KAYIT 144 Biraz da bu gün Kâbe’den bahsedilim! Kâbe diyoruz, Kâbe nedir? Kâbe’n...


KAYIT 144

Biraz da bu gün Kâbe’den bahsedilim! Kâbe diyoruz, Kâbe nedir?
Kâbe’nin diğer ismi de Beytullah, ALLAH’ın evi! ALLAH’ın evi olur mu? Oluyor!..
Hacı Ömer Efendinin apartmanı, bilmem felan Pâdişahın sarayı!
ALLAH’ın evi! Yahut Beytü’l- Muazzama, en Büyük EV...

Kâbe dünyânın en şerefli, en mukaddes, lâ-mekâna bakan mekânı, ruhların niyaz ve teveccühü buradan lâ-mekâna gider. Lâ-mekânın, mekânda görünür kapısıdır bu mubârek yer!
Duâlar arzular orada kabul olur. Huzûra oradan girilir.
Meleklerin, velîlerin toprakta uğrağıdır orası! Mi’rac-ı Nebî oradan başlamıştır.
Nidâ-yı Resûl, Hirra Dağı’ndan oradan dünyâya yayılmıştır.
Kelâmullah, o topraklarda Kalb-i Pâk-i Resûl’e verilmeye başlamıştır.
Orada her şey sâkin, gök insana çok yakındır o yerde. Giden hacılar var içinizde, bilir.
Kelâm-ı İlâhînin heybetinden her zerresi toprağın, ALLAH’ı tesbih etmektedir o yerde.
Milyonlarca rızâya koşanların çevrildiği MAKAMdır orası.
Hiçbir an yoktur ki, o Makama çevrilmemiş İnsan bulunmasın!.
Lâ-mekanın mekânı Beytullahtır oğlum.
Resûlun mubârek ayaklarını bastığı o topraklar.
Mubârek sadrlarına giren hava, o havadır. Rahmetin kaynağıdır o makam.
O makama yapılacak hürmette biraz beşerî koku veyâ riyâ gizlenebilir.
Uzaktan yapılan hürmette ise Havf ve Sevgi vardır.
Bundan dolayıdır ki, Resûlullah bile Rûh-u Muallâlarını uzakta Medîne’de teslim etmişlerdir.
Resûlullah’a yapılacak hürmet ile Kâbe’ye yapılacak ta’zimin ayrılması muradı olduğu içindir bu ayrılık.
İkilik girer, kıskançlık girer ortaya.
Resûl, Kâbe’de olsaydı hürmet dağılacak, ortaya hürmette ikilik ve kıskançlık çıkacaktı.
Resûller Târihi tetkik edilecek olursa, yâni Peygamberler Târihi…
Bütün Resûllerin, Peygamberlerin, Nil, Filistin, Hicaz, Ceziretu’l-Arab Mıntıkasında İlâhî Vahiylerini aldıkları görülür. Ak Deniz kıyılarında yok! Şimalde yok! Bilmem ne adasında yok.

