HAFTANIN YAZISI LEDÜN / LEDÜN İLMİNİ ÖĞRENMEK İÇİN ŞUNLARI BİLMEK GEREK “Ben, ...

HAFTANIN YAZISI LEDÜN / LEDÜN İLMİNİ ÖĞRENMEK İÇİN ŞUNLARI BİLMEK GEREK “Ben, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den iki çeşit ilim ...

HAFTANIN YAZISI

LEDÜN / LEDÜN İLMİNİ ÖĞRENMEK İÇİN ŞUNLARI BİLMEK GEREK

“Ben, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den iki çeşit ilim aldım, bunlardan biri size anlattığım ilimlerdir, ikincisini ise söylersem boğazımı keserler, ikinci ilim esrar ilmidir. Herkes bunu anlayamadığı gibi Allahu Tealâ da onu herkese vermez.”

Ebu Hüreyre

İnsan aklının son idrak hududunda olan ilm-i ilâhîyenin sır perdesi ilm-i ledün…
İnsan mantığının hududunu aşan mantıksız bir mantık ile anlatılan perde arkası...
Fizik, kimya kanunları gibi değişmez sabit kanunları vardır buranın aynen...
İnsanlar maddeye tapmaya başladığı devirden itibaren Allah'a sıfat aramaya başlamışlardır.
Bu sûretle insanlar aklın peşine takılmış şuûrsuz bir hâlde gidiyorlar nereye?
Kendi çöküşlerini içlerinde taşıyorlar habersiz olarak.
Bence “hiç” olan; duyup işitip, görüp anlamaya çalıştığım ruha te’sir eden her şeyin karalamalarından ibaret olan kitablarımı okuyan olgun bir zât geldi, sordu :
“Ledün Nedir?”
“Bilmem!” dedim.
Resûlü Ekrem'in iç âleminde feveran eden ötelerin ötesinin insana kadar uzanan ilmi, Resûl kimseye bilidirmemiş.
Yalnız Hz. Ebu Hüreyre'ye bazı ledünnî şeyler bildirmiş.
Soranlara :
“Eğer bu az bildirilen sırlardan size söylersem kâfir oldu diye başımı vurursunuz!” buyurmuştur.
Hz. Musa'ya Hızır söylemiş bazı sırları.
Musa peygamber bile buna tahammül edememiştir.
Hızır aleyhisselâm, Resûlü Ekrem'e edeben mülâki olmamıştır.
Çünki ledünnün hakikî Sultanı Resûlü Ekremdir.
Öğrenecek bir durumu yoktu.
Ben neyim ki ledün bileyim.
Hazreti Hüreyre'den sıkıp aldığım ma’lumata göre ben de anlayamadım. “Resûlullah Efendimizin Hakk’ın esrarına çevrili nûrlu iç âlemi” diye buzlu bir târif yapabiliriz.
Ledün hakkında birçok sızma bilgiler ve mırıltılar birçok ulemâ tarafından bildirilmiş, hatta kitablara bile geçmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm'de kullara birçok Âyetlerle bilgiler, Hakk’a yanaşmak usulleri bildirilmiştir.
Bir de Kur’ân-ı Kerîmde bildirilmeyen birçok hududsuz Âyetlerde sünnetullah ile kâinatda câri her türlü hadisatın aslı gizlidir.
Onun için:
“ALLEME’L- İNSANE MÂLEM YÂLEM” Âyeti ile bilmediğini insana öğretir. Kim?
Allah'ın kâinatda câri Kur’ânda bildirilmeyen Âyat ve bürhanları...
Resûlü Ekrem efendimiz : “Beşikten mezara kadar ilim peşinde koşunuz. Çin'de bile olsa arayınız, kâfirde bile olsa istifade ediniz” buyurmuştur. Kâinatın yaratılışını dünyayı gezerek, evreni tetkik ederek bulabilirsiniz Âyetleri vardır.
Kur’ân-ı Kerîm'in bazı sûrelerinin başında HURUFU MUKATTAA kırpılmış Âyetler mânâsına gelen, bunlar birçok ledünnî, kâinatda câri bilinmeyen Âyetlerin anahtarı mesabesindedir.
Nitekim geçenlerde kaptan Kusto'nun Septe boğazındaki Akdeniz suyu ile Atlas Okyanusunun suyunun karışmaması ve balıkların bir taraftan öte tarafa geçmemesi, tuz kesâfetinin ayrı olduğu hâlde fizik ve kimyada bulunan kesiften hafife doğru olan ozmoz hadisesinin olmaması meselesi Rahmân Sûresi’ndeki Âyetle ortaya çıkmıştır.
Bunun niçin böyle oluşundaki sır ledünnîdir.
O sırrı herkes bilemez tahammül de edemez.

