KAYIT 111 … Şimdi ağam, bak buraya bir şey koymuş bir arkadaşımız. “Hamd ve Şükür.” Hamd etmek. Hani “Elhamdulillaaah çok şükür!” deriz. İsl...

KAYIT 111
…
Şimdi ağam, bak buraya bir şey koymuş bir arkadaşımız.
“Hamd ve Şükür.”
Hamd etmek. Hani “Elhamdulillaaah çok şükür!” deriz.
İslamda hamd ve şükür çok büyük bir şeydir.
“Ama ne kadar büyük?”
Elhamdulillah çok şükür yok öyle, öyle Elhamdulillah!
Hamd ve şükür! Hamd başkadır, şükür başkadır.
Şükredeceğin yerde hamd edersen tepetaklak gidersin.
Hamd edeceğin yerde şükredersen yine tepetaklak gidersin.
İslamiyette ya bir nezaket usulu vardır.
“Neyimiş o?”
Şimdi şükrü bildiriyo, şükür, şükür.
Şükür, dâima Nimet ve İkram-ı Rabbaniye ye karşı duyulan minnet ve mahcubiyetin ifadesidir.
Allah bu kadar rızık veriyor.
“Yav ben, bana bu kadar rızık veriyor!”
Utanır insan değil mi?
Bir mahcubiyet duyar bir minnet duyar.
Bu minnetin mahcubiyetin ifadesi şükürdür.
Şükürrr, dâima nimet ve İkram-ı Rabbaniye ye karşı duyulan minnet ve mahcubiyetin ifadesidir.
Şükürde, şükrün ifadesinde; tekrarının, devamının ve fazlalaşmasının arzu edildiği gizlidir.
“Çok şükür!” dedi mi “Yâ Rabbi bunu devam ettir, bunu çekme, bunu çekme!” arzusu vardır.
Yemeği yedin: “Çok şükür!” dedin. Ne güzel! “Yâ Rabbi bunu yine devam Ettir!”
Baklava yedin “Çok şükür! Yâ Rabbi yarın akşam da ben isterim!” demek oluyor.
Yani Allah’ın verdiği rızka karşı şükretmek altında: “Bunu devam ettir Yâ Rabbi!” demektir.
Hamd edersen: “Elhamdulillah, Yâ Rabbi bu kadar kâfidir, fazlasını arzulamam! Kanaat hududundan bir santim ilerlemesini istemiyorum, demektir.
Beni bu hâlime bırakın!” istekleri vardır hamdda.
“Elhamdulillah” dedin. “Buna teşekkür ederim. Kâfi bana!” demektir.
Halbuki şükürde: “Kâfi Yâ Rabbi! Ama devam ettir!” vardır.
Mesaib (müsibetler) ve belâ gelirse insanın başına, en büyük silah hamddır burda.
Hamd edilecek yerde şükür yapmak, şükredilecek yerde hamd etmek câiz değildir hem de tehlikelidir.
“Elhamdulillaaaah!” diyen bir zât ne demek istemiştir.
“Yâ Rabbi kudretlerin kaynağı Sensin her şey Senin arzunla mümkündür.
Ben hâlime razıyım. Belâya da saâdete de.
Beni bu hâlimden bu hâlimi arayacak hale sokma!” demektir.
Elhamdulillah çok şükür demek ise: “Hâlime razıyım. Beni bu hâlimi bana aratma, peşinen Yâ Rabbi sana teşekkür ederim!” demektir.
Sen, beni tanıyan yarattın.
Bunlardan dolayı hamd ediyorum.
Fenâ bir kul, asi, münkir bir kimse yaratabilirdin bu bana kâfidir!”
Hamd bütün belâyanın önüne set çekmektir.
Çok ince hallar vardır.
Hamd ile şükürün hangisini yapmak lüzumunda hataya girebiliriz.
Ondan dolayı bu hataları yok etmek için “Estağfirullah” yapmak lâzım!..
Onun için “Çok şükür, Elhamdullillah” ikisini birbirine karıştırdı mı, bunların ikisinin birbirinden ayıran “estağfirullah” tır.
Deminki tövbe, “estağfirullah.”
“Estağfirullah ne demektir?”
“Ben bilemedim, kestiremedim, fakat Yâ Rabbi niyetim halis fakat senden istemek edebini kul olduğum için lâyıkıyla bilemedim bundan dolayı hatalarımı bana bağışla arzusu vardır!”
