiş açlıktan pis şeyleri yiyor, tokatı gerersin herife.

Aha bak burada namaz kılıyoruz kapıda şimdi çıkacağız zaman sadaka isteyen bir serseri herif var, ne namaz kılıyor ne oruç tutuyor! “Nerden biliyorsun?”
Oğlum ben doktorum, benim röntgenim var.
Aha bunu o yoldan sapıtmak, ona helva vermekten daha hayırlıdır, gitsin çalışsın!

Aha Hadis bu.
“Efendim kapına geleni çevirme.”
“Fe emmel yetîme fe lâ takher” “Ve emmes sâile fe lâ tenher”
Sen doğmadan ben o Kur’ân-ı Kerimin Âyetini biliyordum.
Kur’ân-ı Kerim herkesin yanına inmez, abdestli olanlara aitdir o.
“Lâ yemessuhû illel mutahherûn”
Kur’ân-ı Kerimi sokaktaki zınbırtıya dımbırtıya, itine köpeğine tatbik edemezsin, insana…
Kendisindeki Nur-u Resûlullah’ı harekete geçiren sizin gibi Secde-yi Rahmana kapanmaya (kapananlara) aitdir Kur’ân-ı Kerim.

Onun için vaktinde bir tokat vur da, boynu vurulmaktan kurtulsun.
… de var bu işte, zindan da var oğlum.

Onun için böyle yapmak ALLAH’a hamd etmektir.
ALLAH’a hamd etmeyen kıbleyi tanıma kabiliyetini kaybetmiş insandır.
ALLAH’a hamd etmeyen insan kıbleyi tanımak kabiliyetini kaybetmiş heriftir, bilmez o anlamaz onu.

(Devamı sonraki kayıttadır…)[fb_vid id="10152814219324751"]

Yorumlar

Yorumlar