
KAYIT 167
Muhterem Hocam.
Malumaliniz “Su” hakkında bir güzel kitabınız vardı. Kitap basmıştınız. Bu “Su” hakkında biraz bizim teybimize malumat rica edecektim.
Peki…
Suyu herkes bilir. Su su.
İçer, yıkanır, hayvanat içer şu bu ama “Su” bu değil.
Biraz karışık hikâye ama anlamaya savaşın.
Nasıl başlayalım?
Türk Diyarında, Ön Anadolu’da, Bütün Türklük’ te güzel bir dede âdeti vardır.
Ölürken insanın ağzına su akıtırlar. Bazen de zemzem dökerlerdi.
Bir Ayet-i Kerime de Cenabı ALLAH buyuruyor ki; “ölüm halinde olan bir kimseye sizden daha yakiyniz. Fakat siz göremezsiniz. O halde olana su ikram ediniz.
Bilirsiniz Fen’de ve Kur-an da hayat sudan başlamıştır. Sonucu da aynı.
Bu ağıza su dökmek insandaki suya ve insandaki azizliğe nezaket ve hürmetin bir ifadesidir.
Bütün canlılar suya âşıktırlar. O kadar âşıktır ki aklın kavrayamayacağı kadar büyük olduğundan bu âşıklık; fizyolojik, hayati bir ihtiyaç halince tecelli eder insana. Su içer.
Suyu kimya laboratuvarında, suyu ruh laboratuvarında, suyu maneviyat laboratuvarında tahlil edersek birçok şeyler ortaya çıkar. O kitapta yazılı zaten.
Suyu adam akıllı bu dediğim tarzda tahlil etmeye savaşırsan, tahlil eden suda kaybolur.
“Derya damlaya değil, damla deryaya akar.”
O halde suyu tahlil mümkün değildir.
Eline bir avuç toprak alda bak. Neler var içinde? Sen de içindesin.
Topraktan bu hale gelmen… Suyla karışması lazım.
Toprak; cesedin, su; ruhundur.
“Ve cealnâminelmâi kulleşey'inhayy” Ayeti Kerime’sinde, burada “ve” kelimesi vardır. “Ve” her şey sudan halk olmuştur amma suyu da halk eden ALLAH’ tır demektir. Ve bu iş ALLAH için kolay ve basittir. Buradaki “ve” kelimesi odur.
Velhasıl suyu anlamak çok güç.
Hatta bir adamın önüne bir bardak su koymuşlar.
Bunu bak nedir demişler.
Bunun ne olduğunu bize anlatmazsan kafanı vururuz demişler.
Ve bunun için bir Arapça bir beyit vardır;
“Vebateyuktehû, tûlel leyli fikretehû. Ve fessulûlmaabatîlceptihûma.”
Adam sabaha kadar bardağa bakmış, bakmış, bakmış…
İşin içinden çıkamamış.
Güneş doğarken suyun anca su olduğunu anlamış. Bunlar derin işler.
Su hakkında Almanların meşhur Goethe vardır. O şu sözü söylemiş;
“DaswahreistdasganzeWasser.” Hakikat bir damla suda gizlidir.
Ruslar, Rus Âlimleri; “Volga matratnaya” demişler. Volga nehri malum ya.
“Volga benim anamsın” demiş.
Latinler; “meditasyo in aqua” demiş. Kendinden geçmek, cezbeye dalmak suda gizlidir.
Eski Hint’te 5000 seneki Hint’te “OsmanhaKanjola” Hintçe bir kelime.
Sudan gelmiş… Sudan gidilir ALLAH’ a.
Onun için Ganj Nehri Hintliler için mukaddestir.
Farslılar su için; “Ab-ı Hayat’tır” derler.
Araplar; “Cennet nimetidir” der.
Türkler; “Su Azizdir” der.
Resulü Ekrem; “Seyhan ve’c- Ceyhan El Fırati ve’n Nil küllin minenhari’l- cenneh.”
“Seyhan ve Ceyhan, Fırat ve Nil cennet nehirleridir” buyurmuştur.
