KAYIT 113 Onun için ALLAH'tan korkan kimseden her şey korkar. Bir insan ALLAH'tan korktu mu, her şey ondan korkar. ALLAH'tan kor...

KAYIT 113
Onun için ALLAH'tan korkan kimseden her şey korkar.
Bir insan ALLAH'tan korktu mu, her şey ondan korkar.
ALLAH'tan kormayan, her şeyden korkmaz, ürker ürker!
Ürkmek başkadır, korkmak başkadır biliyorsunuz, ürkmek hayvanlara söylenir.
ALLAH'tan korkan kimseden her şey korkar. ALLAH'tan korkmayan, her şeyden ürker.
Dinsizler vardır, dînin aleyhinde bulunurlar: “Neymiş din?” derler.
Dinsizliğin ne gâyesini ne de insanlara faydasını gösteremezler.
Birisinde mezarın ötesi yok. Nedir mezar, öldük gittik!..
ALLAH yok. Âhiret yok, şu yok bu yok yok. Yok olsun.
Diğerinin içi nihâyeti, ALLAH’u Zu'l-Celâl ile doludur oğlum.
Senin inandığın iki tarafında da Cenâb-ı ALLAH var.
“Marace'l-bahreyni yeltekıyân” Aha âyet o.
Ordaki kara burunnan bilmem ne burnu değil Hoca Efendinin söylediği.
Aha içerde bu “Marace'l-bahreyni yeltekıyân” o işte o.
Yıllardan beri: “Bu âlemin ötesinde başka bir şey yok!” diye bağıran milyarlarca insan vardır.
Bütün ömrü, beşikle mezar arasına sıkıştırmıştır herif!
Şehvânî arzularına kapanmıştır, bunlara “Materyalist” derler, maddeye tapan.
Bir yani daha diyeceğim ben.
Otomobil, apartman, manto, sinemâ hasretinin çemberi içinde kalmış zavallı dünyâ mahlukları! Bunlar İslâm'a asıl hücum etmiştirler.
Kimseden korkmam oğlum. Şiarım olmadığından kimseyi korkutmak şiarım olmadığından kimseden de korkmam!.
Kendi basit elbisemi ve kendi yaşayışımı kürke değişmem oğlum.
ALLAH’a tapar, Peygambere rûhumla inanır, Kur’ân'ı takdis ederim, O’nunla amel ederim. Başka ben anlamam bir şey.
Hiç kimseden de şikâyetim yoktur, ne insandan, ne hayvandan ne de dünyâdan!
Hakîkî dindar o mesuddur ki ibâdetinde riyâ, işinde hîle ve yalan, mîdesinde haram yoktur. Bunu yap ellerini kaldır.
Eğer ellerin, dilinin söylediği ellerinden sana Cenâb-ı ALLAH’tan süzülmezse, gel benim kafamı kes!
Hakîkî mertebeye geldi mi o insandan artık ALLAH Dostu olur, ondan hiçbir şey hiçbir fenâlık bir yerden gelmez.
Onu kimse ürkütemez o adamı, ne cin tâifesi, ne insan, ne yer haşeresi ne de yırtıcı hayvan, hiçbir mahluk o adama dokunamaz.
Hazreti Halvanî, şeyde Emevîlerin son devrinde yaşlı bir adam Hazreti Halvan.
Kızmışlar buna, “Aslanlara atılacak!” demişler.
İhtiyar adam, ihtiyar, 70 lik küsur, gözleri görmez.
Arena hazırlamışlar etrafı duvar. Üç dört tâne aç aslan.
Koymuşlar oraya çekilmişler. İplerle demir kapıları açmışlar.
Bu hikâye değil oğlum hikâye değil, gözüyle gören târihçiler yazıyor.
Aslanı bırakmışlar onlar da seyrediyorlar bu hanımların oturduğu yerden gibi. Aslan ne yapacak Halvan’a?