Nil Mûsâ’ya, Kudüs Îsâ’ya, Tûr-i Sînâ, Cebel-i Hirra, Arz-ı Kenan seçkin ve mukaddes yerler olarak taayyün etmiştir. Binlerce mu’cize, yüzlerce Âfât-ı İlâhiyye, taşkın insan kitlelerine çarpmıştır o yerlerde. Bu bir tesâdüf değildir.
Bu bir muraddır, bir arzudur, bir hikmettir. Böyle olması muhakkak lâzım olan bir kâinât kânûnudur.
Aklı doyurup taşıracak îzahı vardır bunun, fakat yeri burası değildir başka bir konuşmada o.
Niye Peygamberler orda geldi?
“Efendim tesâdüfen..” Yooo!.. Âdeta bu mıntıkalar, Kudret-i İlâhî ile mücâdele eden sapkın insan kitlelerine sâhib olmuştur.
Lût Kavimleri, Sodon Gamoralar, Nuh Tûfânlarıı, Âdem ve Havva, Firavunlar Velvelesi, Mûsâ Vak’aları, Ebû Cehiller, Nemrudlar, hep bu kıtaları, küfürle îmânın, hakîkatle dalâletin çarpışmaları sahneleri yapmıştır.
Bu hâdiseler Murâd-ı İlâhî ile vuku’a gelmiştir, tesâdüfi değildir.
Beşer dalâletinin, sapkınlığının yâni, Hakîkat-ı İlâhiyye karşısında mezarı olmuştur o yerler.
Dalâlet ve küfürden süzülen beşeroğlu, bu hakîkatlerin tam yerini,
bir namaz esnâsında, Resûlullah’ın birdenbire Kâbe’ye Medine’den teveccüh ederek dönmesiye bütün bu mukaddes yerler birleşerek Hateme’n- Nebiyyi'nin asıl ve esas Kâbe’si son Tecellîyat-ı İlâhiyyesini bulmuştur.
Mu’cizeler birleşmiş, ruhlar tevhide bağlanmış. Bütün “ALLAH!” diyenler Kâbe’ye çevrilmiştir.
Rûhânî Âlem Kapısı, Rızâ'ya giden yol, Cemâl'e kavuşturan Nur Yolu, Melekûtun Hareket Noktası, Ruh âleminin görünür merkezidir Kâbe.
Beşerî dalâleti, o kadar katılaşmış bir hâle gelmiştir ki Kâbe’yi taştan ilahlarla doldurmıştur.
Heykel, resimden farklıdır bilirsiniz, resimin iki buudu(boyutu) vardır. Heykel üç buutludur (boyutludur).
İnsan iki gözüyle bakar, her şeyi tek görür.
Dikkat edin, iki gözün mevcûdiyyeti üçüncü buudu idrak içindir, yâni derinliği anlamak içindir.
Bir gözünüzü yumun elinizle, derinliği anlayamazsınız. Bu Kesretten Vahdete işârettir.
Küçük çocuklarda henüz göz sinirini birbirine tesalubu husûle gelmediğinden üçüncü buudu çocuk idrak edemez. Onun için her şeye elini uzatır. Derinlik mefhumu çocukta yoktur.
Çocuk büyüdükçe, bu göz sinirleri birbiri ile tesalub eder, derinlik mefhumu idrak olunmağa başlar.

Kâbe’nin heykellerle dolması, bir Hikmet-i İlahîyyeye ma’tuftur.
Cenâb-ı ALLAH buradan kuş uçurmazdı. Niye Kâbe’yi doldursun putlarla, arzu buyurursa..
Fakat bununla bir hakîkatı anlatmak için böyler murad etmiştir.
Ebrehe’nin Fillerini ordusunu Ebâbil Kuşlarıyla minicik taşlarla yok eden Cenâb-ı ALLAH, doldurur mu orayı? Kim karşı gelebilir?
Bir çok insan kitlelelerinin mukaddes saydığı ve dalâlet içinde bulunarak putlarla doldurduğu Kâbe’de, Kâbe’ye bir NUR indirdi. Bu Nur putları eritti ve her tarafı kapladı, kudret tecellî etti.
Üç buud mekânda bir yer işgal eder. Bir Heykel, aha şu bardak mesela.. İki buut yer kaplamaz, resim gölgedir, değil mi?
Mekânsız cisimsiz olan ALLAH’a izâfe edilerek, mekânda bir yer verilerek cisimlendirildiğinden heykel küfürdür.
Bundan dolayı putların kırılmasıyla mekân kaybolmuştur ortadan!
Beşerin çocukluk devrinde gözlerinin, üçüncü buutu idrak ederek onu yok etmesi de işte bu hâdisedir. Bir anda Kâbe tecellî ediverdi karşında. Onun için namazda Resûlullah dönüverdi.
Ondan Resûl-i Ekreme birdenbire Kâbe’ye namazda dönmek emrolunmuştur.
Her türlü tabiî süsten, çiçekten, ağaçtan âRî, mübârek toprak, taş yığınları cehennemî sıcak dekoru içinde bulunan Kâbe geniş ucu bucağı bulunmayan masmâvi bir semâ altında mübârek bir Arz parçasıdır, Hacı'lar bilir.
Cennet ni’meti olan SU, İsmâil’in ayakları altında ZemZem feryâdı ile, çocuğun bu niyazı, Nezd-i İlâhide kabul buyurulmuş ve buz gibi su ilahî cennet, cehennemî sıcak kum deryası içinde mübârek topraktan HaYYdan Hayy fışkırmağa başlamış, hâlâ fışkırmakta o yerde.
Çölde sıcaktan suyun cennet nîmeti olduğunu, suyun kendisi haykırmaktadır.
Zemzemi bakteriyolojik olarak tahlil ederseniz temizdir. Yâni tıbbî olarak, îtiraz yok! Git tahlil et.
Bir dakîkada 3 adet 10 ar litrelik kaplarla her gün su çekliyor orda durmadan, gece-gündüz asgarî günde 50 ton su. 1 santim ne eksilir ne de biter hâlâ devâm eder 2.000 senedir.
Kur'ân-ı Kerim'de bir Âyet-i kerime vardır:

“Rabbu'l-meşrikayni ve rabbu'l mağribeyn. Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân.”

