
KAYIT 157
Muhteremler bugün size, hiçbir vaazda dinlemediğiniz ve aklınıza gelmediği birşey den bahsedeciğim. Toprağın bir sözü vardır, toprak toprak . Toprak der ki: Ağlama ey insanoğlu!
ALLAH seni benden yarattı, yine bana vereceğini va'detti.
Borç, vermekle ödenir, o halde bir borcumuz var toprağa.
Hz. Amine’nin, 6 yaşındaki Resul’ün yüzüne bakarken ruhlarını teslim ederken, bir de onun sözü vardır. Her yeni eskiyecek, her varlık nihayet bulup sönecektir. İşte ben de ölüyorum fakat ismim ebediyen baki kalacak. Çünkü pak ve tahir bir evlat dünyaya getirdim. Bu evladı dünyaya getirmekle pek büyük bir hayır işledim diyor Hz. Amine, ve vücudu mubarekleri toprağa terk ediliyor. Resulullahi (SAV) Efendimizin cesedi mubarekleri de bugün toprakta.
İşte toprağın istediği vücudumuzun geri verilmesinde, gömüldüğümüz yer vardır ya buraya kimi kabir der kimi kabristan, kimi mezar der kimi mezaristan, kimi mezarlık der kimisi maşatlık, kimisi asri mezarlık. Bunlar nedir? Bunların arasında büyük farklar vardır muhakkak. Bir kelimenin muhtelif, bir şeyin muhtelif isimleri olursa, onun muhakkak o kelimelerin başka başka anlama manaları olduğu için o isimler verilmiştir. Merkep dersin eşeğin ismi, eşek dersin merkebin ismi. Arada fark var.
Mezar, kabir. Burada yatıyor, burada metfundur. Mezar başka kabir başka. Mezaristan başka kabristan başkadır.
Mezar: Ruh çıktıktan sonra yani insan öldükten sonra gömülen, toprağın bulunduğu yere verilen isimdir. Yani burada yatıyor. Felancının öldükten sonra cesedi buradaki toprağa gömüldü demektir.
Kabir: Ahireti bilene veyahut bilenlerin zümresinden olanların, bazı ilahi emirlerle hazırlanıp, namazı kılınan, felancının bu toprakta kapladığı ve kendisine sual sorulduğu yerdir demek kabir. Burada metfundur demek. Burada yatıyor demek değildir. Zaten yatıyor orada yatacak ulen. Hazırlanıp, namazı kılınıp buraya gelen felancıdır demek, burada metfundur demek.
Mezar: Hiçbir inanış, düşünceden, defin hazırlıkları olmamış, namazı kılınmamış, cesetlerin gömüldüğü yerdir.
Kabir: Namazı kılınmış, ALLAH ve Resule iman etmiş kimselerin yeridir. Fakat bu kelimeleri biz aynı manada kullanıyoruz. Asılları anlattığımızdır. Tekfin yapılmadan gömülen kabirlerde yatanları da vardır haa. Onların ruhları Azrail tarafından değil, yedi ilahi ile kabz olunmuş büyük birinci derece şehitlerdir.
Mezar: Cesedin gömüldüğü bir çukurun bulunduğu yerdir, dikkat edin!
Kabir: Mezarda cesede manevi bazı hususiyetlere tabii kimselerin gömüldüğü yerin, mevkiin ismidir.
Efendim şu şöyledir bu böyledir diye sual sorma! Ben İslamlara ahiret yolunun ilk basamağını tarif yapıyorum. Tarife itiraz yapılmaz, o kadar. Acaba hoca müşkül halde kalır da cevap veremez diye düşünme. Şart mı koşuyor acaba hoca diyeceksin. Bilmeden bu kadar laf söylenmez. Bak ne kadar laf söyleyeceğim kabir için. Benim sizinle işim uyarmadır, işte o kadar. Öyle mezarlıklarda kabirler vardır ki, cesedini hürmeten toprak yemez. Bazı kabirler vardır ki onlara da nur iner. Bu ışık; yani nur, bu ışık ziya değildir. Nur bambaşka birşeydir. Sırası gelince ondanda izin olduğu ve bildiğimiz kadarıyla laf ederiz. Ruhlar demiyorum. Dikkat buyrulsun. Gömülen öyle cesetler vardır ki, ruh demiyorum. Gömülen öyle cesetler vardır ki, Kedinin toprağı eşeleyip ve tekrar üstünü toprakla örttüğü gibi gömülmüşlerdir bunlar.
Kabir: Ölünün gömüldüğü ve kendi yeridir.
Mezar: Ölüyü ziyarete gelenlerin ziyaret mahallidir. Mezar başıdır. Toprak altı kabirdir. Mezarlık canlıların ölüyü ziyaret için geldikleri, cesetlerin gömüldüğü mahaldir. Yer üstüdür.
