KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nedir? Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafınca taşınan Nairovirü...
KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nedir?
Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafınca taşınan Nairovirüs isminde bir mikrobiyal etken tarafınca niçin olunan ateş, ten içi ve başka alanlarda kanama şeklinde bulgular ile seyreden hayvan lı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere karşın, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.
Keneler Iyi mi Tanınır ve Nerelerde Bulunmaktadır?
Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan ufak oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve böylece hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.
ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya haizdir. Türlere gore değişmekle birlikte kenelerin, ufak kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (bilhassa devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Kimler Risk Altındadır?
Hastalık çoğu zaman meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.
- Ziraat ve hayvancılıkla uğraşanlar
- Veterinerler
- Kasaplar
- Mezbaha çalışanları
- Sıhhat mensubu bilhassa risk gurubudur.
- Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.
Kuluçka Süresi Ne Kadardır?
Kene tarafınca ısırılma ile virüsün alınmasını takiben kuluçka süresi çoğu zaman 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat ya da başka dokulara direkt temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün, en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
Emareleri Nedir?
bozulması sonucu;
ve gözlerde kızarıklık,
olmaktadır.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tanısı Iyi mi Konulur?
Kanda virüse karşı oluşan antikorların taranması tanı için en sık kullanılan yöntemdir. Bu göstergeler hastalığın başlangıcından sonrasında 6. günden itibaren belirlenebilir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Iyi mi Denetim Edilir ve Iyi mi Korunulur?
Hastalığın bulaşmasında keneler mühim bir yer tutmaktadır. Bu yüzden kene mücadelesi önemlidir fakat oldukça da zor olsa gerek.
1. İnsanlar kenelerden uzak tutulabilir ise bulaş önlenebilir. Bu yüzden de mümkün olmasıyla birlikte kenelerin bulunmuş olduğu alanlardan kaçınmak gerekir.
2. Kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, bu şeklinde alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.
3. Bu alanlara av yada vazife gereği gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları,
4. Görevi sebebi ile risk grubunda yer edinen kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için ne olursa olsun eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.
5. Gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak malum böcek kaçıranlar
6. Haşere kovucular hayvanların kafa ya da bacaklarına da uygulanabilir; bununla birlikte bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına ya da boynuzlarına takılabilir.
7. Kenelerin bulunmuş olduğu alanlara gidildiği vakit vücut belirgin aralıklarla kene için taranmalıdır.
8. Vücuda yapışmış keneler uygun bir biçimde kene ezilmeden, ağızdan ya da başından tutularak bir cımbız ya da pens yardımıyla sağa sola oynatarak alınmalıdır. Isırılan yer alkolle temizlenmelidir. Mümkünse kenenin tanı için alkolde saklanması uygun olur.
9. Başka canlılara ve çevreye zarar vermeden, haşere ilacı (insektisit) ile uygulamanın uygun görüldüğü durumlarda çevre ilaçlanması yapılabilinir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tedavisi Nedir?
Hastalığın kati bir tedavisi bulunmamaktadır. Hastaya yardım tedavisi yapılmalıdır.
Alıntıdır-
Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar (Bulaşıcı Hastalıklar)
Zatürre tedavisi için oksijen tedavisi uygun mudur?
1.Giriş
İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden ve sayıları gittikçe artan arbovirüsler, artopodların vektörlük yapmış olduğu ve insanlarda sendromlar halinde görülen mühim bir enfeksiyon hastalığı grubunu oluşturmaktadır. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa devam eden yakıcı hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ve raş ile ön plâna çıkan sendromlar şeklinde görülür.
Kanamalı ateşlerin, biyolojik tabanca olarak kullanım alanı bulmaları önemlerini daha da artırmaktadır.
Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer edinen Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), 2002 ve 2003 yıllarının bahar ve yazları bir takım illerimizde görülmüş ve Sıhhat Bakanlığının yapmış olduğu emekler neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.
KKKA, Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirmiş olduğu, şiddetli bir seyir gösteren ve fatalitesi oldukça yüksek (ortalama % 30; bu sayı bir takım larda % 50'ye kadar çıkmaktadır) olan bir hastalıktır. Hastalık hayvanlarda, insanlara nazaran daha yaygın olarak görülmekle birlikte asemptomatik seyretmekte olup, zoonoz karakterli bir hastalıktır; sporadik vakalar ya da salgınlar şeklinde insanlarda da görülebilmektedir.
Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir.
KKKA ilk olarak 1944 senesinde Kırım'da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanmıştır. Bir süre sonra 1956 senesinde Kongo'da görülen hastalığın, 1969 senesinde Kırım Kanamalı Ateşi ile aynı bulunduğunun farkına varılmış ve hastalık bundan sonrasında şimdiki malum ismiyle anılmaya adım atmıştır.
2. Klinik Tanımlama
Klinik semptomlar karaciğer ve endotel hasarı ile tombositlerdeki trajik düşüşün bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
Ateş, kırıklık, kafa ağrısı-sancısı, halsizlik, çok fazla duyarlılık, kollarda, bacaklarda ve sırtta şiddetli ağrı-sancı ve belirgin bir iştahsızlıkla başlar. Kimi zaman kusma, karın ağrısı-sancısı ya da ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste peteşi ve konjonktivalarda kızarıklık dikkati çeker. Beden ve ekstremitelerde ekimozlar oluşabilir. Epistaksis, hematemez, melena ve hematüri sıktır. Kimi zaman vajinal kanama da olabilir. Çoğu zaman hepatit görülür. Ağır olgularda hastalığın 5. gününden itibaren hepatorenal ve pulmoner yetersizlikler görülebilir. Ateş 5 ya da 12. güne kadar çıkar ve lizisle düşer; nekahat süreci uzun sürer.
Ölüm vakaları daha çok hastalığın ikinci haftalarında (5-14 gün) görülebilmekte ve bu oran ortalama % 30'ları bulabilmektedir. İyileşme hastalığın dokuzuncu ya da onuncu günlerinde olmaktadır.
Laboratuvar bulgusu olarak bilhassa lökopeni ve trombositopeni dikkati çekmektedir. Aspartat aminotransferaz (AST), Alanin aminotransferaz (ALT), Kreatin kinaz (CK) ve biluribin değerlerinde yükselmeyi alkalen fosfataz (ALP), Gama glutamiltransferaz (GGT) ve Laktat dehidrogenaz (LDH) değerlerindeki yükselme takip eder. Protrombin zamanı (PT), Aktive parsiyel protrombin zamanı (aPTT) ve başka pıhtılaşma testlerinde belirgin bozukluk görülmektedir. Belirgin kanama olmasa da hemoglobin düzeylerinde düşme gözlenebilir.
3. Epidemiyoloji ve Bulaşma
Hastalık çoğunlukla Afrika, Asya, Orta Şark ve Şark Avrupa'da endemiktir. KKKA'nın son yıllarda Kosova, Arnavutluk, İran, Pakistan ve Cenup Afrika'dan sporadik vakaları ve epidemileri de bildirilmiştir.
Virüs, bir sürü evcil ve yabani hayvanı enfekte etmekte ve hastalık hafifçe seyretmektedir. Pek çok kuş virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında mühim rol oynarlar. Hayvanlardaki hastalık enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır.
KKKA'nın bulaşmasında Hyalomma soyuna ait keneler daha büyük bir yere haiz olmakla beraber, 30 kene türünün bu hastalığı bulaştırabileceği bildirilmektedir. Virüs kenelerde, transovaryal ve transstadial pasajlarla idame olur; keneler içinde venereal olarak bulaşmanın olduğu da bildirilmektedir. Hemen hemen ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, ufak omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder. Keneler, insan ya da hayvanlardan kan emerken virüsleri de bulaştırırlar.
Ufak omurgalılar ve bilhassa yerde beslenen kuşlar, keneleri enfekte eden en mühim konak grubunu oluşturmaktadır; keneler, biyolojik evrimlerinin değişik safhalarında bu canlılardan kan emerler.
Hyalomma soyuna ait keneler ülkemizin de içinde bulunmuş olduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya haizdir. Türlere gore değişmekle birlikte kenelerin, ufak kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Hastalık daha çok hayvancılıkla uğraşanlarda, mezbaha çalışanlarında ve kırsal alanda yaşayanlarda görülebilmektedir. Enfekte hayvanların kan ve dokuları ile temas sonucu da geçiş olabilmektedir. Bununla birlikte nozokomiyal enfeksiyon oluşturma riski de bildirilmektedir.
Bugün için etkili bir aşısı bulunmayan KKKA'nın geçirilmesinden sonrasında bağışıklığın yaşam boyu sürebileceği belirtilirken, konvalesan dönem plâzmaları ile meydana getirilen edilgen immünizasyonların uygulanabilir özellikte olmadığı da ifade edilmektedir.
