
Şükrü Erbaş'ın 1995'te yayımlanan Dicle Üstü Ay Bulanık adlı eseri, Edebiyat türünün önemli örneklerindendir. Türkçe baskısı Ümit Yayıncılık tarafından yayımlanmıştır. Bu sayfada Dicle Üstü Ay Bulanık'tan seçilmiş alıntılar sayfa numaralarıyla yer alıyor.
Dicle Üstü Ay Bulanık'tan En Beğenilen Alıntılar
Kitaptan en etkileyici sözleri sizin için derledik; ama yine de en etkili söz, sizin beğendiğinizdir.
¶¶
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Susmak yalnızlığın ana dilidir Ömür Hanım, şiiridir.
¶¶
¶¶
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde.
¶¶
"Susmak yalnızlığın ana dilidir Ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük... Yalnızım Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik öyle üzgün, yalnızım... Sularım toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle? "
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
¶¶
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Gittikçe ağırlaşıyor hiçlik duygusu...
¶¶
Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir?Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir.
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
¶¶
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Anlamakla katlanmak arasında tükendim...
¶¶
¶¶
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki..
¶¶
Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
'Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan..."
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
~√~
Her şeyi iyi yanından görmeyi
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
kim öğretti bize ?
¶¶
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada
Söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
¶¶
¶¶
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
En büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak.
¶¶
Yüzü durmadan yaprak döküyor...
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim.
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? Kim ne diyebilir ki?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
~√~

Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir.
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
"Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır..."
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
~√~
"Silinir hergün biraz daha yaşamla ölüm arasındaki çizgi.."
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Dönek yalnızlığım benim
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Yine hangi pişmanlığın peşindesin...
Bütün gözyaşlarını toplasam kirpiklerden Bütün silahları bir meydanda yaksam Sonra çıkarıp mezarlardan ölüleri Dili göğe değen ateşlerin çevresinde Öperek kaybolmuş zamanları gövdemle Bütün acıları aşka çevirsem
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
"Al götür ne varsa gelirken getirdiğin..."
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
~√~
...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn- cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür Hanım?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür Hanım. Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden. Sahi nedir yaşamın anlamı?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu.
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
İnsan nasıl başlar yeni bir hayata
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Bir diş gibi sökülüp atılmışsa yerinden...
~√~
Her şeyi iyi yandan görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaramadığı bir insan, mutluluktan umuttan sevinçten ne anlar. Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Yalnızlık bizim içeriye ve dışarıya ışık veren biricik penceremizdir Ömür Hanım... İki kanadı vardır , istekten ve korkudan ; çarpar durur bir ömür içimizde
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Narcissus'un aynasında yalnız kendi suretimiz
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Biz neden başkalarını sevemiyoruz?...

'' Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni.''
📖 Sayfa 51 · Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
"Oysa ben bir akşam üstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde... Bir ben ki, tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların.Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?"
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüzünü ve dağınıklığı ile...
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Bir ben ki, tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Bu acı bu bedene
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Çok ağır beyim...
Biz şimdi hangi korkuya
Dönelim yüzümüzü
Hangi ölüme güvenelim?
"Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?"
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Bütün gözyaşlarını toplasam kirpiklerinden
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Bütün silahları bir meydanda yaksam
Sonra çıkarıp mezarından bütün ölüleri
Dili göğe değen ateşlerin çevresinde
Öperek kaybolmuş zamanları gövdemle
Bütün acıları aşka cevirsem...
Yaşamı düz bir çizgi de tutmak tükenmektir.
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Ey zulümle yükselen başarı
Ölü sayısına endeksli maaş;
Uzun masalar ardında mağrur
Boynunda ölüm çanıyla oturan güç
Senin de senin de canın cehenneme
Ey Sultan Hamit tuğralı korucu alayları
Kardeşi kardeşe kırdıran siyaset...
Bir gün elbet, bir gün elbet
Örter üstünü bu ağır yanlışın
Sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen
Bir dal incelik, bir simli gülüş
bir kardeş mavi...
"Mezarsız ölünün kefeni göklerdir."
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Thomas More/Ütopya
“Kimseler görmedi Ömür Hanım, bu dünyadan ben geçtim.”
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Canı cehenneme rahat uyuyanın
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Kapısını örtenin perdesini çekenin.
Yüreği yalnız kendiyle dolu
Duvarları ancak çarpınca görenin.
Canı cehenneme başkasının yangınıyla
Evini ısıtıp yemeğini pişirenin.
Bahçesine dek gelen alevleri
Şehrayin sanan aptalın
Canı cehenneme, camlarında
Parçalanmış cesetler uçarken
Bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın.
Mutfakla yatak odası arasında
Çarşılarla gövdesi bencillikle hırsı
Yılgınlıkla yenilgi arasında
Dünyayı tüketenin canı cehenneme...
~√~
Gecesi buz anısı kül ışığı kırbaç
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Hangi gurbet bir sürgünün yüreğini doldurur..?
~√~
"Ya nasıl ayırırız yıldızları
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Kim geçiş izni verecek rüzgâra
Bu tarihsiz ayrılığı güneşe kim
Yağmura kim kuşlara kim öğretecek?"
~√~

Yağmur yağıyor Ömür Hanım... gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına... Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız.
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Susmak yalnızlığın anadilidir Ömür Hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük... Yalnızım Ömür Hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik öyle üzgün, yalnızım... Sularım toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Bakıyorum, umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki? Yaşamsa, gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama... Değil mi yoksa?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm..
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Ve güz geldi Ömür Hanım. Dünya aydınlık sabanlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin... Kalbimin üzerinde binlerce bıçak ağzı. Ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engelebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür Hanım?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Silinir her gün biraz daha yaşamla ölüm arasındaki çizgi.
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız daha içten olurdu.
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Ya nasıl ayırırız yıldızları
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Kim geçiş izni verecek rüzgara
Bu tarifsiz ayrılığı güneşe kim
Yağmura kim, kuşlara kim öğretecek..?
" Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan. Delilik mi dedin? Kimbilir... Belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olma duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? Kim ne diyebilir ki?"
📖 Sayfa 59 · Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
“Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan umuttan sevinçten ne anlar?”
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
“Canı cehenneme başkasının yangınıyla
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
evini ısıtıp yemeğini pişirenin.”
Akşam güven vermiyor,
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Sabahın sevinci yok..
Sözü yasaklamalı Ömür Hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş
Sıkça Sorulan Sorular
Dicle Üstü Ay Bulanık kimin eseridir?
Dicle Üstü Ay Bulanık, Şükrü Erbaş tarafından yazılmıştır ve ilk kez 1995'te yayımlanmıştır.
Dicle Üstü Ay Bulanık kaç sayfadır?
Dicle Üstü Ay Bulanık, 48 sayfadır (Ümit Yayıncılık baskısı).
Dicle Üstü Ay Bulanık'ın en ünlü sözü nedir?
“¶¶ Susmak yalnızlığın ana dilidir Ömür Hanım, şiiridir. ¶¶”