Kabir: Ölülerin yer altı meskenleridir. Biri canlıların diğeri ölülerin demek. ‘Yâ ehlel-mezar değil, Yâ ehlel-kubûr’ denilir girilirken, selam verilirken. Kabirlerinden yatan ey ölüler demektir. Hadis de; “mezarları değil, kabirleri ziyaret ediniz, bu akıbetiniz hakkında size ibret vericidir.” (Buyurulur) Yani onların ruhlarını ziyaret ediniz. Mağfiret niyazları yapınız. Bu mevzuda bir hadiste vardır. ‘İza tehayyertüm fil-umur, feste'inu min ehlil-kubur!’. “Çok müşkül vaziyette kaldığınız zaman kabirlerden yardım isteyiniz.” Yani onlar hayattayken nasıl işler yapmışlarsa, müşkül hallerinde nasıl hareket etmişlerse, onlardan o işleri yaparak yardımda bulununuz. Kendinize bir hisse çekiniz demektir. Bu, mezarlıklara bez vesaire bağlayınız demek değildir. Akıbetiniz budur. Bundan kendinize yardım hissesi çıkarıp, tedbirli, ihtiyatlı olunuz demektir. Altında nefes alıp verdiğimiz bu gök kubbede, sadalardan başka şeylerin de kalabileceğini ve insanın ancak onlar sayesinde başı dik, alnı açık durabileceğini görmek ve bilmek lazımdır.
Yavuz Mısır seferinden dönerken, İbni Kemal’in atının ayağından Yavuz’ a çamur sıçramış. İbni Kemal müteessir olup korkar. Fakat Yavuz; ‘senin atının ayağından sıçrayan çamur, leke değil bir şereftir’ demiş. O insanın aslı çamurdur demişlerdir yani, onu demek istemiş. O çamurlu hırkayı sandukamın üzerine koyasınız buyurmuştur. Hala o Yavuz’ un sandukasının üstündedir. Ulema’ ya hocasına verdiği kıymetin ifadesini gösterirken, çamuru olan toprağa da sessiz sözsüz hürmetini ifade etmiştir Yavuz. Halbuki bugün İbni Kemal gibi binlerce büyük Veli kabrini kaybetmiştir. Bir mezarlıktan başka bir şey değildir.
Mezarlık: Topraktan gelen insanların, tekrar toprağa intikal ettiği muayyen bir yere verilen isimdir dedik. O yerde, felancanın yeri de mezardır, mahalli. İnsanların hem cinslerinin dünyadan gidişi, onlara karşı gösterdiği sevginin ve gaybdan dolayı üzüntülerini az çok hafifleten ve ara sıra ziyaret edilen bir mevkidir.
Diğer cepheden insan akıbetinin son merhalesidir. Ve her şeyin fani olduğunu, sesiz sözsüz manevi bir asaletle hatırlatan yerdir.
İnsanın manevi tarafından tahlil edilerek, mezarlık tarif edilecek olursa, var gibi görünen aslında yok olan bu dünyadan, yok gibi görünen asıl var olan cihana gidiş kapısının bulunduğu yerdir.
Yahut mezarlık; insan akıbetinin ne olacağını anlatan en beliğ bir sembol mahallidir. Halık’ ın Kadir-i Mutlak ve Bakiliğin sonsuzluk lugatında görülür tarifidir. ‘İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn’ Allah kelamının, sessiz sözsüz tefsiridir mezar. Allah’ tan geldiniz, Allah’ a döneceksiniz ayetinin kati olarak gözle görülür, ispat ve delilidir mezar. Mezarlıktaki bir kabrin yerini göstermek için dikilen taşta şu yazıyordu. ‘Vaktiyle ben de sizin gibiydim, bir gün siz de benim gibi olacaksınız.’ Cenabı Resule inen son Ayetin heybetine bakınız. ‘Ey Habibim. Herkes ölecek. Sen de öleceksin.’ Mezarlıklar insanların kaybettiklerine üzülerek, ağlanacak yerler değildir.
Haklarında niyaz ve mağfiret dilekleri yapılacak yerlerdir. Mezarlıklara yani kabirlere, kabirlerin bulunduğu yerlere sessizce ve ilahi bir edep tazimle girip ziyaret etmek gerekir. Ve ‘Huve’ l Baki’ esrarının önünde secdenin kıymetini ve bu secdenin de, sen yapamazsan muhakkak boynunun eğileceğini gösterildiği yerdir. Kim gitmemiş, gitmeyecek o diyara. Büyük İskender bugün bir harabede yatıyor. Nerede anan, nerede baban, nerede sevdiklerin. Bu kafilenin sonu kesilmemiş: Gittilerr, gidiyorlar, gidecekler. Takdirin çizdiği zamana kadar bu devam edecektir. Ahiret âlemine, sorguya, can ve gönülden hurdasız inanıyorsanız; sizinle biraz daha konuşacağım. Ama ben vırıl mırılım dese zaten söyleyeceğim onun aklına girmez. Bu kadar milletin içinde, ahiret âlemine, sorguya canı gönülden, hurdasız inanmayan olur mu hiç? Ben söyleyemem zaten.