4. Kuluçka Süresi
Kene tarafınca ısırılma ile virüsün alınmasını müteakip kuluçka süresi çoğu zaman 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat ya da başka dokulara direkt temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
5. Tanı
Tanı için biyogüvenlik açısından tam güvenli laboratuvarlara gereksinim vardır. Tanıda, virüsün ya da virüs RNA'sının kan ve doku örneklerinden izolâsyonu, virüs antijeninin ve virüse karşı oluşmuş antikorların serolojik olarak gösterilmesi kullanılmaktadır. Oluşan antikorlar serolojik yöntemlerden en süratli ELISA (Enzyme-Linked Immunosorbent Assay) ile saptanabilmektedir; immünglobülinlerden IgG ve IgM antikorları hastalığın ortalama 6. gününden itibaren serumda belirlenebilir. IgM'ler 4 ay kadar serumda belirlenebilirken, IgG'ler azalır; ama, gene de 5 yıla kadar IgG antikorlarına rastlanabilir.
Bir takım kişilerde hastalık, özgül antikorlar kanda belirlenene kadar ölümle sonuçlanabileceğinden tanı konulamayabilir. Bu durumlarda tanı bilhassa hastalığın ilk 5 gününde kan ve dokulardan alınan örneklerden virüs izolâsyonu ile yapılabilir. Bu nedenle hücre kültürleri, immünfloresans yöntemi ve EIA (Enzyme Immun Assay) kullanılabilmektedir.
Son zamanlarda, PCR (Polymerase Chain Reaction) şeklinde moleküler tanı sistemleri,metotları başarı ile uygulanmaktadır.
6. Tedavi
Yardım tedavisi yapılmalıdır. Tam kan ya da kan komponentlerinin replasmanı yapılabilir. Hastalığın spesifik bir tedavisi bulunmamakla beraber, antiviral ilâçlardan ribavirinin, oral ya da parenteral olarak kullanılabileceği bildirilmektedir. Ribavirinin kullanımına ilişkin bilgiler hemen aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Ribavirinin hemolitik anemi şeklinde mühim bir yan tesiri olabileceğinden hastalar bu açıdan da takip edilmelidir.

İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden ve sayıları gittikçe artan arbovirüsler, artopodların vektörlük yapmış olduğu ve insanlarda sendromlar halinde görülen mühim bir enfeksiyon hastalığı grubunu oluşturmaktadır. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa devam eden yakıcı hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ve raş ile ön plâna çıkan sendromlar şeklinde görülür.
Kanamalı ateşlerin, biyolojik tabanca olarak kullanım alanı bulmaları önemlerini daha da artırmaktadır.
Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer edinen Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), 2002 ve 2003 yıllarının bahar ve yazları bir takım illerimizde görülmüş ve Sıhhat Bakanlığının yapmış olduğu emekler neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.
KKKA, Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirmiş olduğu, şiddetli bir seyir gösteren ve fatalitesi oldukça yüksek (ortalama % 30; bu sayı bir takım larda % 50'ye kadar çıkmaktadır) olan bir hastalıktır. Hastalık hayvanlarda, insanlara nazaran daha yaygın olarak görülmekle birlikte asemptomatik seyretmekte olup, zoonoz karakterli bir hastalıktır; sporadik vakalar ya da salgınlar şeklinde insanlarda da görülebilmektedir.
Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir.
KKKA ilk olarak 1944 senesinde Kırım'da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanmıştır. Bir süre sonra 1956 senesinde Kongo'da görülen hastalığın, 1969 senesinde Kırım Kanamalı Ateşi ile aynı bulunduğunun farkına varılmış ve hastalık bundan sonrasında şimdiki malum ismiyle anılmaya adım atmıştır.
2. Klinik Tanımlama
Klinik semptomlar karaciğer ve endotel hasarı ile tombositlerdeki trajik düşüşün bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
Ateş, kırıklık, kafa ağrısı-sancısı, halsizlik, çok fazla duyarlılık, kollarda, bacaklarda ve sırtta şiddetli ağrı-sancı ve belirgin bir iştahsızlıkla başlar. Kimi zaman kusma, karın ağrısı-sancısı ya da ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste peteşi ve konjonktivalarda kızarıklık dikkati çeker. Beden ve ekstremitelerde ekimozlar oluşabilir. Epistaksis, hematemez, melena ve hematüri sıktır. Kimi zaman vajinal kanama da olabilir. Çoğu zaman hepatit görülür. Ağır olgularda hastalığın 5. gününden itibaren hepatorenal ve pulmoner yetersizlikler görülebilir. Ateş 5 ya da 12. güne kadar çıkar ve lizisle düşer; nekahat süreci uzun sürer.