Âyet: “iki denizi salıvermiş birbirine kavuşuyorlar. Birbirine karışmaya engel bir perde var. Bu da mı yalan? ...”
Kâinatda câri fizikî, kimyevî, jeolojik, meteorolojik hadiselerin bir kanun dahilinde oluşu sünnetullahtır.
Cenab-ı Allah niçin bu kavuşmamayı murad etmiştir? Sebebi nedir? “Söylenemezlerdendir”…

Şimdi bir izah yapalım:
Amma bunu, sızıntılı hakiki bilgi, sözleri ile bir tasvir yaparak anlatalım:
Nasıl ki radyo dalgaları makinada sese, şekle, renge tahvil oluyorsa bu kelimelerle anlatacağımız resim de öyledir, iyi düşünüp hâlletmeye savaşın.
Bundan birşey çıkarabilirseniz “Ledün” ü hiç olmazsa buzlu cam arkasından seyretmiş gibi bir bilgi hasıl olur.
Kelimelerle resim şu:
Boyu 10 m. genişliği 5m. derinliği yarım metre olan küçücek bir göl... İçine simsiyah lâğım karışmış.
Küçük büyük ölü hayvan leşleri kokuyor.
Üstünden yeşil leş sineği geçse bile kokudan bayılıp aynı pisliğe düşüyor.

İşte bu birikintiye kızgın güneş aksetmiş.
Pis kokulu su buhar olup yukarı doğru çıkıyor yavaş yavaş ...
Buhar yerden göğe doğru yükseliyor.
Nasıl yükseliyor buhar?..
Niçin yukarı çıkıyor?
Efendim buhar havadan hafif, arz çekimi buna te’sir etmez.
Bununla bana izaha kalkma!
Ben bunları pek iyi bilirim herkes gibi.
Sünnetullahda gizli fizikî kimyevî kanunlar bunlar.
Buhar da pis kokulu.
Yükselmeye devam ediyor göğe doğru.
Su birikintisi nihâyet kuru bir hâle geliyor.
Koku da kalmıyor artık.
Buhar muayyen bir mesafeye yükseldikten sonra orada bulut oluyor.

Gökteki bulutlar da muhtelif mesafelerdedir.
Ne çok yukarı çıkarlar ne çok aşağı inerler.
Meteoroloji dili ile söylersek kümülüs, stratus bulutlarının yükseklik ve şekillerini biliriz..
O pis buhardan olan bulut müsbet ve menfî elektrikiyet taşıyor.
Birbirine çarptığı zaman yıldırım şimşek oluyor.
Amma niçin buharda müsbet-menfi elektrik var.
Bu hadise niçin oluyor?
Onu da bilmiyoruz.
Sünnetullah deyip sıyrılmak istiyoruz.
Buradaki sıyrılmak ledün hududuna yanaşmak ve oraya akıl erdirememenin bir ifadesidir.

