
KAYIT 151
"Merhaba Fahri Bey!
Temiz tilmizlerinizin israrı üzerine bu sefer söz ile sizi ziyarete geldim.
Gaybın, eşyadaki tel tel ihtizazındaki gizli işaretleri sezenlere selâm ederiz!.
Çünkü bu ihtizazlarda gabya açılan bir pencere olduğu ma’lumdur.
Gönülden gönüle açılan bu pencereden biz de mü’minlere sevdiklerimize sesimizle gönül almağa geldik.
Gönül olduğu için insan, ALLAH’ın sevgili mahluku olmuştur.
ALLAH da, insanda gönlünde insan sesi şeklinde tecellî etmiştir.
İnsan bu hale çilelerden, işlemelerden, kaynamalardan, fırçalanmalardan sonra vasıl oluyor.
Yalnız gaybdan gelen seslere kulak asmak ve bununla vücudu yok etmek gerekir.
Değişik bir kadere ve kimseye nasib olmayan meziyyetlere sahib olanların etrafında görülen hayranlarından, kinden, hasedden ve itiraf edilmemeiş arzulardan örülmüş bir boşluk bir çenber meydana gelir.
Bu gibiler hakkında söylenen sözler, kimseye benzemeyen kaderleri, zamana hikaye halinde gelenler efsâneleşirler ve bir iki hakiki insanın gönlünde bir hatıra olarak kalıp … .
Hatta eskilerin sözü vardır bunların gönlünde duydukları hazzı, onlarda elem de hazza çevrilir.
İmparatorlar duysalar, onları bu hazzlarından almak için kılıçtan geçirirler.
Büyük bir büyüğün sözüdür:
“Lev alimte muliki maana urufi, minellezzeti dehalebte bi suyufi”
Onun için uzakta, mine çiçekleri gibi kalan sizin gibi kıymetli bir mü’mine fennen çok güzel .. şerifle selâm ve sesimi gönderdiğinden kendimi âdeta sevinçli hissediyorum.
Size, tilmizlerinize, temiz evinize Cenab-ı ALLAH’ın hıfzı ve mağfireti yağsın..
ALLAH dâima sizi korusun.
ALLAH’ın selâmı üzerinize olsun!..
Bahadddin Bey:
“Muhterem hocam bundan 4-5 sene önce İslâm Mecmuasında çok güzel bir yazınız çıkmıştı. Onun son kısmında bir kısım vardı onu ricâ edeğim sizden”
Münir Derman (k.s.):
“Hatırımda kaldığına göre okuyum sana Bahaddin!.
Bakanlar bana kulak, göz, kaş burun yüzümü görürler.
Halbuki ben başka yerdeyim.
Günü gelince gömenler beni, gövdemi gömerler.
Orada bile başka yerdeyim!.
İyice bak yüzüme ne görüyorsun?
Görünmeyeni görebiliyor musun?
Ben zamâne nesline keşf-i esrâr eylemem!
Sabr içinde kalmışam elhamdulillâh çok şükür
Zaman âhir zamandır kimse bilmesin beni!..”
Bahadddin Bey:
“ALLAH râzı olsun sağ olun Hocam!”
** ***
Başka bir dinleyici: “Muhterem Hocam, müsaade ederseniz size ufak 1-2 sual sormak istiyorum. (“Peki sor bakalım! ) Değirmendere’de olsun İstanbul'da olsun büyüklerin mâlûmat edinmeleri bakımından faydalı olacak. Siz şimdi hâl-i hazırda burada Eskişehir Devlet Hastahânesinde operatör olduğunuza göre Efendim Bu tıb Fakültesini muhakkak bitirmiş oldunuz. Bundan başka üniversite, fakültelerden diplomanız yâhut mezûniyetiniz varmıdır Efendim?”
Münir Derman (k.s.):
Tıptan evvel var işte oğlum. Fransa’da Psikoloji Fakültesini bitirdim. El-Ezheri bitirdim işte. Eskidendi bunlar..ne yapacaksın bu gün kıymeti kalmadı bunların!..”
Bir dinleyici:
“Biz merak ettik de o bakımdan başka hariç ülkeler, memleket olarak nereleri gördünüz Efendim?"
Münir Derman (k.s.):
“Fransa'da bulundum, Almanya'da bulundum, Cenûbi Afrika'da bulundum, Hicaz taraflarında bulundum. İşte nereye ayağımız sürüklenmişse oralarda bulunduk. Bunlar bir şey ifâde etmez şimdi turistler de geziyor oğlum, ne olacak bunları sorarsın bana?
Dinleyici:
“Şimdi Eskişehir’den bu operatörlükten başka vazifenizde akademide vardır değil mi Efendim?"
Münir Derman (k.s.):
“Lisan Hocalığı yapıyoruz işte!” Oradan bir şeyler geliyor.
Dinleyici:
“Bir de judoluk öğretmenliğiniz var?”
Münir Derman (k.s.): “Evet onuda yapıyoruz, küçükken onu öğrendik karate marete felan! Bedâva yapıyoruz biz!”
Dinleyici:
“Şimdi Hocam, sizden istirhamımız bize Fransızca olaraktan evliyaullah’ın menkibelerinden bir menkibe anlatmanızı ondan sonrada, Türkçe olarak izah etmeninizi rica edeceğiz”
Münir Derman (k.s.):
“Oğlum bunu Fransızca kim dinleyecek be yavrum!”
Dinleyici:
“Bulunur Hocam dinleyecek de takdir eden de bulunur! Derslerinizin arasında o da bulunsun.”
Münir Derman (k.s.): “Şarktayken bunda 27 sene evvel. …’te bulunuyordum orada evliyalar vardı felan. Evliya bunlar. Hacı Ömer Efendi vardı, Kasap Hasan vardı, Müftü Efendi vardı. Bunların bu günkü insanların anlamayacağı bir hâletleri vardı, bunlara evliya derler birlisiniz. Bunlardan çok şeyler müşâhede ettim, gördüm. Bunu evvelce size anlatmıştım. Beni yormayın mâdemki başka dilden istiyorsunuz hikayeyi anlatayım da, bu lisandan bilen olursa anlar beyhude bana anlattırıyorsun!”
(MD Hocamız Fransızca uzunca bir menkıbe anlatmakta)
(Devamı sonraki kayıttadır…)[fb_vid id="10153541823769751"]