Ölüm vakaları daha çok hastalığın ikinci haftalarında (5-14 gün) görülebilmekte ve bu oran ortalama % 30'ları bulabilmektedir. İyileşme hastalığın dokuzuncu ya da onuncu günlerinde olmaktadır.
Laboratuvar bulgusu olarak bilhassa lökopeni ve trombositopeni dikkati çekmektedir. Aspartat aminotransferaz (AST), Alanin aminotransferaz (ALT), Kreatin kinaz (CK) ve biluribin değerlerinde yükselmeyi alkalen fosfataz (ALP), Gama glutamiltransferaz (GGT) ve Laktat dehidrogenaz (LDH) değerlerindeki yükselme takip eder. Protrombin zamanı (PT), Aktive parsiyel protrombin zamanı (aPTT) ve başka pıhtılaşma testlerinde belirgin bozukluk görülmektedir. Belirgin kanama olmasa da hemoglobin düzeylerinde düşme gözlenebilir.
3. Epidemiyoloji ve Bulaşma
Hastalık çoğunlukla Afrika, Asya, Orta Şark ve Şark Avrupa'da endemiktir. KKKA'nın son yıllarda Kosova, Arnavutluk, İran, Pakistan ve Cenup Afrika'dan sporadik vakaları ve epidemileri de bildirilmiştir.
Virüs, bir sürü evcil ve yabani hayvanı enfekte etmekte ve hastalık hafifçe seyretmektedir. Pek çok kuş virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında mühim rol oynarlar. Hayvanlardaki hastalık enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır.
KKKA'nın bulaşmasında Hyalomma soyuna ait keneler daha büyük bir yere haiz olmakla beraber, 30 kene türünün bu hastalığı bulaştırabileceği bildirilmektedir. Virüs kenelerde, transovaryal ve transstadial pasajlarla idame olur; keneler içinde venereal olarak bulaşmanın olduğu da bildirilmektedir. Hemen hemen ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, ufak omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder. Keneler, insan ya da hayvanlardan kan emerken virüsleri de bulaştırırlar.
Ufak omurgalılar ve bilhassa yerde beslenen kuşlar, keneleri enfekte eden en mühim konak grubunu oluşturmaktadır; keneler, biyolojik evrimlerinin değişik safhalarında bu canlılardan kan emerler.
Hyalomma soyuna ait keneler ülkemizin de içinde bulunmuş olduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya haizdir. Türlere gore değişmekle birlikte kenelerin, ufak kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Hastalık daha çok hayvancılıkla uğraşanlarda, mezbaha çalışanlarında ve kırsal alanda yaşayanlarda görülebilmektedir. Enfekte hayvanların kan ve dokuları ile temas sonucu da geçiş olabilmektedir. Bununla birlikte nozokomiyal enfeksiyon oluşturma riski de bildirilmektedir.
Bugün için etkili bir aşısı bulunmayan KKKA'nın geçirilmesinden sonrasında bağışıklığın yaşam boyu sürebileceği belirtilirken, konvalesan dönem plâzmaları ile meydana getirilen edilgen immünizasyonların uygulanabilir özellikte olmadığı da ifade edilmektedir.
4. Kuluçka Süresi
Kene tarafınca ısırılma ile virüsün alınmasını müteakip kuluçka süresi çoğu zaman 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat ya da başka dokulara direkt temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
5. Tanı
Tanı için biyogüvenlik açısından tam güvenli laboratuvarlara gereksinim vardır. Tanıda, virüsün ya da virüs RNA'sının kan ve doku örneklerinden izolâsyonu, virüs antijeninin ve virüse karşı oluşmuş antikorların serolojik olarak gösterilmesi kullanılmaktadır. Oluşan antikorlar serolojik yöntemlerden en süratli ELISA (Enzyme-Linked Immunosorbent Assay) ile saptanabilmektedir; immünglobülinlerden IgG ve IgM antikorları hastalığın ortalama 6. gününden itibaren serumda belirlenebilir. IgM'ler 4 ay kadar serumda belirlenebilirken, IgG'ler azalır; ama, gene de 5 yıla kadar IgG antikorlarına rastlanabilir.