Bir de: “SubhanALLAHu ve bihamdihi subahALLAHul azim.”
Namazda “SemiALLAHu limen hamideh! Elhamdulillah!”
O halde hamd. Hamd etmek cesedin haykırışıdır ağam.
Vücud haykırıyor.
Şükür Rûhun haykırışı.
Hamd ile insan Cehennemden kurtulur.
Şükr ile Cennete girer.
Hamd, Cehennem Kapısını kapayan maymuncuktur.
Şükür, Cennet kapısını açan maymuncuktur.
Nimet ve İkram-ı İlahîyeye bila istisna her canlı insan, hayvan, nebat çarpılır. Hem de arası kesilmeden.
Akan ırmak herkese su verir.
Güneş herkese sıcaklık verir.
Rüzgar herkesi okşar
Bu nimetlere dolayı bunu verene bilmese de, bilse de o nimetlerin verdiği ferahlık ve telezzüzden dolayı insanın yüzü güler.
Meselâ çok susarsın kâfiri de böyledir.
Su içer: “Oooooh!..”
“Oooooh!..” bir nevi şükür demektir.
Yağmur yağar, nebatlar böyle canlanır yeşilliği fazlalaşır bu bir nevi “Ohh!” demektir.
Hayvan su için kuyruğunu sallar.
Kuş öter bunların hepsi bir nevi “Ohh!” demektir.
Bu şükürdür işte.
Hamama gidersin yıkanırsın, tertemiz.
Böyle yüzün güler işte aha o gülmek yok mu?
“Ohh!” demektir, “Oooooh!..” şükür demektir.
O halde şükürü habersiz yapar insan.
Cenâb-ı ALLAH yarattıklarına hamdı öğretmek için bu hamdı öğretmek için Rasûller göndermiştir.
Bunların İLKİ ve SONU, hamd edici mânâsında olan sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin ismidir.
Hamdı, yaratılan her mahluka öğreten Rasûlullah Efendimizdir onun için şükrü rûh, ezelden bilir.
Hamdı sonradan öğrenmiştir.
Ezelde rûhlar yaratıldığı zaman o zaman şükrü öğrenmiştir insan.
Hamdı da Rasûlullah öğretmiştir.
Şükür, doğrudan doğruya Zât-ı İlahiyeye raci’dir ALLAHa gider.
Hamd, onu tanıtan yalvarma edebini öğreten Rasûlullah kanalıyla ALLAHu Zülcelâl e gider, arada bu fark var.
Dünyadaki hamdın ifadesi Şefâat-ı Rasûlulahla karşılanır.
“Elhamdulillah!” dersen Rasûlullahın şefâatına mazhar olursun çünkü hamdı o öğretmiştir.
İnsan ve mahluk şükrü yapmasa da ezelden öğretildiği için herkes, kâfiri de dinsizi de hayvanı da şükür yapar.
İşte kuyruk sallamak hikayesi.
Bilmeye başladığı dakikada hamdı bilerek yapmağa başlar o da mü’mindir.
İnsanı hamdın mahiyeti ve keyfiyyeti yükseltir veya alçaltır.
Hamdı iyi öğrenmeden örseleme onu.
Şükürde kal!
İkisinin arasında şeytan seni bocalatır.
Baktın ki şaşırdın sabırda kal!
Hemde hududsuz sabırda.
Sabırda hazineler vardır ağam.
Buğday sekiz ay toprak altında gizlenmeye sabrettiği için aziz nimet oldu.
Sedef aza kanaat ettiği için, sabrettiği için ALLAH içini inci ile doldurdu.
Rasûl-i Ekrem aza kanaat ettiği için “Rahmetenlil Âlemin” Bahsedilmiştir.
Sabırda Aziz cemaat, kanaatta Rahîm, Şefik olan VALLAHi billahi ALLAHu lem-yezel gizlidir.
Bu sıfatlara bürünenlere size şah damarınızdanda “nahnu ekrabu minhablel verid” âyetinde “Ben size damarlarınızdan daha yakinim” diyen ALLAHu Zülcelâldir.
Âlemde ve devam eder.
Mağfiret-i İlahiye Deryasında yegâne eriyen şey şükürdür.
Diğerleri erimez.
Mağfiret Deryası tarafından kabul edilmez.
Şeker bilirsiniz suda erir. Zeytinyağında şeker erimez.
