
İmam-ı Rabbânî'ın 2006'da yayımlanan Ariflerin Halleri adlı eseri, Din (İslam) türünün önemli örneklerindendir. Necdet Tosun çevirisiyle Sufi Kitap tarafından Türkçeye kazandırılmıştır. Bu sayfada Ariflerin Halleri'den seçilmiş alıntılar sayfa numaralarıyla yer alıyor.
Ariflerin Halleri'den En Beğenilen Alıntılar
...kalp, aslında ilâhî hükümlere boyun eğmiştir. Eğer kalpte bir kötülük ortaya çıkarsa, nefs ile arkadaşlığı sebebiyledir.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Şiir:
Boynu ve başı dik olanların tevazu göstermesi güzeldir,
Dilenci tevazu gösterse ne olur, bu zâten onun huyudur.
“Bizi buna hidâyet eden Allah'a hamd olsun. Allah bizi doğru yola ulaştırmasaydı biz doğru yolu bulamazdık. Rabbimizin peygamberleri gerçeği getirmişlerdir”
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
(el-A'râf, 7/43).
“Söz verme (ve onu tutma) bakımından kim Allah'tan daha doğru olabilir?”
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
(en-Nisâ, 4/122).
Seyr u sülûk (manevî yolculuk) yer değil mâhiyet itibariyle ilimdeki hareketten ibarettir. O hâlde “seyr ilallâh” (Allah'a doğru yolculuk) ilmî hareketten (yani bilgideki artıştan) ibarettir. Sâlik (Allah Teâlâ hakkında) düşük seviyeli bilgiden yüksek bilgiye doğru gider. O bilgiden de daha üst bilgiye ulaşır. Sonunda yaratılmışlara âit tüm ilimleri aşarak ve o ilimlerin hepsi zail olarak ilâhî ilme kavuşur. Bu hâle, “fena” adı verilir.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Kıyamet korkusu, mahlûkâtın çoğunun dudağının kuruması ve susaması
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
durumundan ibarettir.
Vahdet-i vücûda inanan bazı sûfîler, varlık (mevcûdiyyet) konusunda da Allah'ın ortağı bulunmadığını söylerler ve Allah'tan başka varlık bulunmadığına inanırlar. Onların bu konuda delili keşftir. Şurası açıktır ki, bu söz (görüş) ile dinin temellerinden birçoğu yıkılmış olur. Onlar bu söz ile dinin temel prensiplerinden bazılarını uzlaştırma konusunda zorlanmışlardır. Yapılan uzlaştırmanın da tam ve yeterli olduğu tartışma götürür. Dînin diğer bazı temel prensipleri ile uzlaştırmak ise mümkün değildir. Meselâ Allah'ın vacibi sıfatlarını yok saymaları gibi.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
“İyi bir sene, baharından belli olur”.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Zerre (karınca) ister çok iyi isterse çok kötü olsun,
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Bir ömür koşuşturur, sonunda kendinde bulur.
Bizim için lâzım olan şey, gönlü Allah Teâlâ dışındaki şeylere bağlı olmaktan kurtarmaktır. Bu kurtuluş ve selâmet de, Cenâb-ı Hak'tan başka şeylerin (gayr, mâsivâ) gönülde kalmamasıyla olur. Faraza sâlik bin sene ömür sürse, gönlüne gayr düşüncesi gelmez. Çünkü kalpte Allah'tan başka şeyleri unutma durumu hâsıl olmuştur.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Mısra:
“İş budur, bunun dışındakiler ise hiçtir”.
Bir büyük zât şöyle buyuruyor:
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Dost bana benden daha yakındır,
Problem şu ki, ben O'ndan uzağım.
Bu “uzaklık”, Allah'ın yakınlığını zevk (tatma) yoluyla bilememek, idrâk edememektir. Hattâ deriz ki, uzaklık, bu kulun dalâlet ve ahmaklığının yegâne kaynağıdır.
Bu hayâtın ve eğlencenin ardından,
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Yüz binlerce canı fedâ etmek gerekir.
İlm-i husûlî, bir şeyin suretinin (sembolünün) zihinde oluşması yoluyla elde edilen bilgidir.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
İlm-i huzûrî ise bir şeyin sureti zihinde oluşmaksızın bilinmesidir. Kişinin kendisini bilmesi gibi.
