Bir dakika 60 saniye değildi.Onunla göz göze geldiğim anitibarı ile kalp atışlarımın hızlı atışı ve istemsizce uyum halinde çalışan ve mutluluk salgılayan organlarım , tam
bir teşkilat halinde çalışıyorlardı.
Gülüşü ile birlikte içine girdiğim o gizli mabette zamanın
içindeki enstrümanlara elimle dokunabiliyordum. Konuşmaya başladığında ise
mimikleri ile yüzü öyle bir uyum halinde hareket ediyordu ki ,anlatmak
istedikleri bir iksir gibi sıvı akıcılığında tatlı bir etki bırakarak benliğime
yavaş yavaş nüfus ediyordu.
Daha sonra elini istemsizce tuttuğum ve heyecandan vücudumun
fabrika ayarlarından çok uzaklaştığı ,uzun zamandır kendimi hissetmediğim kadar
iyi hissettiğim o dakikaları uzaktan kumanda ile kontrol edebilmek ve pause tuşuna
basmak istedim.
El ele tutuştuğumuz o 3 dakika kime göre 180 saniyeydi ?
Onunla tanıştığımız o gün neden 365 günden sadece bir tanesi olacaktı ? O gün ,neden
ayrı bir tanımlama içine alınamıyordu?
Gerçektende 1 dakikanın 60 saniye etmeyeceği zamanlar
yaşatmıştı bana .. Beraberliğimize başladıktan sonra da zaman kuramlarını ters
düz edeceği gibi ..
Semih Kuşkaya - ” Is it love when you don’t? ”
Yorumlar
Yorumlar
Yorum Gönder