Şükürden başkası da ALLAH’ın Mağfiret Denizinde erimez.
Hamd insanı Mağfiret Deryasında eritecek hale hazırlar.
Aha Rasûlullah bunun için gelmiştir.
Ve insan şükür külçesi halinde Derya-yı Mağfirete dalıp eriyip gider Saâdet-i Ebediyeye kavuşur.
O zaman Cemalullah tecellî eder.
“Vücuhun yevme izin nazirâtün ila Rabbiha nazirâ.”
O halde bütün nimetlere maddî ve mânevî nimetlere şükür edeceğiz. Mesaib veya Belâ geldi mi: “Elhamdulillah!” diyeceğiz.
Kuldaki şükrün ifadesi, edeb içinde emirlere büyük bir zevkle itaat, sonu gelmeyen tatlı bir arzu istek ve ibadat ve taate devam etmesidir.
Hamdın ifadesi me’yus (ümitsiz) olmadan rıza, tahammül ve sabırdır.
Şükrün menzili, en küçük dereceden en büyük dercelere kadar dâima doludur.
Zirâ rûhlar, arza inmeden evvel kendilerine şükür tâlim edilmiştir.
Levh-i Mahfuz da var.
“Peki Levh-i Mahfuz niçin mahfuzdur?
Hıfz edilmiştir. Neden hıfz edilmiştir?
Birisi bir şey mi çalacak ordan?
Şeytan mı girecek?
Melek hırsızı alıp da dünyadaki edebsizlere parayla mı satacak?”
Yooo ondan değil. Hatadan mahfuzdar.
Hata yoktur orada Levh-i Mahfuz bu demektir, hatadan mahfuzdur. Hatadan mahfuzdur.
Rûhların arza indirilmesindeki sebeb de hamdı öğrenmeleri içindir.
Hamd menziline girilirken bu yolu dolduramayanlar yuvarlanırlar.
Şükrün hakiki olup olmadığı hamdın mevcudiyetiyle ispat edilir.
“Hayrı şerrihi minellahu teâlâ.”
Hayır ve şerr ALLAHtandır.
Hayır şükrün yerine varmasıyla gönderilen ardı arası kesilmeyen Mağfiret-i Subhaniyenin … ve akisleridir.
Şerr hamidsizliğin mukabilidir.
O halde hayr, şükrün yerine varmasıyla ALLAHın sana gönderdiği ardı arası kesmeyen Mağfiret-i İlahiyedir.
Şerr, hamidsizliğe mukabil, hamd etmemeye mukabil verilen belâdır.
Ateşe elini sokmayan nasıl elini yakmazsa hamd edene de şerr gelmez.
Ateşe elini sokanın eli nasıl yanarsa hamd etmeyene de böyle şerr gelir.
Bunların istisnasız Kanun-u İlahi oluşundandır ki “Hayrihi ve şerrihii minALLAHu Teâlâ” Cümle-yi Celilesini bütün ulemâ ağzına vird etmiştir.
Ve kulun şükrüne vesile olacak bütün Nimet ve İkram-ı İlahiyelerin zayiii ve muhafızı da bildiğimiz meleklerdir.
Şerrin hamidsiz kalmasına çalışanda Şeytandır.
Bu büyük ve İlahî İntizam ve câri kanunun fehmedilsin edilmesin anlaşılsın anlaşılmasın sigortası kanaat ve sabır hasletlerinin takviyesine çalışmak ve bunda muvaffak olmaktır.
Kanaat zırhı ve sabır zırhına bürünene şeytan katiyen yanaşamaz. Hadis-i Rasûlullah.
O zaman kulu, hamd edici sıfatını giyer. İşteee…
Hamd edici sıfatına girdiğin zaman Rasûlullah’ta erimek “Puta-yi Rasûl’de erimek!” bu demektir.
“Mutu kable en temutu” aha budur. (Ölmeden evvel ölünüz)
O zaman “Ben Medineyim kapısı şudur”
Sen de bir kapısı olursun.
Rasûlullah’ta eriyen için de korku yoktur.
Zirâ Rasûlullah’ta eriyen kimse rızadan bir parça olur. Cemalullaha kavuşur.
Bütün nehiyler, Nehy-i İlahîler buraya kavuşmak için kurulmuş çârelerdir.
Nehiylere mantık yürütmeden akılla bunları eşelemeden şüphesiz şeksiz kabul etmek lâzımdır.