Cenabı ALLAH da Su hakkında şunu buyurmuş; “Ve cealnâminelmâi kulle şey'inhayy”.
Her şeyi sudan hâlk ettik.
Bu lakırdıları ırmak kenarında ayaklarını yıkayan, suyun kıymetini bilmediği gibi bu lakırdıları da anlayamaz.
Hoca sen nerden biliyorsun. Onu sorma.
Sözümüzde yanlışlık varsa tepinirsin.
Suyun kıymetini çölde susuzluktan dudakları çatlayandan sor.
Onun için, en büyük dünyada makamı susuzluktan Şehit edilen Hazreti Hüseyin Efendimiz almıştır.
Ayet-i Kerime’de yine “Cennetin altından ırmaklar akar”.
Alt ne burada?
Sorma onu…
Susuz canlılık denilen şey yoktur.
Cansızlarda bile su vardır.
Madenlerde, ki eski kimya dilinde “mai billuri” kristalografi derler buna.
Her şeyin bir kristali vardır.
14. Asırda Abe … isminde bir papaz, kristalografi ilmini bulmuştur.
Her madde donduğu zaman bir muayyen kristal şeklinde donar.
Nil nehrini Mısırdan,
Dicle ve Fırat’ı Mezopotamya’dan,
Seyhan ve Ceyhan’ı Adana’dan,
Ganj’ı Hindistan’dan,
Amazonu Cenubi Amerika’dan kaldırınız.
Zihnen biraz düşününüz. N’olur…
Bunu hayal etmek bile insanı yorar. Üzüntüye düşürür.
Bu üzüntü nedir? Onu düşün…
Yaylalardan pınarları kaldırınız. Yayla yaylalıktan sıyrılır, çıkıverir.
Su vardır; acı zehir gibidir. Ağza konmaz.
Su vardır; tatlıdır.
Su vardır; maden suyu.
Su vardır; sıcak, elini sokamazsın.
Hepsi de yan yana çıkarlar.
Fatih’in saka başı Derya Ali Efendiyi düşün.
Tomarı Osmaniye arşivinde yazılıdır.
Sebiller, çeşmeler, sarnıçlar vardır Türk diyarında…
“Her ciğeri yanana su vermekte ecir vardır” buyurmuştur Cenabı Peygamber.
Bu ecir demek bir iltifatı İlahi demektir.
Bir vaazımda anlatmıştım susuz köpeğin halini.
“Susuz bir köpeğe eliyle su içiren bir fahişeyi Cennet-i Alâ’ da görüyorum.”
“Kedisini susuzluktan öldüren saliha bir kadının Cehennem Azabını görüyorum” buyurmuştur. (Peygamber Efendimiz)
Bunlar hayvana eziyet ve merhamet göstermek değildir.
Aziz olan, ALLAH’ın Hay Esmâsı bulunan her türlü canlıya, canlıda bulunan Aziz Suya hürmetin bir ifadesidir.
Gariptir dünya yüzme şampiyonu bardakla su içerken boğulmuştur.
Fahrettin Razi; kalemine konan bir sineğe su içirdiği için kendisini rüyada cennette görmüştür.
Resulullah Efendimiz; “Hayren nâsiminyenfeunnâse bil ma” insanın hayırlısı insana su veren insandır.
İmru'lKays küçükken, babası şiir söylemiyor diye onu direğe bağlatmış.
Öldürecekmiş. Eziyet etmişler. 3-4 gün su vermemişler.
Dili, dudağı patlamış 5yaşındaki çocuğun.
Önünde su dökmüşler yere.
Suya bakmış; “fe ya leyteni kuntu turaba” demiş.
“Keşke toprak olaydım” demiş.
Suyun kıymetinin ifadesi…
(Devamı sonraki kayıttadır…)
Kaydın metnini hazırlayan Uğur Bey’den Allah razı Olsun, teşekkür ederiz.[fb_vid id="10153705435769751"]
Yorumlar
Yorumlar
Yorum Gönder