KAYIT 142 Veysel Karanînin resmini göstereyim size, o zaman diyeceksiniz resim ...


KAYIT 142

Veysel Karanînin resmini göstereyim size, o zaman diyeceksiniz resim var mıydı?
Resim yalnız kağıtlan yapılmaz ki oğlum sözlen de resim yapılır. Kaşı şöyleydi, burnu şöyleydi, boyu şöyleydi, eli şöyleydi. Eskiden resim yoktu ama şemail vardı. İnsanın şekli vardı. O şekli söyleyeyim size.
Veysel Karanî hazretlerinin, olur ya insan dururken Amerika’da görür kendini, Amerika Reisicumhuruynan otur yemek yer rüyada. Hiç tanımadığı halde. Denizin dibinde seyahat eder, uçar insan rüyada. Ben de bir gecede tesadüfen sen Amerika Reisicumhurunu görmüşsün ben de Veysel’i gördüm. Nasıl gördüm onu anlatayım işte resmi ortaya çıkar.

Hazreti Veysel orta boylu, etine dolgun birisi. Omuzları geniş, siyah uzun saçları, kulak arkalarına doğru yele halinde, geniş alnına karışık bukleli saçları dökük, taramamış saçını. O kadar kendini Allah’a vermiş ki cesediyle uğraşamıyor. Bitli demek değil oğlum! Kömürlükten de çıktığı değil! Vermiş kendini…
Sol gözünü bir bukle saç daima örtmekte, o saçlar düşmüş aşağı gözü de kapalı o saçla.
Gözünün önüne getir güzel bir aslan suratı.
Hafif şöyle eğri bir burnu var. Kalın ve muntazam dudakları var. İnce dudak hile dudağıdır oğlum. O kadar büyük de, o da zenci dudağıdır, öyle değil. Seyrek, iri, büyük ve temiz dişleri var. Burun kanatları daima vücuduyla birlikte açıp kapanmakta.. “huu huu!” nefes aldıkça burnu da nefesiyle beraber, hani Arap atları vardır onun gibi. Yağız bir yüzü var, siyah çenesini 4 parmak aşağı uzanmış, mütecaviz karışık hafif içinde ak bulunan, rüzgara baş eğen bir sakal. Rüzgar ne taraftan vurursa o tarafa gidiyor, rüzgara karşı gelmiyor, baş eğiyor, nerden gelirse o tarafa savruluyor sakalı, keçi sakalı gibi dik inat değil. Sırtını bile istila etmiş kıllı bir vücudu var Hz.Veysel’in.
Yalın ayak, baş açık, dünyaya bakmayan, başka âlemeleri seyrettiği belli ateşiiin gözleri var.
Elleri iri parmaklı, üstleri kıllı.
Kimi yeri yırtık fakat temiiiz bir maşlaha sarılı.
Elinde kalın, eğri-büğrü bir asa var, baston.
Omzunda küçük bir tulumda SU var.
Etrafına bakarsan kızgın ateşin bir ÇÖL, DEVEler.. İşte Karranlı Hazreti Veysel karşınıza getirdim aha bu Hazreti Veysel…
ÇÖL de nasıl hararetten baktığımız zaman, her taraf şöyle titrer sıcaktan ihtizaz halindeyse, Veysel’in her tarafı ALLAH lafz-ı celiliyle durmadan SALLanıyor böyle.. dudakları daima aralık.. bu lafız “ALLAH”kelimesi ciğerden geliyor, dilin söylediği ALLAH değil oğlum!

