SERTLEŞMEK gçz. f. 1. Bir şey sözkonusuysa, yumuşaklığını, esnekliğini yitirmek, sert bir duruma gelmek: Deniz suyunun etkisiyle se...
SERTLEŞMEK gçz. f.
1. Bir şey sözkonusuysa, yumuşaklığını, esnekliğini yitirmek, sert bir duruma gelmek: Deniz suyunun etkisiyle sertleşen halat. Spor yapmaktan sertleşen kaslar.
2. Bir kimse sözkonusuysa, sert, kırıcı bir tavır almak: Babam son zamanlarda iyice sertleşti, bizlere nefes aldırmıyor. Davranışların ansızın niçin sertleşti?
3. Kişiler ya da topluluklar arasındaki ilişkiler sözkonusuysa, kırıcı, sert, gerilmiş, her an patlamaya hazır bir duruma gelmek: iki ülke arasındaki ilişkiler giderek sertleşiyor. Internasyonal siyasal ortam bu vaka sebebiyle sertleşti. Toplantının havası ansızın sertleşti.
4. Bir şey sözkonusuysa, hırçınlık, kızgınlık, hiddet yansıtan bir durum almak: Konuşma giderek sertleşti.
5. Bir kimse bir topluluk vb. sözkonusuysa, herhangi bir mevzuda daha uzlaşmaz, daha sert bir tutum içine girmek: Giderek sertleşen parti, iktidarın ekonomik tedbirleri sertleşiyor.
6. Soğuk, rüzgâr vb. bir atmosfer vakası sözkonusuysa, enerjisini, tesirini çoğaltmak, dayanılmaz bir duruma gelmek: Kış giderek sertleşiyor. Sertleşen rüzgâr, yoğun kar yağışı getirdi.
7. Erkeklik organı sözkonusuysa, ereksiyon anında belli bir katılığa ulaşmak, ereksiyona geçmek.
*Yapış. Bir sıvı yapıştırıcıdan söz ederken, fizyolojik ya da kimyasal etkiyle (mesela, ağlaşma, yoğuşma, polimerleşme, yükseltgenme, vulkanizasyon, pelte, uçucu bileşenlerin buharlaşması vb.) sert ve dayanıklı maddeye dönüşmek.
* sertleştirmek ettirg. f.
1. Bir şeyi sertleştirmek, onun sert, katı bir duruma gelmesine niçin olmak, sertleşmesini sağlamak.
2. Sesini, tavırlarını vb. sertleştirmek, ona kırıcı, sert bir kalite vermek: Sesini sertleştirerek karara karşı çıktı.
3. Bir ortamı, bir ilişkiyi vb. sertleştirmek, onu sert, gerilmiş, her an patlamaya hazır duruma getirmek: Yakın komşusuyla ilişkilerini sertleştiren bir ülke. Bu tutum siyasal ortamı sertleştiriyor.
1. Bir şey sözkonusuysa, yumuşaklığını, esnekliğini yitirmek, sert bir duruma gelmek: Deniz suyunun etkisiyle sertleşen halat. Spor yapmaktan sertleşen kaslar.
2. Bir kimse sözkonusuysa, sert, kırıcı bir tavır almak: Babam son zamanlarda iyice sertleşti, bizlere nefes aldırmıyor. Davranışların ansızın niçin sertleşti?
3. Kişiler ya da topluluklar arasındaki ilişkiler sözkonusuysa, kırıcı, sert, gerilmiş, her an patlamaya hazır bir duruma gelmek: iki ülke arasındaki ilişkiler giderek sertleşiyor. Internasyonal siyasal ortam bu vaka sebebiyle sertleşti. Toplantının havası ansızın sertleşti.
4. Bir şey sözkonusuysa, hırçınlık, kızgınlık, hiddet yansıtan bir durum almak: Konuşma giderek sertleşti.
5. Bir kimse bir topluluk vb. sözkonusuysa, herhangi bir mevzuda daha uzlaşmaz, daha sert bir tutum içine girmek: Giderek sertleşen parti, iktidarın ekonomik tedbirleri sertleşiyor.
6. Soğuk, rüzgâr vb. bir atmosfer vakası sözkonusuysa, enerjisini, tesirini çoğaltmak, dayanılmaz bir duruma gelmek: Kış giderek sertleşiyor. Sertleşen rüzgâr, yoğun kar yağışı getirdi.
7. Erkeklik organı sözkonusuysa, ereksiyon anında belli bir katılığa ulaşmak, ereksiyona geçmek.
*Yapış. Bir sıvı yapıştırıcıdan söz ederken, fizyolojik ya da kimyasal etkiyle (mesela, ağlaşma, yoğuşma, polimerleşme, yükseltgenme, vulkanizasyon, pelte, uçucu bileşenlerin buharlaşması vb.) sert ve dayanıklı maddeye dönüşmek.
* sertleştirmek ettirg. f.
1. Bir şeyi sertleştirmek, onun sert, katı bir duruma gelmesine niçin olmak, sertleşmesini sağlamak.
2. Sesini, tavırlarını vb. sertleştirmek, ona kırıcı, sert bir kalite vermek: Sesini sertleştirerek karara karşı çıktı.
3. Bir ortamı, bir ilişkiyi vb. sertleştirmek, onu sert, gerilmiş, her an patlamaya hazır duruma getirmek: Yakın komşusuyla ilişkilerini sertleştiren bir ülke. Bu tutum siyasal ortamı sertleştiriyor.
Kaynak: Büyük Larousse
YORUMLAR