Allah'ın zâtı gibi sıfatları da bilinemez. Hiçbir şekilde ilmin kuşatmasına gelmezler ve hiçbir yaratılmış tarafından bilinemezler.
📖 Sayfa 43 · Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Cenâb-ı Hak şu anda, ezelde olduğu gibidir, onunla beraber başka bir şey (başka varlık) yoktur.
📖 Sayfa 24 · Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Peygamberler ve velîler, yok olmaksızın dâima Cennet'te bulunacaklardır.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî

“Eşya, zıddı ile belli olur”.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Delil getirenlerin ayağı tahtadan yapılmıştır,
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Tahta ayak da çok dayanıksız olur.
Şeriatın reddettiği bütün hakikatler zındıklıktır.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
“Lâ ilahe illallah” zikrinden maksad, âfâkî ve enfüsî yani dıştaki ve içteki bâtıl ilâhları yok etmektir.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Âfâkî ilâhlar, kâfirlerin bâtıl ilâhlarıdır. Meselâ Lât ve Uzzâ gibi putlar.
Enfüsî ilâhlar ise, nefse ait arzulardır.
Nitekim Cenâb-ı Hak buyurur: “Nefsini ilâh (tanrı) edinen kişiyi gördün mü?” (el-Câsiye, 45/23).
Ehlullâha has olan Allah'ı tanımaya gelince, bunun gerçekleşmesi tâlibin kâbiliyet aynasının genişliğine bağlıdır. Mısrâ: “Güzelliğin, ayna kadar görünür. O aynanın darlığı ve genişliği onun terbiyecisinin (kişinin hakîkati olan ayn-ı sabitesinin) darlığı ve genişliği nisbetindedir. Her şeyin terbiyecisi de, o şeyin vech-i hâssıdır, özel yönüdür ve kişi onunla ayakta durur. Kişi kendi vech-i hâssının (hakîkatinin) ötesini tanıyamaz. Kendi hakikati dışında bulma ve idrak etme oluşmaz.
📖 Sayfa 45 · Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
“Ey huzura kavuşmuş olan insan (nefs). Sen O'ndan hoşnut (razı), O da senden hoşnut olarak Rabbine dön”
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
(el-Fecr, 89/28).
Boynu ve başı dik olanların tevâzu göstermesi güzeldir,
📖 Sayfa 70 · Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Dilenci tevâzu gösterse ne olur, bu zâten onun huyudur.
Boynu ve başı dik olanların tevazu göstermesi güzeldir,
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Dilenci tevazu gösterse ne olur, bu zâten onun huyudur.
Ey Dost! Seni her yerde arıyordum,
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Her ân senin haberini ondan bundan soruyordum.
Hidâyete erişen kişi, hidâyet vasıtasıyla hidâyet ediciye ulaşır.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Dalâlette kalan ise dalâlet vâsıtası ile dalâlete sevk edene ulaşamaz.
Azabın ebedî olmayacağı konusunda görüş bildiren Fusûs sahibi (Muhyiddîn İbnü’l-Arabi) bile insanların tenkidine uğramış iken, ebedî olarak Cennet'te kalma ve nimete nail olmayı inkâr edenin durumu nasıl olur?
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
“Allah onlara
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı” (en-Nahl, 16/33)
Çünkü özü (künhü), insanın hakikatlerin toplamıdır. Meselâ gülmek de böyledir. Gülmenin kaynağı şaşırmaktır ve insanın ilginç işleri algıladığına delâlet eder. Bundan da insanın hakikatinden bir parça bilinmiş olur. Her nerede hakikat bölünüp parçalanmayı kabul ederse, orada bir şeyi bir yönüyle bilmek, onun özünü bilmeyi gerektirmez. Ve her nerede bölünmeyen basît-i hakîkî olursa ve herhangi bir ilim ona taalluk ederse onun özü bilinir hâle gelir. Allah Teâlâ hakkında olduğu gibi.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Allah'ın elçisi Hz. Muhammed Ademoğullarının efendisidir. Kıyamet günü tabileri (ümmeti)
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
en çok olacak kişidir, önceki ve sonraki insanlar arasında Allah'ın en mükerrem kuludur,
kabrinden ilk kalkacak olan da odur. İlk kez şefaatte bulunacak ve şefaati ilk kabul
edilecek kişi odur. Cennet kapısını ilk çalacak olan ve kendisine kapının açılacağı ilk kişi
odur. Livâü'l-hamd'ı (hamd bayrağını) kıyamette taşıyacak olan odur. Hz. Âdem ve
diğerleri o bayrağın altında olacaktır.