Halvan, sahâbeden birisi. Rasûlullah Efendimiz zamanında 17-18 yaşındaymış, 70 yaşına gelmiş.
Aslan bir hucum etmiş şeye, Hazreti Halvan oturuyor.
Şöyle bir gelmiş etrafını bir dolaşmış, ağzıyla eline şöyle bir dokunuvermiş. Oturmuş karşısını.
“Oturdu, manyetizma mı yaptı?”
Yok ulan, manyetizma felan yok, aslan oturdu!
“Nasıl oturur?”
Yav şuradan üç beş tâne Macar, üç beş tâne bilmem Fransız sürtük herif Aslanı terbiye ediyor, takla attırıyor top oynatıyor da sahâbenin karşısında Aslan kendiliğinden olur öyle yavv!.
Korkmuşlar hep: “Ne oldu?” diye.
Hemen kılıçlı adamlar girmişler, Aslanı yine odasına koymuşlar.
Gelmiş af dilemişler o zamanın emiri, ismini söylemeyeceğim“Afedersiniz demişler kusura bakmayın!” birisi de sormuş ki: “Yâ Halvan demiş korkmadın mı, ne oldu?” demiş.
“Hiç, ben korkacak bir şey yok” demiş.
“ALLAH demiş ecelimi getirmişse Aslan beni parçalayacaktı.
Yalınız demiş şuna şüphe ettim” demiş. “Kıpırdamam o oldu.
Aslan ağzıyla şöyle elime dokundu, aceba abdestim kaçtı mı kaçmadı mı onu düşünüyordum!” demiş. Aha Müslümana bak oğlum!..
Cenâb-ı Ali’ye ok girmiş ok, harbte, el vurduramıyor, ağrıyor.
Ubeyd ibni Cerrah o zamanın Operatörü: “Ali dur şöyle. Sıkı tutun kolunu demiş çıkarıyım şu oku burada kalmasın!”
“Aman amuca demiş çok ağrıyor”
“Eee çıkaracağız oğlum bu oku burada kalmaz.”
Okun ucu girmiş şiş gibi şu hanı tığlar var onun gibi.
Şöyle bir çekmiş “Aman!” demiş.
“Ne yapacağız ya?”
“Dur demiş Namaz Masasına yatayım” demiş Hazreti Ali. Bunlar hep abdestli, bir elinen “ALLAaaHuekber!” demiş huzûra durmuş oturduğu yerden, çekmiş çıkarmışlar.
Biz şimdi aha burada namaz kılarken bir pire ısırsa çifte atarız be!
Ondan sonra “namaz kılıyoruz” deriz.
Yooo, yaparız ağam, çifte atmayız ama hafif şöyle bir kımıldarız.
Onun için su pislendi mi oğlum bir lakırdı vardır, su pislendi mi bir yerde durak çamura yağmur yağdı da bulaştı pislendi mi, ALLAH buluta emir verir;“Onu iyi bir yere çek götür.”
Güneş hemen ısıtır buhar olur.
Güneşe der ki: “Onu yukarı çek, şu pis suyu!”
Güneş kızdırır buhar olur bulut alır çeker.
Nihâyet: “Götür” Der onu öteye. Alır götürür denize bırakır.
“Bu SU ne?”
Ulan SU, hakiki müslümanın canıdır, canı, canı.
O can insanların kirliliklerini yıkar, eritir, götürür.
Onun için siz içinize inci tânesi koyuyorsunuz, nohut tânesi değil…
Onun için İslâm çok ağlar. Gözden damlayan katrelerin her birinde yüzlerce insana cevab vardır lakırdı vardır, onları anlamağa çalışın!
Ama doğru ve özden ağlayış, canlara dokunur.
Feleği ve Arşı bile ağlatır hakîkî ağlamak.
İnsandaki isteklerimiz vardır: “Şu, şöyle ol!”
Bu istekler, hani mahallede köşe başında sıcak zamanda uyuyan köpekler vardır, uyur. İstekler, uyumuş köpeklere benzer insanda.
