ÖZDEŞLEŞİM a. Psikan. Bir öznenin, bir başka öznenin ayırtedici bir hususi durumunu benimsemesine neden olan süreç. (Benimsenen özel...
ÖZDEŞLEŞİM a. Psikan. Bir öznenin, bir başka öznenin ayırtedici bir hususi durumunu benimsemesine neden olan süreç. (Benimsenen özellik çoğu zaman o kişiye özgü tek bir öğedir: elbise, duruş, hareket, bir kişilik emaresi.) [Bk. ansikl. böl.] || Yansıtmalı özdeşleşim, minik çocuğun temel ruhsal etkinlik mekanizması (buna nazaran kişiliğin bölümlerini birbirinden ayırarak onları hem bir dış nesne üstüne yansıtmak, hem de o nesne içine sokmak olanaklıdır). [Bk. ansikl. böl.]
*ANSİKL. Psikan. 3. Freud, özdeşleşlmin üç biçimini ayırt eder: babanın ideal özelliklerini alma kanalıyla özdeşleşim; kaybolmuş bir nesneyle özdeşleşim (böylece özne, kaybolan şeyin yerine kendini koyarak onu alıkoymaya çalışır); ve çoğu zaman özneyle tamamen ilgisiz bir diğeri kişiden ödünç alınan bir bilhassa özdeşleşim.
*Yansıtmalı özdeşleşim. Birçok narsis belirtiyi açıklayan bu mekanizma, Melanie Klein tarafınca ortaya kondu. Ona nazaran bu mekanizmanın kökeni, şizoparanoid duruma kadar (3. ya da 4. aya doğru) uzanmaktaydı.
Yansıtmalı özdeşleşimin ilk ereklerinden biri, nesneden (ana ve daha da başlangıçta meme) ayrılmama isteğine dayanır. Çocuk böylece ananın vücuduna yerleşerek kendini onunla birleştiren ilk bağlardan birini kurar. Eğer bu ilk bağ engellenir ya da yok edilirse, bu durum aşırı ve patolojik bir yansıtmalı özdeşleşime ve gelişimde bir bozulmaya neden olur. Bu bağa yönelen yok edici saldırılar, kökenlerini çocuğun içinden ya da dışından alabilirler. Süt çocuğunda yansıtmalı özdeşleşim, beni ben-olmayandan ayırmakta bir güçlüğe neden olur. Bu kargaşalık, bu yaşta normaldir. Bununla beraber, “yoğun'' denilen yansıtmalı özdeşleşimleri yaşayanlardaki karışıklıklar, daha tehlikeli ve daha süreklidir (nesnenin dışı ve içi, dış gerçeklik ve ruhsal gerçeklik, fantazma ve gerçek nesne içinde kargaşalık).
içeatım mekanizması, yansıtma mekanizmasının karşılığıdır ve şelfin ya da nesnelerin iyi ya da fena bölümlerinin işe karışmaları, durumu değiştirmez. Freudcu haz ilkesi bakımından, çocuk ana memesinde kendini bir uyartılar birikiminden kurtarmaya, bu birikimi boşaltmaya çalışır. Bu uyartılar ilkin dışarı atılmasında yarar olan kendinde şeyler olarak yaşanmışlardır. Bu durumda fikir bir devinmek boşalma ikamesi ve bir kas şeklinde çalışan zihnin, uyartı artışından kurtulmasına yarayan bir fiil gibidir. Fikir, daha ilkin devinmek boşalmaya düşen bu işlevi, sadece yansıtmalı özdeşleşim vasıtasıyla yerine getirebilir.
Gerçeklik ilkesi geliştikçe yansıtmalı özdeşleşim, yavaş yavaş tümgüçlü fantazma niteliğini bir seviyede yitirir. Ufak çocuk bastıramayacağı korkular, mesela ölmek korkusuna karşı koymak zorunda kalmış olduğu süre, bu korkuları benliğinin onları içeren bölümüyle beraber bölüp ayırmaya ve anaya yansıtmaya çalışır. Anlayışlı bir anada, bu korkuyu kavrama, iyileştirme “zehirinden arındırma" ve böylece değişikliğe uğrattıktan sonrasında minik çocuğa geri verme kabiliyeti vardır. Öyleki ki, minik çocuk, dayanılabilir bir halde o korkuyu tekrardan kendi kişiliğine alabilir.
Çocuğun fena olarak yaşanmış olan bölümleri nesneye yansıtılarak onu da kötüleştirdikleri süre, bu aynı yansıtmalı özdeşleşim mekanizmasıyla onu denetlemek ya da yok etmek gereksinimi doğar. Şelfin iyi bölümlerinin memeye yansıtılarak, "iyi†memenin bir ilk pozitif yatırımının oluşturulması da çok önemlidir.
Düzgüsel bir süreçte, öznenin dış ve iç gerçekliğini zenginleştirmek bakımından yansıtma içeatma ilişkisi zorunludur. Çocuk geliştikçe yansıtmalı özdeşleşim azalır, çöküntülü durum esnasında yavaş yavaş tüm nesnelere uygulanır. Çöküntülü durum gelişerek iç gerçekliğin daha açık bir halde ortaya konmasını ve dış dünyanın daha gerçekçi bir halde algılanmasını sağlar. Bu da, yansıtmalı özdeşleşimin ihtiva ettiği sonsuz güçten vazgeçmeyi gerektirir ve çocuğun öz kişiliği ile ana-babası içinde, yol açmış olduğu tüm çatışmalarla beraber, bir fark yapması olanağını sağlar. Nesneler özgür kalır ve bene bağımlı bir duruma getirilmeden karşılıklı olarak birbirlerini onarırlar.