Başta ve sonda hamd Allah'a mahsustur. Salât ve selâm da dâima elçisi Hz. Muhammed'e
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
olsun. Doğru yola uyanlara selâm.

Allâhım! Bizi o peygambere tabî olma yolunda sabit eyle ve onun zümresi içinde haşr eyle! Ona ve temiz ailesine selâmlar. Âmîn diyen kula Allah Teâlâ merhamet eylesin. Hidâyete tabî olanlara selâm.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
...âlimler “Allah Teâlâ'nın üzerinden zaman geçmez” demişlerdir. Çünkü ezelden ebede kadar (tüm zamanlar) Allah Te-âlâ'ya göre şimdiki bir ândır. O'na göre geçmiş ve gelecek zaman yoktur. Ancak o bir ân içinde birçok iş meydana gelir ve farklı şeyler varlık sahasında görülür. O tek ân, bu irtibattan dolayı birçok ân ve birçok zaman gibi görünür.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Mısra:
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
“Güzelliğin, ayna kadar görünür”.
O aynanın darlığı ve genişliği onun terbiyecisinin (kişinin hakîkati olan ayn-ı sabitesinin) darlığı ve genişliği nisbetindedir. Her şeyin terbiyecisi de, o şeyin vech-i hâssıdır, özel yönüdür ve kişi onunla ayakta durur. Kişi kendi vech-i hâssının (hakikatinin) ötesini tanıyamaz. Kendi hakîkati dışında bulma ve idrâk etme oluşmaz.
Beyit:
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Ey Dost! Seni her yerde arıyordum,
Her ân senin haberini ondan bundan soruyordum.
Bu beyit âfâkî müşahedeye işarettir ki ilme'l-yakîni ifâde eder. Bu âfâkî müşahede (Allah' dışarıda arama ve alâmetlerde izleme hâli) maksûd olan Allah'tan bir haber vermediğine göre, ayrıca tesir ve alâmetleri hâricinde O'nun huzurunda olma bilincini bahşetmediğine göre, -nitekim sıcaklığın haberi ateşin yanında olmayı ifâde etmez, sâdece delil ve alâmetlerle bilinir- bu kişi ilme'l-yakîn (aklen bilme) dâiresinden yükselemez, ayne'l-yakîne (bizzat görerek bilme mertebesine) ulaşamaz.
Zünnûn-i Mıs-rî (k.s) buyurur ki:
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
“Allah'ın zâtını tanımak hayrettir”.
Başka bir büyük zât şöyle diyor:
“Onların içinde Allah'ı en çok tanıyan, onun hakkında en çok hayrete düşen kişi olur”.
Her ne kadar meşâyıh (önceki büyük zâtlar k.s.) Allah'ın zâtını tanıma konusunda bu açıklamaları yapmış iseler de, bu bilgisiz fakire göre, Allah'ın sıfatlarını tanımak da sıfatlar hakkında hayretten ibarettir.
O'nun zâtı nasıl mâhiyeti bilinemeyen ise sıfatları da mâhiyeti ve keyfiyeti bilinemeyendir. Mâhiyeti bilinen (insan ve insan aklı) mâhiyeti bilinemeyeni (Allah'ın zât ve sıfatlarını) anlayamaz.
📖 Sayfa 44 · Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Hakikat, şeriatın hakikatinden ibarettir. Yoksa hakîkat, şeriattan ayrı bir şey değildir. Tarîkat, şeriatın hakikatine ulaşma yoludur, yoksa o, şeriat ve hakikatten ayrı bir şey değildir. O hâlde şeriatın hakikatine ulaşmadan önce, şeriatın sâdece sureti elde edilir. Şeriatın hakikatini elde etmek, nefsin itmi'nânı mertebesinde ve velilik derecesine ulaşmada mümkün olur.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
***
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
O olmasaydı, Cenâb-ı Hak mahlûkâtı yaratmazdı ve Rabliğini izhâr etmezdi. Âdem (a.s) su ile toprak arasında iken (ruh verilip yaratılmamışken) Hz. Muhammed peygamber idi.