Bulut nedir bilir misin?..
Sonra bu bulut yağmur oluyor...
Tekrar aşağı düşüyor..
Ağzını aç bu rahmeti doldur.
Göz yaşından berrak ve temiz.
Kokusu yok.
Nedir bu tadı olmayan su tadı?
Düşünemezsin bile o pislik dolu su yığınındaki vaziyeti...
Göldeki vaziyeti düşün şimdiki duruma bak. Düşün!..
Fakat niçin bu böyle. Kimse bilemez. Bu rahmettir.
Şu küçücük pislikten temize doğru huruç, temizlikten aşağı rahmet...
Bu resmi hâlledersen Ledün târifinden bir şey anlayabilirsin.
“Hayır!.. Hayır!..” diyeceksin.
Anlayabilirsen Ledün kelimesinin “L” harfini belki anlarsın...
Son harfi olan “N” harfine dön!
Orada “kün!” gizli. “OL!” gizli.
Anlarsan gel konuşalım!
Anlamazsan o benim mavi kaplı üstünde kırmızı yazılı kitabı evinde bir rafa bırak. Belki anlayan olur. Ben başka birşey bilmem. Anladığın zaman Ledün hakkında konuşmak mümkün olur. Soruyu soran muhterem zât ben bunu anlatırken gözünden sessiz yaş geldi. Benim gözüm de yaşlı idi...
Sessizce kalktı, söz söylemeden kendi gönül havzına çevrilerek ayrıldı gitti.

Hani anlatırlar. Hızır bir çobana raslamış ona birşeyler öğretmiş ve gitmiş. Çoban birşey sormak için Hızır'ın peşinden koşmuş.
Hızır göl üzerinde yürüyormuş.
Çoban Hızır'a yetişmiş:
“Amca şu nasıldı unutdum!” dediğinde, Hızır bakmış ki çoban da suda yürüyor.
Hızır çobana : “haydi git oğlum git bildiğin gibi yap!” demiş.
Fakat çoban su üzerinde gittiğinin farkında değil...
İşte gaflet hâlindeki sırrî, ledünnî mânâları görünürde normal addederiz onları.
Onun için eskiler söylerler : “Gaflet çok iyi bir haslettir.”
Esselâmü aleyküm...

Rahmân sûresi: “İki denizi salıvermiş birbirine kavuşuyorlar. Birbirine karışmaya bir perde var”. Âyet 19 - 20...
Bunun kavuşmaması sırrî bir hadisedir.
Bu sırrı ledünnî olarak Kusto öğrense çıldırır.
Sebebi nedir? “Söylenemez” lerdendir. .
“Sen biliyor musun?” diye bir sual sorma bana.
Bilmesem mırıldanmam.
Ben onu öğrendiğim zamanlarda kendimi kaybettim.
Günlerce bayırlarda dolaştım ağam...
İnsan, aklının varamadığı, kavrayamadığı Lâ mekânı içine almış bir mekândır.
Kâinatın kusursuz ve akıl yoran düzeninde asıl hakikat gizli gibi görünür. Fakat aşikârdır.
Düşünmeden, aklı kullanmadan hareket etmek Allah'ın verdiği akla hakaret olur ki bu küfürdür.
Akıl Allah tarafından yanlış ve doğru terazisi olarak verilmiştir. Onda kabiliyetsizlik, kusur yoktur.
Bir de aklın eremediğini akla sokmağa çalışmak da akla hakaret olur, “sersemler” müstesna...
Allah'ın yarattığı şeylerde Allah'ın kudretini görmeye çalış.
Allah'ı isbata kalkmak şüphe etmenin tam kendisidir.
Allah'ı yarattığı şeylerle varlığını isbata kalkma.
Kime isbat etmeye uğraşıyorsun.
Allah'ın dışında değilsin ki O'nu göresin.
Siz kendi kendinizi dışarı attınız aklınızla!..
Sonra o akıl ile ne arıyorsun?
Aklın durduğu ve boşlukta kaldığı hudud ötelerin ötesi...
Fakat akıl yine çırpınıyor.
Nedir o ötelerin ötesi?..
Aslanım, hiçlik ve yokluk mevhumu diye bir şey yoktur.
Her şey vardır.
Ne evveli var ne sonu...
Bu iki kelime arasında dolaşmasını öğren.
Başa, sona akıl “ermez” değil “yetmez”...
Kusto Kaptan senelerce ilmî tetkik yapıyor.
Şayanı takdirdir...
Tabiatda raslanan her taşın altını kaldırıp bakmalıdır.
Çünki bazen caddelerde değil patika yollarda çok şeylere raslanır.
Bu zât kâinatdaki intizamdan, işleyişten bir şey çıkaramıyor, intizamsız gayrı tabiî gördüğü bir olaydan: “Allah vardır!” diyor...
Öleceği zaman yüzü sararmış.
“Ölümden korkuyor musun?” demişler.
“Hayır! Ölümden korkmak bir nev’î bâkilik iddia kokusunu taşır ki küfre ve şirke kadar gider.”
“O hâlde niçin sarardın?”
Be gafiller!..
Güneş batacağı zaman sararır.
Bunun farkında değil misin?
Her gün görürsün!...