Bir takım kişilerde hastalık, özgül antikorlar kanda belirlenene kadar ölümle sonuçlanabileceğinden tanı konulamayabilir. Bu durumlarda tanı bilhassa hastalığın ilk 5 gününde kan ve dokulardan alınan örneklerden virüs izolâsyonu ile yapılabilir. Bu nedenle hücre kültürleri, immünfloresans yöntemi ve EIA (Enzyme Immun Assay) kullanılabilmektedir.
Son zamanlarda, PCR (Polymerase Chain Reaction) şeklinde moleküler tanı sistemleri,metotları başarı ile uygulanmaktadır.
6. Tedavi
Yardım tedavisi yapılmalıdır. Tam kan ya da kan komponentlerinin replasmanı yapılabilir. Hastalığın spesifik bir tedavisi bulunmamakla beraber, antiviral ilâçlardan ribavirinin, oral ya da parenteral olarak kullanılabileceği bildirilmektedir. Ribavirinin kullanımına ilişkin bilgiler hemen aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Ribavirinin hemolitik anemi şeklinde mühim bir yan tesiri olabileceğinden hastalar bu açıdan da takip edilmelidir.
Tedavisi olmayan hastalık: Çölyak
Tahıllarda bulunan gluten maddesinin yol açmış olduğu çölyak hastalığının bebeklik çağlarında, erken teşhis edilmesi gerekiyor.Genetik kökenli hastalığın tedavisi bulunmuyor, uygulanan yöntem ise yaşam boyu gluten rejimi.
Alman Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dicle İnanç, hastalıkla ilgili bilgi verdi:
"Çölyak, genetik kökenli bir hastalıktır. Bu hastalık buğday, arpa, yulaf ve çavdar şeklinde tahıllarda bulunan ve bir çok gıdada (bisküvi, reçel şeklinde) kıvam verici madde olarak kullanılan, gluten adlı proteine karşı ince bağırsakta gelişen ve yaşam boyu devam eden bir alerjidir.
Ağızdan alınan tüm gıdalar ince bağırsakta bulunan villus çıkıntıları ile emilerek kana karışır. Çölyak hastalığında gluten maddesi villusları harap ettiğinden, vücut için lüzumlu olan gıda maddeleri bağırsaktan emilemez.
Gluten alerjisi, genetik olarak belirlenmiş kişilerde yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir. Avrupa vatanlarında ortalama her bin kişiden birinde çölyak emareleri görülmektedir. Her 200-250 kişiden birisi çölyak olmasına karşın emare vermeyebilir."
Emareler ek gıdalarla ortaya geliyor
Dr. Dicle İnanç, bebeklik çağlarında çoğu zaman glutenli yiyecekler yenilmeye başladıktan sonrasında bilhassa altıncı ayda başlanan ek gıdalarla kusma, ishal, karın şişkinliği, karın ağrısı-sancısı, iştahsızlık, huysuzluk, kilo alamama, büyümede gerilik ve boy uzamasında yavaşlama şeklinde tipik emareler görülebildiğini de söyledi:
"Kimi zaman bir tek kabızlık tek emare olabilir. Gebelikte ya da bir ameliyat sonrası, viral enfeksiyon ya da duygusal bir stres sonucunda ortaya çıkabilir. Bilhassa çocukluk çağlarında sebebi açıklanamamış ve ağızdan alınan demir takviyesiyle düzelmeyen kansızlıkta bu hastalık ne olursa olsun akla gelmelidir.
Teşhisi zor hastalıklardan olan çölyakta en mühim nokta, bu hastalıktan şüphelenmek ve erken yaşta tanıyı koyabilmektir. Çünkü bu hastalığın emareleri bir çok hastalıkla karışabilmektedir.
Çölyak'ın kati tanısı, ama yapılacak kan tahlilleri ve ince bağırsak biyopsisi ile konabilir. Genetik bir hastalık olduğundan ailesinde çölyak vakası olanların, şikayeti olmasa da ne olursa olsun doktora başvurmaları ve lüzumlu kontrolleri yaptırmaları gerekmektedir."
Tek cevap glutensiz bir yaşam
Uyulması ihtiyaç duyulan tek tedavi yöntemi ise yaşam boyu glutensiz rejim uygulamak.