Şiir:
Bir kimse isyan ile mahpus kalmaz,
Böyle bir efendiyi önder edinmişse.
Hak Teâlâ'nın fiil ve sıfatı da zâtı gibi tektir ve asla çok olmaz. Yani, Allah'ın zâtı birbirinden ayrı bir çok iş ile irtibat kurduğu gibi, O'nun fiil ve sıfatı da irtibat kurar. Çünkü bunlar hâriçte zâtın aynısıdır. O hâlde, tıpkı zâtın birçok şey ile irtibat kurması sebebiyle bir çok zâtın görünmesi gibi, Allah'ın sıfat ve fiili de aynı irtibat sebebiyle birçok olarak görünür. Meselâ Allah'ın fiili ezelden ebede kadar bir tek fiildir. “Bizim emrimiz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir” (el-Kamer, 54/50).
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Şöyle buyurdu: “Allah de, sonra onları bırak!” (el-En'âm, 6/91).
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Ezelî saadetin eriştiği ve geriye dönen herkes, bu alçak âlemi sevmeye vedâ etti ve yüzünü yüksek âleme çevirdi. Zamanla eski muhabbet (Allah sevgisi) galip geldi ve yaratılmışa olan sevgi yok olmaya yüz tuttu. Sonunda bu zulmânî mahbûbu (bedeni ve dünyayı) unutmak nasip oldu. Onun sevgisinden bir iz kalmadı.
Açıktır ki, peygambere tâbi olmak suretiyle elde edilen kemâl ve üstünlük, bütün kemâlâttan üstün olacaktır. Bu azizler buyurmuşlardır ki: Bizim nisbetimiz (hâlimiz ve yolumuz) bütün nisbetlerin üzerindedir. “Bu Allah'ın lûtfûdur, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir” (el-Hadîd, 57/21). O hâlde Hakk'ı arayanların bu tarikatı tercih etmesi daha iyi ve daha münâsiptir. Çünkü yol çok yakındır, matlûb (Hak Teâlâ) ise çok yücelerde. Başarı ihsan eden Allah Teâlâ'dır.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
İlâhî şuûnlar ilim hanesinde taayyün ve ayrışma şeklinde ortaya çıktıklarına göre ve bu konum ile varlık ve yokluk arasında perde olduklarına göre, “seyr fi’l-eşyâ”ya (mahlûkâtta mânevi yolculuğa) “seyr der âlem” (kâinatta yolculuk) da dense doğru olur. Bu sebeple şöyle demişlerdir: Son noktaya ulaştıktan sonra ilk noktaya dönülür. Bu yolculuğa da “seyr fi'l-eşyâ billâh” (Allah ile mahlûkâtta yolculuk) derler.
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Alimin ilmi, Onun kuds (ilâhlık) âlemine ulaşamaz, târif edicinin tarifi Onu ifade edemez. O, idrâk edilmekten çok yüce, târif edilmekten çok üstün ve bilinmekten çok uludur.
📖 Sayfa 19 · Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Bu büyük ismin ifade ettiği şey (Allah'ın zâtı), azametinin kemâli, derecesinin yüksekliği ve makâmının uluvviyeti sebebiyle hiçbir şekilde ta'rîf edilemez, anlatılamaz.
📖 Sayfa 18 · Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî
Sıkça Sorulan Sorular
Ariflerin Halleri kimin eseridir?
Ariflerin Halleri, İmam-ı Rabbânî tarafından yazılmıştır ve ilk kez 2006'da yayımlanmıştır. Türkçeye Necdet Tosun çevirmiştir.
Ariflerin Halleri kaç sayfadır?
Ariflerin Halleri, 110 sayfadır (Sufi Kitap baskısı).
Ariflerin Halleri'nin en ünlü sözü nedir?
“...kalp, aslında ilâhî hükümlere boyun eğmiştir. Eğer kalpte bir kötülük ortaya çıkarsa, nefs ile arkadaşlığı sebebiyledir. Şiir: Boynu ve başı dik olanların tevazu göstermesi güzeldir, Dilenci tevazu gösterse ne olur, bu zâten onun huyudur.”