Maddeyi ruhun emrine al...
Ruhu maddeye bağlayarak şekillendirmek, maddîleştirmek insanın Âdemiyetine hürmetsizliktir. Ve birşey ifade etmez.
Son asırda kitabların yazdığı ve nasihat hâlinde nesilden nesile gelen “iyi ve kötü” insanlar ta’biri kalmadı.
Artık bugün ne kötü insanlar var ne iyi insanlar var.
Hepsi bir oldular ve karıştılar birbirleri ile...

Bir zaman toprak üstünde iken: Şimdi toprak altında olanların toprak üstünde iken yaptıklarından bahsetme. Onları rahmetle an!..
Şimdi toprak altında ne yaptıklarından biliyorsan bana da onlardan bir ip ucu ver. Ona göre hareket edeyim. Veremeyecek, söyleyemeyeceksen beni dinle o hâlde, bir şey kaybetmezsin. Günahdan sakınmak tövbede uğraşmaktan kolaydır.
Bunu unutma.
Çok büyük bir lâftır bu.
“Gönül” derler nedir bu.
Gönül, Hakk olana bağlanmanın ismidir.
Bunu unutma!..
Düşün, ne demek istiyoruz.
Hemen anladığını sanma!..
Bu gönül ile Allah'tan istemek en büyük ibâdet olur.
İbâdet, bu isteme temizliğine kavuşmak olduğunu unutma.
Allah'ın kapısı kapalı gibi görünürse de alınteri ile müracaat edenin elindeki kabı boş çevirmez.
Aksini düşünmek küfürdür.
Alın terinin kirlisi yoktur.
Onu dinle!..
Yalan, haram ile kirletme.
Allah'ın helâl hazinesinin hududu yoktur.

Şunları öğren:
“Fezkurunî ezkürküm : Beni anarsanız Ben de sizi anarım!”
“Er rasihune fi’l-ilim : İlimde rasih olanlar.”
“Ennallahe rabbe rabeküm : Ben Allah Rabbım ve Rabbınızım”
“Velakad kerremna benî âdeme : Biz Âdem’e keremle keramet verdik.”
“Velezikrullahi ekber : En büyük zikir Allah’ın zikridir.”
Bunların mânâlarını öğren, bütün incelikleriyle…
“Ve’s-semai zâti’l- buruci”
“Ve’s-semâvât” değil.
“Rabbi’s-semâvât”. “Rabbi’s-semâ” değil.
“Rabbü’l- ard”. “Rabbi’l- şems, Rabbi’l- kamer” değil.
“Rabbü’l- magrib” değil.
“Rabbül maşrık”değil.
“Rabbü’l- magribeyn. Rabbü’l- maşrıkeyn.”
“Rabbı Âdem”, “Rabbi’l- insan” değil.
“Rabbi’n- nas.”
Bunları da iyi düşün, anla, bu anlama kudreti insanda var.
Akıl Allah tarafından verilmiştir.
Onda kabiliyetsizlik kusur yoktur.
Aksini düşünmek akla hakaret olur ki, bu da küfürdür…