Dr. Dicle İnanç, rejim uygulanmaya başladıktan kısa bir süre sonrasında bağırsaktaki ziyan olmuş villuslar yenilenip, besin emiliminin gerçekleştiğini ve şikâyetlerin ortadan kalktığını söylemiş oldu. İnanç, rejimle beraber gelişme ve gelişmenin hızlandığını da söyledi:
"Bu hastaların glutenli gıdaları kesinlikle tüketmemeleri gerekir ve bu vaziyet bir yaşam şekli olmalıdır. Çölyaklı evlatların dışarıda satılan gıdalara özenmelerini önlemek için bu gıdalar evde hazırlamalı.
Çölyak hastaları için hususi üretilmiş un, ekmek, makarna, kek, gofret ve bisküvi şeklinde gıdalar vatanımızda bir takım marketlerde yaygın olmayarak mevcuttur.
Buğday, arpa, yulaf ve çavdar yerine pirinç, mısır unu, patates, nohut, mercimek, kestane, soya, fasulye, fındık şeklinde gıdaları ve bu gıdalardan elde edilmiş un ve nişastalar tercih edilmelidir. Etiketinde 'glutensiz' ibaresi olan tüm gıdaları çölyak hastaları yiyebilir. Doktora danışılarak vitamin ve mineral (bilhassa demir) kullanmaları gereklidir.
Glutensiz rejim uygulanmadığı taktirde, arada meydana getirilen kaçamaklar bağırsak kanseri, kemik erimesi, diyabet, çocuklarda gelişme gelişme geriliği, ağır kansızlığa yol açabilir."
Tahıllarda bulunan gluten maddesinin yol açmış olduğu çölyak hastalığının bebeklik çağlarında, erken teşhis edilmesi gerekiyor.Genetik kökenli hastalığın tedavisi bulunmuyor, uygulanan yöntem ise yaşam boyu gluten rejimi.
Alman Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dicle İnanç, hastalıkla ilgili bilgi verdi:
"Çölyak, genetik kökenli bir hastalıktır. Bu hastalık buğday, arpa, yulaf ve çavdar şeklinde tahıllarda bulunan ve bir çok gıdada (bisküvi, reçel şeklinde) kıvam verici madde olarak kullanılan, gluten adlı proteine karşı ince bağırsakta gelişen ve yaşam boyu devam eden bir alerjidir.
Ağızdan alınan tüm gıdalar ince bağırsakta bulunan villus çıkıntıları ile emilerek kana karışır. Çölyak hastalığında gluten maddesi villusları harap ettiğinden, vücut için lüzumlu olan gıda maddeleri bağırsaktan emilemez.
Gluten alerjisi, genetik olarak belirlenmiş kişilerde yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir. Avrupa vatanlarında ortalama her bin kişiden birinde çölyak emareleri görülmektedir. Her 200-250 kişiden birisi çölyak olmasına karşın emare vermeyebilir."
Emareler ek gıdalarla ortaya geliyor
Dr. Dicle İnanç, bebeklik çağlarında çoğu zaman glutenli yiyecekler yenilmeye başladıktan sonrasında bilhassa altıncı ayda başlanan ek gıdalarla kusma, ishal, karın şişkinliği, karın ağrısı-sancısı, iştahsızlık, huysuzluk, kilo alamama, büyümede gerilik ve boy uzamasında yavaşlama şeklinde tipik emareler görülebildiğini de söyledi:
"Kimi zaman bir tek kabızlık tek emare olabilir. Gebelikte ya da bir ameliyat sonrası, viral enfeksiyon ya da duygusal bir stres sonucunda ortaya çıkabilir. Bilhassa çocukluk çağlarında sebebi açıklanamamış ve ağızdan alınan demir takviyesiyle düzelmeyen kansızlıkta bu hastalık ne olursa olsun akla gelmelidir.
Teşhisi zor hastalıklardan olan çölyakta en mühim nokta, bu hastalıktan şüphelenmek ve erken yaşta tanıyı koyabilmektir. Çünkü bu hastalığın emareleri bir çok hastalıkla karışabilmektedir.
Çölyak'ın kati tanısı, ama yapılacak kan tahlilleri ve ince bağırsak biyopsisi ile konabilir. Genetik bir hastalık olduğundan ailesinde çölyak vakası olanların, şikayeti olmasa da ne olursa olsun doktora başvurmaları ve lüzumlu kontrolleri yaptırmaları gerekmektedir."