Onlardaki hayır, şerr de gizlidir. İnsandaki istekler, uyumuş köpekler gibidir. Hayır ve şerr o isteklerde de aynen gizilidir.
Onları harakete getirmemek lâzım. Eğer onları harekete getirirse insan kuruntuya girer.
Bazı insanlar vardır her şeyden kuruntu eder. Buna ne derler Arapça'da: Adama kendi gölgesi düşman olursa, dünyânın hiçbir yerinden emin olamaz o adam!.
Parası vardır, şuraya mı vereyim ordan al fâiz geliyor buraya mı vereyim şunu mu yaptırayım bunu mu?
Vesvese içindedir, o dünyânın hiçbir yerinde emin olamaz.
Hakîkî Müslüman, yokluğa kanaat eder, yokluğu kendisine rozet, ziynet eder takarsa o adam mum gibi olur mum.
Mumun alevi gibi olur, mumun alevinin gölgesi yoktur.
Onun için Rasûllah’ın da gölgesi yoktur, aha bu, budur.
Rasûlullah’ın dediğinde erimek lâzım.
Demin dedik ki su çıktı havaya değil mi?
Unutmayın o söylediklerimi unutmayın, sonra bunları toplayacağım ben haaa! Siz şöyle bakıyorsunuz.
Sonra toplandı mı işin içinden çıkamazsınız.
SU aktı yere. SU da bir ot, bu temiz suyu emdi, içti.
Şimdi oraya bir hayvan geldi, otu derhal otladı yedi.
Ot hem yenir... Ot hem yedi hem yendi.
Neyi yedi SUyu yedi. Hayvan da onu yedi. Bu ALLAH’ın Kânunu.
“Efendim ben şöyle şöyle yapıyorum da böyle böyle oluyor. İslâmların başına çok felâketler geliyor!”
Küfüre giriyorsun!.
Zâten ALLAH’tan başka her varlık aha anlattığım ot Hikâyesi gibidir.
Ot biter suyu yer, hayvan da gelir o otu yer.
Bütün ALLAH’ın Kânunu böyledir dünyâda.
İşte onun için: “Kul huvallâhu ehad. Allâhu's-samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehu kufuven ehad”
ALLAH ne yer, ne içer, ne doğurur ne uyur, aha bu işte bu.
Biz de “Kul huvallâhu ehad..” ALLAH ne doğurur?
Zâten doğurmaz ulan. Zâten yemez bir şey uyumaz.
Ben de biliyorum onu sen de biliyorsun aha bu.
O halde bütün kâinâtta ne varsa ALLAH vaaar.
Dünyâ'da her hayal, bir hayâli yemekte.
Düşünce de başka bir düşünceyi otlamaktadır…
Onun için “Efendim felan yerde bir Velî var gidip onun elini tutalım.”
Git tut!
ALLAH’ın bir Velîsinin eline elini verdiğin zaman yiyicilerden kurtulursun. Tanrı Eli onların üstündedir bilirsin.
Hanı Hüdeybiye’de ağacın altında el ele koydular.
Cenâb-ı Peygamberin eli en üstünde idi, değil mi?
Hudeybiye Biatı.
Bu biat işi masal değildir, hikaye değildir.
Bunun böyle olduğunu anlamak için vuku’a gelmiştir o.
O Hubeydiyede Cenâb-ı Peygamberin “yubâyiûneke innemâ yubâyiûnAllâh”
Hanı var ya Elleri ellerin üstüne koydular böyle and içtiler.
Rasûlullah Efendimizin eli de en üstünde idi.
Bu, herhangi bir biat değildir.
Bu nesle, bizim neslimize dünya ya böyle bakanın dünyada mevcud olduğunu anlatmak için yapmıştır Cenâb-ı Peygamber bunu.
Yani, Her zaman elin altında el vardır.
Velî, vaktın peygamberidir demektir.
Rasûlullahın Nuru onda tecellî eder.