Ledün ilmini öğrenmek için şunları bilmek gerek:
1 – “Errasihune fi’l- ilmi…:
2 – “Fezkürunî ezkürküm :
3 – “Velekad kerremnâ benî âdeme...
4 – “Ennallahe rabbe, rabbeküm :
5- “Felillahi’l- hamdü rabbi’s- semâvâti ve rabbi’l- ardi rabbi’l- âlemîn. Velehü’l- kibriyaü fi’s-semâvâtı ve’l- ardi ve hüve’l- azîzü’l- Hakîm.:
6 - Bilmez misin ki göklerle yerin yegâne sahibi “Allah” dır. Ve sizin Allah'dan başka bir yarınız ve yardımcınız yoktur.

“KÜN!” : Emir kime verildi. Hitabı ilâhî kime?..
“FEYEKÜN” : Emiri kime verilecek?..

Rabbi’s-semâvât, Rabbi’l-ard, rabbi’l-maşrikeyn, rabbi’l-mağribeyn, Rabbi’l-arş,rabbi’l-felak, Rabbi’n-nas, Rabbi’- âlemîn.

Lâ mekân diyoruz: Maddenin ötesini madde âlemine bağlayan nokta... Aklın gidemediği hudud.

SULTAN:

S : “Subhanellezî isrâ…
L : Katiyen söylenemez. Bilen söylese dili vurulur.
T : Tâ-Hâ. Tâ. Sîn. Mîm
A : Elif. “İkra bi ismi rabbikellezî hâlak. :
N : “Nûn vel kalemi mâ yesturûn :
“KÜN” de bu “NÛN” nun içindedir. Fazla açıklanmasına müsaade
edilmemiştir.

Hızır Derler. Vardır. Kimdir?
Musa peygambere Ledün yani var olan akla zorlanmadan sokulamayan kudret âleminin sırlarının ilmi...
İlim var olan bir şeyin künhüdür, esasıdır, vardır demektir.
Hakiki inanç âlemine kavuşanlar bilirler, sezerler, inkâr edemezler, etmezler.
“İmkân âleminde bunalanlara yardıma koşan mübârek bir zât-ı şerîf var mıdır yok mudur?” sözleri inanmayanların veya inanamayanların sözleridir bunlar...
Halk gönlünde yaşıyor ya!.. İnanıyorlar ya, bu inanana da inanmayana da yeter.
“Hızır Ab-ı hayat suyu içmiştir.” derler.
Devamlı olduğunun güzel inancının delilidir bu...
Bizce Hızır Aleyhisselâm vardır.
Bunaldığımızda yardıma Hakk nasib etsin diye dua ederiz.
Bir de İlyas vardır.
Onun hakkında denizlerde Hızır, karalarda İlyas…
Âlemin her yerinde Hakk’ın kullarına yardımının mümessilleri...
“Senede bir defa buluşurlarmış!” sözü halk arasında yaşar.
Bu gönülleri hürmete bürümenin timsalidir.
“Hızır-İlyas”... Günü diye anarlar, dilekler yaparlar.
Gün doğmadan her diyarda Hızır'a rastlamak ümidi vardır.