Tek cevap glutensiz bir yaşam
Uyulması ihtiyaç duyulan tek tedavi yöntemi ise yaşam boyu glutensiz rejim uygulamak.
Dr. Dicle İnanç, rejim uygulanmaya başladıktan kısa bir süre sonrasında bağırsaktaki ziyan olmuş villuslar yenilenip, besin emiliminin gerçekleştiğini ve şikâyetlerin ortadan kalktığını söylemiş oldu. İnanç, rejimle beraber gelişme ve gelişmenin hızlandığını da söyledi:
"Bu hastaların glutenli gıdaları kesinlikle tüketmemeleri gerekir ve bu vaziyet bir yaşam şekli olmalıdır. Çölyaklı evlatların dışarıda satılan gıdalara özenmelerini önlemek için bu gıdalar evde hazırlamalı.
Çölyak hastaları için hususi üretilmiş un, ekmek, makarna, kek, gofret ve bisküvi şeklinde gıdalar vatanımızda bir takım marketlerde yaygın olmayarak mevcuttur.
Buğday, arpa, yulaf ve çavdar yerine pirinç, mısır unu, patates, nohut, mercimek, kestane, soya, fasulye, fındık şeklinde gıdaları ve bu gıdalardan elde edilmiş un ve nişastalar tercih edilmelidir. Etiketinde 'glutensiz' ibaresi olan tüm gıdaları çölyak hastaları yiyebilir. Doktora danışılarak vitamin ve mineral (bilhassa demir) kullanmaları gereklidir.
Glutensiz rejim uygulanmadığı taktirde, arada meydana getirilen kaçamaklar bağırsak kanseri, kemik erimesi, diyabet, çocuklarda gelişme gelişme geriliği, ağır kansızlığa yol açabilir."
Tıpta ve ilim dünyasında devamlı yaşanmış olan gelişmeler ileriki yıllarda mühim hastalıklara da çare bulunabileceği görüşünü getiriyor..
Popular Science dergisinin ‘Tıpta Devrim Olarak Nitelendirilebilecek 6 Mucize İlaç' başlığıyla duyurduğu haberine gore 6 mühim hastalığa 10 yıl içinde çare bulunabilir.
Kanser
Olağanüstü ilaçların başlangıcında kanser katili olarak vasıflandırılan etkili kemoterapi ilaçları geliyor. Farelerde tesiri kanıtlanan ve 2014'te piyasada olması beklenen bu ilaç kanserli mıntıkaya enjekte edildiğinde bir tek kanser hücrelerine saldırıyor ve sıhhatli hücrelere asla zarar vermiyor.
Nüzul
Omuriliği ya da sinirleri zarar görmüş olduğu için nüzul olanlara güzel haber ABD'li ilim adalarından geldi. 2010'da piyasada olması beklenen yeni ilaç, sinirler arasındaki kopuklukları kapatan ve nüzul durumunu ortadan kaldıran hücrelerden oluşuyor.
Grip
Bilhassa kuş giribi ile tekrardan gündeme gelen değişik grip türlerine çare olacak bir aşının da 2007'de piyasaya çıkması gündemde. Bu aşı tüm grip türlerine karşı etkili olan bir proteinin keşfedilmesi ile üretildi.
Alzheimer
Bilhassa yaşlılar içinde sıkça rastlanan Alzheimer hastalığı için geliştirilen bir hap da 2009'da raflarda yerini alacak. Bu hap Alzheimer hastalarında az salgılanan bir proteinin salgılanmasını artırarak hafızayı ve kafayı güçlendirecek.
Aşırı kiloluluk
Çağımızın hastalıklarından obeziteye ise kilo almaya yol açan genleri durduracak bir enjeksiyonla çare bulunması hedefleniyor. Bu alandaki çalışmaların 2010'da tamamlanması planlanıyor.
Organ nakli
Organ nakli bekleyen çok sayıda hastaya ümit ışığı olacak suni organların geliştirilmesi de uzak değildir. Geçen yıl labaratuvarda bir mesane yaparak hastaya nakleden uzmanlar 2016'dan itibaren bir çok suni organın geliştirilebileceğini düşünüyor.
Hastalıklar
Enfeksiyöz Hastalıklar (Bulaşıcı Hastalıklar)
Zatürre tedavisi için oksijen tedavisi uygun mudur?
YORUMLAR