Her vaktın bir Gavsı vardır.
İşte o eli bulup tuttu mu Hudeybiye Müsalasında Rasûlullah’ın elinin altına girmişsin demektir bu o demektir.
“Nasıl olmuş, nerden biliyorsun Efendi?”
Ulan bilmeye lüzum yok.
On kişi, daha dünyada iken Cennetle tebşir edilmiştirler.
Aşere-yi Mübeşşere bilirsiniz değil mi?
Daha ölmeden: “Siz Cennetliksiniz” diye Âyet-i Kerime geldi.
Hangileri onlar.
İşte aha onun elinin altına girenler.
Gir, sen de ol Cennetlik.
Ne korkuyorsunuz Cennete girmek o kadar güç mü zannediyorsun. “Efendim!”
“Efendim!” i yok.
Secdeye bak, halılar yırtıldı kafanı süre süre.
Bir gün kafanda sürünecek,işte gittin Cennete.
Sürmeyenler ne halt etsin, sürmeyenler diyor ki: “ALLAH Gafurur Rahîmdir” diyor.
O ümid ediyor da senin halıları yırtıyorsun sen nasıl gitmeyeceksin?
Buz gibi gideceksin. Öyle yağma yok.
Öyle küçük bir şeyde “Gümmm!” diye aşağıya gitsek hep beraber çıkarız dışarı yeter bu kadar deriz.
Öyle iş olur mu?
“Tamam oldu.”
Ondan sonra herif para kazanır kazanır kazanır ondan sonra da tamahı başlar yine kazanacağım diye.
Siz kazanmışsınız devam ediyorsunuz daha kazanacağım diye İsalm’ın da tamahı vardır.
Efendim, bu sahabelerin Cennetle tebşir edilmesi demek kıyamete kadar bunun vaktı vardır demektir.
“Vakit geçti” deme ben ne yapayım şimdiye kadar siz masal hikaye dinlemediniz.
El elden üstündür. O üstün elden de üstün el var.
Ava giderken avlanma oğlum.
Serçe kuşu vardır bilirsin “Cik! Cik! Cik!” şey eder.
Bir şey yiyeceği zaman seksen defa etrafına bakar.
Bir dâne alacağım diye avcıya tutulmamak için.
Sen kelepir diye arkana bakmadan alırsın.
Bizde arkadaşlar ameliyat yapıyor elini, köylü memnun, getiriyor.
Kıvırıyor tabi başka diyerekten başka şeylerle.
Oh köylü olunca ondan sonra yumurta, peynir, koyun!
Ohooohohoooo yok işte!
Kelepir iş yok oğlum. Kelepir iş yok.
Hediye geldi mi “Lap!..” diye alır.
Birisi senden bir şey isterse o yok.
Gider köylünün evine gideriz.
Hasbe’l- vazife, köylü yoğurt getirir zavallı.
Bilmem ne eder, tavuk keser, yedirir seni.
Herkes de yemez ya yedirir seni.
Köylü gelir bir gün “Nasılsın Beyim?” der.
“İyiyim ağam” felan.
“İşte ne var ne yok”
Sen başka tarafa iyiyim iyiyim başka tarafa bakarsın, ulan evinde yemek yedin herifin.
Eee sonra gel yaaa otur bir kahve, hangi şehirli köye gitmiştir de yemeksiz kalmıştır.
Köylü eve şehre gelmiştir de evine yemeğe davet etmiştir.
Göster bana bir babayiğit bakiyim.
Göster, göster de ki “var!” ayağını öpeceğim elini değil ayağını öpeceğim. “Yok!”
O halde gelsin, neyimiş hediye Efendimiz “alın verin” demiş Peygamberimiz “alın verin” demiş ama böyle soytarılıkla değil.
“Hediye efendim “Hediyeleşin!” hediye bu?”
Eeee amma öyle değil, öyle değil o!
(Devamı sonraki kayıttadır…)[fb_vid id="10152749376299751"]
YORUMLAR