Buradaki RABBu’l-meşrikayni, bütün kâinâtın nâmütenâhi görünür Âlem-i Şehâdenin TEK RABBidir O!.
RABBu’l-mağribeyn ise Rûhânî Âlem, Settâr esmâsının kapladığı Âlem-i Gaybın RABBidir O.
İkisi birleşiyor, Tevhid ve TEKlik ortaya çıkıyor.
Maşrık Kâbe’den Başlar, Mağrib Ravza-ı Mutahharadan.
Hirra Dağı’ndan: “Lâ ilâhe İllâ ALLAH” bayrağını çekeeer, onun peşine daldı mı Ravza’dan doğrudan doğruya gidersin!
Dünyâ'da ALLAH’ı tanıtıyor sen görmeden, peşine takıldığın zaman görerekten inandığını görüyorsun demektir.
“Rabbu'l-meşrikayni ve rabb'ul-mağribeyn” bu!.
Maşrık, Dünyâya geliştir Rûhânî Âlemden. Mağrib, Rûhânî Âleme gidiştir Dünyâdan.
Dümdüz yeşil bir sahâ içinde bembeyaz bir taş yığını halinde, Medîne ufuklarında, ortasında yemyeşil, Maşrık ve Mağribin BİRleştiği, öpüştüğü yerde semâlara “Rahmetenli’l-âlemin” in remzi olan Yeşil Kubbe, Kubbe-yi Hadra yükselmektedir. Burası ALLAH SEVgilisinin Yeşil Kubbesi, Nazar-ı İlahînin bir AN bile eksik olmadığı “MUSTAFA” nın Makâmıdır.
Milyonlarca mü’minin salat u selâmının okşadığı yerdir orası.
Oranın toprağında cesed bile kalmaz orda, yalnız Cesed-i pâk-i Resûl bulunur. Diğer mezarlar, makamlar hep temsilen kalmışlardır.
Na’ş-ı Mübârek-i Resûl Arzdan kaldırıldığı zaman dünyânın sonu gelecektir.
Niyazlar duâlar, arzular, ölmüşlere Kur'ân hediyeleri hep mekândan, Lâ-mekan’a, Resûle uğramadan gitmez, gidemez ve kabul olunmaz, YOL Orası!.

Saray-ı İlâhiyyeye ancak Resûl kanlıyla müracaat olunur.
Bu bir murâd-ı İlâhîdir, ALLAH öyle istemiş. Bu Lâ-mekan’a hürmetin mecbûrî olduğundandır.
“Ben ve meleklerim Resûle salavat-ı şerife getiriyoruz siz de ne duruyorsunuz” Âyeti bu demektir.
O huzûra kabul edilen ünsiyet peyda eder, ancak namazda bir tekbir ile uğramadan girebilir.
Fakat şeytan aklından çıkmaz namazda.
Resûlden izin al yani onda eri ondan sonra: “ALLAHu ekber!” diyerek namaza başla mi’raca girersin! Namaz mi’rac zâten. O zaman, şeytan sana yanaşamaz. Çünkü sen Resûlullah(s.a.s.)’ta Eridin.Puta-yı Resûlde erimeyende şüphe dâima mevcuddur. Şüphede olan gafletten kurtulamaz, gaflette olan da müsadenizle bir şey olamaz oğlum!

Çok ehemmiyetli bir şey söyleyeceğim dikkat edin!
ALLAH’a ibâdetin devâmlı oluşu, ölene kadar namaz kılıyoruz, ölene kadar ibâdet yapıyoruz, bunun devâmlı oluşunun hikmeti nedir? Devâmlı oluşunun, bu söylenmez ama hatıra geldi de söyüyorum. ALLAH’a ibâdetin devâmlı oluşu, bu erimeyi te’mine fırsat verdiğindendir. Yoksa ALLAH’ın ibâdete ihtiyacı yoktur. Beşerî düşünmek murâdı olduğu için ALLAH’ın böyle. Beşeri düşündüğü için Cenâb-ı ALLAH’ın böyle yapmıştır. Yâni her AN Resûlullah(s.a.s.)’ta erime mümkün olduğunu, bugün erimezsen yarın erirsin, yâni kapı kapanmamıştır. Nebîlerin, Velîlerin, Mürşidlerin Gavsların, Kırkların, Dörtlerin, Üçlerin mu’cize ve kerâmetleri, gafletten şüpheden kurtulmak kuvvetinin insanda mevcud olup, onu bularak Resûlde erimelerine işârettir.
(Devamı sonraki kayıttadır…)[fb_vid id="10153304835984751"]

Yorumlar

Yorumlar