Bütün ZERRatı ile, zikri ile hem-ÂHenk, sağ elin avucunun içinde de siyah bir NUR var. AK NUR Ak Nur.. insan gözü büyüklüğünde.. olur ya ben olur insanda, yüzünde felan.. onunda var elinde.. Veysel’in televizyon âleti bu işte haahh!. Her hakikatı aksettiren siyah renkli bir AYNa bu.
Veysel’in yemekle alakası yok, bulursa yer, bulmazsa da arzusu yok! Onu ALLAH doyuruyor çünkü. Hem de bizim doymak-yemek diye bildiğimiz tarzda değil haa. Midene alıyorsun, kanına geçiyor, kalbine gidiyor. Öğütüyorsun! Eee O’nun kalbinden gelirse, mideye de iş yok!
Çölde her yerde ALLAH ile Resûl arasında bütün Ruh-Cesediyle her AN raks ediyor, seyahat halinde Vesel... Dönüyor boyuna.. Veysel muazzam bir barut yığını halinde olduğu için, ateşin nur olan Resûlü görmemeiştir zira ateş alır AN-ı vahide infilak ederdi.
Efendim, bir odayı doldur bu odayı istersen içine gazyağı dök biraz sonra söner. Ama odanın içinde barut olursa bir çakmak şey berheva eder, barut olmak lazım. ALLAH kelimesi karşısında “HİÇlik YOKluk Fakirlik” timsali Veysel.. ALLAH lafzının durmayan insan şeklindeki ahengi hoparlörü..
Âlem-i Misalde Hazreti Veyseli bu halde bu şekilde gördüm aha ANLAttığım şekilde..
Kendisine, rüyada da konuşur ya insan ağzının kilidi yok ya.. Gördüm seyrettim..
Kendisine dedim ki: “herkese uyandığım zaman Anlatacağım ya Veysel gördüm seni”diye.. kalın dudakları iyice açıldı tebessüm etti.. ve “Yâ İlahî çok uyur GÖZden, çok yer karından sana sığınırım!” dedi.
Mütebessimini, onu gülmesini izin bilerek ben de size gördüklerimi aha şimdi söyleyeceğim.. Güldümü tabi şöyle etti “yooo!” deseydi... İzin verdi demek güldümü insan. Kum Çölünün namütenahi ZeRRelerinin ve kızgın havasının Zikr-i İlahîsine kendini kaptırmış, bütün Zerrat ile “ALLAH!” haykırıyor Veysel! Bir an bile bir şey ALLAH ile arasına giremiyor. Veysel iş yaparken, Veysel konuşurken bile bütün vücudunun ZeRRatı gözle görülür şekilde daima ZiKiR ve Harekette. Veysel ilk defa görünürde ma’murelerden uzak, büyük şehirlerden uzak, bomboş çölde dolaşıyor zannedersin. Fakat Ma’murelerde olan boşlukta!.. Veysel hakiki Ma’mureye yakın ve onu seyrediyor daima. Dünyanın en murassa, en muhteşem libaslarından, elbiselerinden daha kıymetli bir HIRKA var üstünde Hazreti Veysel’in.
Rasûlullah (s.a.s.)’ın kendi giydikleri, Veysel’e hediye ettikleri HIRKA süslemekte üstünü.
Rasûlullah Efendimiz, irtihal-i dâr-ı İlliyyin etmeden evvel “Veysele bu HIRKAyı götürüp vereceksiniz, giyecek, Ümmetim için DUÂ edecek” demiştir.

O HIRKA, aha o HIRKA şimdi İstanbul’da Emanet-i Mübarekedeki duran HIRKA’dır hah!.
O HIRKAya, melekler bizim gözümüzle görülmeyen yüzlerini sürmekte.. Fahr-ı Âlemin vücudunun hararetiyle GÜL KOKusuyla ısınmış ve ıslanmış bir HIRKA…
Kim bilir hangi Mübarek Hayvanın yünüyle dokunmuş bu hırka.
Rasûlullah(s.a.s.)’ın cesedine sürülen bir şeyi, başkası biri cesedine sürerse cehennem azabı ona, ateş yakmaz onu!
Rasûlullah söylüyor, ben söylemiyorum, neyim ki ben söyleyeceğim zaten!

Cebrail(a.s.)in içinde Rasûl’ü gördüğü HIRKA.. belki eliyle meshettiği bir hırka.
Zü’l- CeLÂlin yani Cenâb-ı ALLAHın Nazar-ı Akdesinin her an çevrildiği Resûl’ün Mübarek Vücudlarını örten hırka.… Nazar-ı İlahî ile daima yıkanan bir HIRKA…
Bu HIRKAnın altında olanı artık sen düşün oğlum!
İğri-büğrü bir adam giriyor Albay elbisesi, “Albayım!” diye başına bulunuyorsun! Çıkardı mı elbiseyi selam bile alan yok!
Amaaa, tam bir adamasa elbisesini de çıkarsalar yine değişmez.. ama bu HIRKA onlara benzemiyor.. o halde bu hırkanın alıtında olanı sen düşün!. O HIRKAnın hediye edildiği İNSANı düşün! Gıbta Hududunun çok üstünde bir Nazarla seyredilecek bir HIRKA.. basit bir HIRKA, fakat cihan değer bir HIRKA.. şakası yok HIRKA-yı ŞERÎF bu HIRKA işte oğlum!..

Hırka, manto.. şimdi HIRKA diyemiyorlar Git bir yere de, mantocu dükkânına gir, de ki: “Efendim bana bir hırka ver!”, gülerler sana!
“Niye?” Hırkada bir edeb vardır oğlum! Şimdiki mantoda edeb yok! Paltoda da yok!
Koyunun yünü alınıyor 80 türlü yerden geçiyor.

İzn-i İlahî ile giyilen bir HIRKA, öyle bir hırka ki her türlü libasa ârız olan Güve ve hâşâratın sineğinin edeb duyup yanaşmadığı bir HIRKA!
Şimdi bu baştan anlattığımdan beri 18 defa HIRKA kelimesini kullandım ben. Sayıyorum, tesâdüfen ama bu. Bu da bir sebeb ile ALLAHtan olmuştur haa!
18’i 1 8 daha ne eder? 9 eder. Eder ki Esmâ-i İlâhîyyenin adedir bu da.

Bak Veysel neler söyletti bize.
Bunu anlayanlar bilir, îzaha lüzum yok oğlum!
Geç işte anlarsan anlarsın. Anlamazsan de ki: “Attı herif!” de. (Haşa)
Biz zâten lakırdılarda atmayız! Anlamayana “atma” gelir o!
Yalnız çifte atarız bazen haaaa!. Çifteyi yiyen de ya hastâneye gider yahut kıkırdar!

(Devamı sonraki kayıttadır…)[fb_vid id="10153294882639751"]

Yorumlar

Yorumlar