*ANSİKL. Psikan. 3. Freud, özdeşleşlmin üç biçimini ayırt eder: babanın ideal özelliklerini alma kanalıyla özdeşleşim; kaybolmuş bir nesneyle özdeşleşim (böylece özne, kaybolan şeyin yerine kendini koyarak onu alıkoymaya çalışır); ve çoğu zaman özneyle tamamen ilgisiz bir diğeri kişiden ödünç alınan bir bilhassa özdeşleşim.
*Yansıtmalı özdeşleşim. Birçok narsis belirtiyi açıklayan bu mekanizma, Melanie Klein tarafınca ortaya kondu. Ona nazaran bu mekanizmanın kökeni, şizoparanoid duruma kadar (3. ya da 4. aya doğru) uzanmaktaydı.
Yansıtmalı özdeşleşimin ilk ereklerinden biri, nesneden (ana ve daha da başlangıçta meme) ayrılmama isteğine dayanır. Çocuk böylece ananın vücuduna yerleşerek kendini onunla birleştiren ilk bağlardan birini kurar. Eğer bu ilk bağ engellenir ya da yok edilirse, bu durum aşırı ve patolojik bir yansıtmalı özdeşleşime ve gelişimde bir bozulmaya neden olur. Bu bağa yönelen yok edici saldırılar, kökenlerini çocuğun içinden ya da dışından alabilirler. Süt çocuğunda yansıtmalı özdeşleşim, beni ben-olmayandan ayırmakta bir güçlüğe neden olur. Bu kargaşalık, bu yaşta normaldir. Bununla beraber, “yoğun'' denilen yansıtmalı özdeşleşimleri yaşayanlardaki karışıklıklar, daha tehlikeli ve daha süreklidir (nesnenin dışı ve içi, dış gerçeklik ve ruhsal gerçeklik, fantazma ve gerçek nesne içinde kargaşalık).
içeatım mekanizması, yansıtma mekanizmasının karşılığıdır ve şelfin ya da nesnelerin iyi ya da fena bölümlerinin işe karışmaları, durumu değiştirmez. Freudcu haz ilkesi bakımından, çocuk ana memesinde kendini bir uyartılar birikiminden kurtarmaya, bu birikimi boşaltmaya çalışır. Bu uyartılar ilkin dışarı atılmasında yarar olan kendinde şeyler olarak yaşanmışlardır. Bu durumda fikir bir devinmek boşalma ikamesi ve bir kas şeklinde çalışan zihnin, uyartı artışından kurtulmasına yarayan bir fiil gibidir. Fikir, daha ilkin devinmek boşalmaya düşen bu işlevi, sadece yansıtmalı özdeşleşim vasıtasıyla yerine getirebilir.
Gerçeklik ilkesi geliştikçe yansıtmalı özdeşleşim, yavaş yavaş tümgüçlü fantazma niteliğini bir seviyede yitirir. Ufak çocuk bastıramayacağı korkular, mesela ölmek korkusuna karşı koymak zorunda kalmış olduğu süre, bu korkuları benliğinin onları içeren bölümüyle beraber bölüp ayırmaya ve anaya yansıtmaya çalışır. Anlayışlı bir anada, bu korkuyu kavrama, iyileştirme “zehirinden arındırma" ve böylece değişikliğe uğrattıktan sonrasında minik çocuğa geri verme kabiliyeti vardır. Öyleki ki, minik çocuk, dayanılabilir bir halde o korkuyu tekrardan kendi kişiliğine alabilir.
Çocuğun fena olarak yaşanmış olan bölümleri nesneye yansıtılarak onu da kötüleştirdikleri süre, bu aynı yansıtmalı özdeşleşim mekanizmasıyla onu denetlemek ya da yok etmek gereksinimi doğar. Şelfin iyi bölümlerinin memeye yansıtılarak, "iyi†memenin bir ilk pozitif yatırımının oluşturulması da çok önemlidir.
Düzgüsel bir süreçte, öznenin dış ve iç gerçekliğini zenginleştirmek bakımından yansıtma içeatma ilişkisi zorunludur. Çocuk geliştikçe yansıtmalı özdeşleşim azalır, çöküntülü durum esnasında yavaş yavaş tüm nesnelere uygulanır. Çöküntülü durum gelişerek iç gerçekliğin daha açık bir halde ortaya konmasını ve dış dünyanın daha gerçekçi bir halde algılanmasını sağlar. Bu da, yansıtmalı özdeşleşimin ihtiva ettiği sonsuz güçten vazgeçmeyi gerektirir ve çocuğun öz kişiliği ile ana-babası içinde, yol açmış olduğu tüm çatışmalarla beraber, bir fark yapması olanağını sağlar. Nesneler özgür kalır ve bene bağımlı bir duruma getirilmeden karşılıklı olarak birbirlerini onarırlar.
Kaynak: Büyük Larousse
YORUMLAR