Bir kul rastlamış Hızır'a konuşmuş.
Ondan dinledim ben de naklediyorum güzel bir mülâkat...
İster evet, ister hayır de.
Efsâne, hurafe, menkıbe olamaz, inananlara inanmayanların saldırışlarından çıkar menkıbe, efsâne, hurafe...
Biz reddederiz bu lafları.
Efsâneyi hurafeyi araştırın aslına varın.
Hikâye diyelim bunlara.
Güzellikleri insana hitap eder o kâfi değil midir.
Rüyada gördüğünü inkâr edebilir misin?
“Bu ne demektir?..” diye sorar durursun.
Rüyada kudret âlemine ait olan ruhla imkân âleminde dolaşmaktır…
Rüya bu…
Allah kulunun biri, günün birinde Hızır'a rastladı senelerce evvel. Sonraları da Hızır ona rastladı.
Hızır konuştu o kul dinledi.
Hızır'a sordu, Hızır söyledi.
Günün birinde Hızır o kulu götürdü bir yere.
O kul bu tesadüflerden utandı.
Kimden utandı?
Kendinden... “Ben kimim ki Hızır bana rastladı” diye...
Başka bir gün de o kul ormanda kırklarla görüştü.
Yaylalarda yedilerle buluştu.
Geceleri onbirleri dinledi...
Aradan yine seneler geçti..
Bu kul konuşuyordu diğer bir kul ile...
Hızır'ın kendisine söylediğini o rastladığı kula dedi...
Ne dedi bana bilir misin?
“Kul arkadaş, üçler kalmadı bugün...
Yediler iki kişi kaldı... Kırklar onbir kişiye indi...
Hamdolsun ki onbirler bâki...”
Hızır'ın rastladığı kula o kul sordu :
“Beni bir yere götürdü” dedin. “Nereye götürdü?..”
Hemen cevap verdi:
“Beni değil. Bizi...
Ben başka, biz başkadır. Ma’lum ya...
Sözlerimi anlayamadın.
Hem bunları sualle uzatma.
Anlattığımı anlarsan yeter.”

Dr.Münir Derman (k.s.)

1.6.1982: Salı

YORUMLAR

Hakkımızda

Ad

Anlamı Nedir?,22,Biyoloji Konu Anlatımı,25,Cilt Bakımı,82,Coğrafya Ders Anlatımı,978,Genel,46,Güzel Sözler,16075,Music,1,Ne Nedir?,32164,Resimli Sözler,4111,Saç Sağlığı,119,Sağlık Bilgileri,1596,Soru-Cevap,10236,Sports,1,Tarih Konu Anlatımı,5,Teknoloji,36,Türk Dili ve Edebiyatı Konu Anlatımı,2,
ltr
item
Ders Kitapları Konu Anlatımı: HAFTANIN YAZISI LEDÜN / LEDÜN İLMİNİ ÖĞRENMEK İÇİN ŞUNLARI BİLMEK GEREK “Ben, ...
HAFTANIN YAZISI LEDÜN / LEDÜN İLMİNİ ÖĞRENMEK İÇİN ŞUNLARI BİLMEK GEREK “Ben, ...
https://scontent.xx.fbcdn.net/v/t1.0-0/p180x540/10441290_10153568574944751_6143846709931848976_n.jpg?oh=2fc72b7b53d9a8943acb1efa5475b020&oe=5A590943
Ders Kitapları Konu Anlatımı
https://www.ayaydin.tr/2017/09/haftanin-yazisi-ledun-ledun-ilmini.html
https://www.ayaydin.tr/
http://www.ayaydin.tr/
http://www.ayaydin.tr/2017/09/haftanin-yazisi-ledun-ledun-ilmini.html
true
5083728687963487478
UTF-8
Tüm Yazılar Yüklendi hiçbir mesaj bulunamadı HEPSİNİ GÖR Devamı Cevap Cevabı iptal Silmek Cevabı iptal Home SAYFALARI POST Hepsini gör SİZİN İÇİN ÖNERİLEN ETİKET ARŞİV SEARCH Tüm Mesajlar İsteğinizle eşleşme bulunamadı Ana Sayfaya Dön Pazar Pazartesi Salı Çarşamba Perşembe Cuma Cumartesi Pazar Mon Tue Wed Thu Fri Sat January February March April May June July August September October November December Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec Şu anda... 1 dakika önce $$1$$ minutes ago 1 saat önce $$1$$ hours ago Dün $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago more than 5 weeks ago İzleyiciler Takip et THIS PREMIUM CONTENT IS LOCKED STEP 1: Share to a social network STEP 2: Click the link on your social network Tüm Kodunu Kopyala Tüm Kodunu Seç Tüm kodlar panonuza kopyalanmıştır. Kodları / metinleri kopyalayamıyor, kopyalamak için lütfen [CTRL] + [C] tuşlarına (veya Mac ile CMD + C'ye) basınız Table of Content