Şeker hastalığına uğradı biri, şeker yemek ona yaramaz.
Vücudunu ifna eder şeker bu bir hakikat.
“Niçin yaramaz şeker? İzah edin.”
Yapamazsın ancak onun ehli olan doktor onu izah edebilir, tecrübeyle ama hasta anlamaz.
Şeker alırız da vücudu ifna, yemeyeceksin.
Mânevîyat Âleminde de iş aynı ile vaki’dir.
Onun için
“Şarap içmeyiniz!
Hınzır eti yemeyiniz!
Yalan söylemeyiniz!
Kimsenin hukukuna tecavüz etmeyiniz!
ALLAH’ın ismini anmadan bir şey kesmeyiniz!
Adâletten ayrılmayınız!”
Velhasıl bütün haramlar ve nehiyler rûhun temiz ve saf bir halde ALLAH’a dönmesini temin için va’z edilmiş kanunlardır.
Yıldızlara giden insanların elbiseleri, yiyecekleri, bindikleri füze o yıldızların bulunduğu her türlü fizikî kimyevî manyetik hususlar, uygun bir sûretle ince hesaplarla yapılıyor. Yoksa yolda parçalanır.
Sebebleri aramağa kalkma!
Şeker hastalığında şekerli maddelerin niçin dokunduğunu anlamak için doktor olmak lâzım.
Doktorluğu tahsil et ondan sonra.
Nehiylerin sebebleri, Hınzır eti yeme yasaktır.
Onun sebeblerini anlamak için Mânevîyat Doktoru olmak lâzımdır.
Onlar da dünyada iken Hakk’a vasıl olan Velîlerdir.
Hem sebeblerini öğreneceksin de ne olacak?
Öğrensen de öğrenmesen de bu yoldan dönmeyeceksin.
İş mü’minine bilgayb, gayba inandığını: “Ben, yeme dedi mi yemem ne olursa olsun!” bitti bu kadar.
O halde onu öyle kabul et zirâ sonunda zararlı çıkmazsın.
Bir doktor şeker hastalığını, şekerli maddelerin dokunacağını söyler geçer. İzah etmez.
Etse bile hasta anlamaz. Nehiyler de böyledir, izah edildiğinde anlaşılmaz, o makam ve mertebe o ihtisas derecesine ulaşmadan…
Onun için akıl mantıkla bunları eşelemek doğru değildir. İnsanı yuvarlar.
Bu işleri bu kadar bilmeniz her halde kâfidir.
Dua ve niyaz ederim!
ALLAHu Zülcelâl size kanaat, sabır, emirlere şeksiz şüpesiz itaat, şükrü bilen ve dâima hayâ ve mahcubiyet içinde bulunan, mesaib ve belâlara karşı tükenmez hamd edici ve sabredici huzur içinde yüzen kullarından Eyleye.
Beni dinlediniz.
Buna mukabil de bana ayrı ayrı dua etmenizi niyaz ederim.
Âmin!
ALLAHümme salli ala Muhammedîn ve ala ehli beyti Muhammed. Subhâneke Yâ Allam tealeyke Yâ Selam ecirna minnar bi afivuke Yâ mucir!
Yâ Rabbi kıldığımız namazların bizim, zevkinin en son derecesine çıkmak nasib-i müyesser Eyle!
Midemize ve evlatlarımıza çoluğumuza çocuğumuza dâima helâl lokma nasibi müyesser eyle Yâ Rabbi!
Memleketimizi her türlü belâdan masun kıl Yâ Rabbi!
Ordumuzu icab ettiği zaman her türlü düşmana karşı Mansur u muzaffer eyle Yâ Rabbi!
Bizi Cehennem azabından koru Yâ Rabbi!
Son nefesimizde buyurun: “Eşhedu enLâ ilâhe illaAllah ve eşhedu enne Muhammedîn abduhu ve rasûluhu!” kelimesi ile çene kapamak nasibi müyesser eyle Yâ Rabbi!
Yarın ahrete teşrif ettiğimiz zaman Rasûlu Muhteremin elinden öpmek mübârek güler yüzünü görmek nasibi müyesser Eyle Yâ Rabbi!
Mezara indiğimiz zaman sual meleklerinle bize dâima iltifat nasib eyle Yâ Rabbi!
Lillahil Fatiha[fb_vid id="10152723333269751"]
YORUMLAR