Kabir, İnananlara söylüyorum;
Kabir: İlk sorgunun yapıldığı mezarlıkta bulunan yer altındaki bir çukurdur ağam. Toprağın borcunu aldığı yerdir. İnsanın ahirette karşılaşacağı, azap ve rahmetin belli olacağı toprağın içidir.
Kabir: Dünya yüzüne azami iki metre derinlikte gibi görünür amma, mesafesini ışık yılıyla bile ölçmek mümkün değildir. İnsanlar camiye abdest alarak giderler. ALLAH orada değildir. Mezarlıklara gideriz. Ölüler orada değildir. Kabrin bulunduğu yere mezar denir. Ölülere tazim; er geç insanın gideceği ülkeye karşı tazim ve hürmetidir. Beşer tarihi ölülerine hürmet maksadıyla büyük abideler, muazzam eserler bırakmıştır. Ölülerine tazim eden milletler daima yükselmişlerdir. Ve içlerinden büyük insan yetiştirmiştirler. Ölülerine tazim ve hürmet etmeyen milletler perişan olmuşturlar. Görünmeyen bir diyara hürmetsizliğin görünür bir perişanlık ortaya getirmesi, çok büyük ibret verici bir hakikatin bağırışıdır. Bunu anlamak gerek!
Öyle mezarlar gördüm ki gül kokuyor.Öyle mezarlık gördüm ki dikenle dolu.Öyle mezarlar gördüm ki hayvan sürüleri otluyor.
Öyle mezarlar gördüm ki yer ile bir olmuş.
Öyle milletler gördüm ki fazilet, doğruluk, iyilik diyarı,
Öyle milletler gördüm ki rezalet, pis kokularla dolu.
Öyle milletler biliyoruz ki can çekişiyor.
Öyle milletleri söylüyorlar ki Hâk ile yeksan olmuşlardır.
Öyle milletler görüyoruz ki mahvolacaklardır. Öyle ağızlar vardır ki sarımsak ile içki arasında bütün pis kokular içindedir. Öyle ağızlar vardır ki gül ve reyhan kokar.
Öyle dudaklar gördüm ki küfür ile doluyor.
Öyle dudaklar gördüm ki hikmet, güzel sözlerle, doğruluk dökülüyor.
Öyle mideler biliyorum ki içki haram ile dopdolu.
Öyle mideler biliyorum ki haram sokmamak için aç yatıyor.
Öyle vücutlar gördüm ki elbisesi ile cildi arasında pireler, bitler, kurtlar dolaşıyor, ter kokuyor.
Öyle vücutlar gördüm ki gül bahçesi gibi kokuyor.
Sureti güzel olanın içi her zaman güzel değildir. İçi güzel olanın yüzünde daima nur ile tecelli eder. Sen içini süsle, sendeki gizli kokular dışarı vurur. Ben öyle bir kabir biliyorum ki cennetten bir parça, hepiniz de biliyorsunuz.
Hz. Nakşibend (k.s) ölüm döşeğindeyken kendisine sormuşlar; ‘ Size ne okuyalım.’ ‘Bize bir Fatiha çoktur’ buyurmuş. Nereye defnedelim demişler. Beni en azaba müstahak, canilerin, münafıkların yanına gömün. Çünkü onlar; ‘ALLAH’ ın rahmetine çok muhtaçtırlar, bu bol rahmetten ben de müstefid olurum’ buyurmuşturlar.
Azizler, bir gün bu toz dumanlı dünya hengâmesinin sonu muhakkak gelecek. Kimin atlı kimin yayan olduğu belli olacaktır. Mezarlıklar: Dağın arkasında saklı bir saadet güneşinin mevcudiyetine inanan ne mutlu insandır. Gençliğinde ALLAH ile irtibatını kesmeyen, ihtiyarlığında da ALLAH ondan irtibatını kesmez. Bu hal; sıhhatte kalmanın, dinç ve faziletli olmanın en büyük sırrıdır. Bu sırra kavuşanda keramet hissi zuhur eder. Fakat yapmaya, göstermeye utanır. Ruhu temiz, faziletli, gül gibi kokan insanlarla konuşunuz aziz cemaat. ALLAH cümlemizi doğru yoldan ayırmasın.
Ya İlahi Rızkımızı helâl yoldan nasibi müyesser Eyle! Kanaat hasletlerimizi Kuvvetlendir. Bize kuvvet Ver. Bizi cehennem azabından muhafaza Et. Bize kabirde, sual meleklerinle iltifat nasip Eyle Yarabbi. El- Fatiha.
Metnin hazırlanmasında katkılarını sunan Uğur Bey’den Allah razı Olsun, teşekkür ederiz.[fb_vid id="10153541960189751"]
Yorumlar
Yorumlar
Yorum Gönder