KAYIT 126 … Aziz cemaat, bundan 1050 Hicrî senesi gidin, bir yere yazın bunu 1050 Hicrî yılı olursa ne kadar sene olur? 338 sene olur, 338 s...

KAYIT 126
…
Aziz cemaat, bundan 1050 Hicrî senesi gidin, bir yere yazın bunu 1050 Hicrî yılı olursa ne kadar sene olur? 338 sene olur, 338 sene evvel Hicrî 1050 yılıda..
İstanbul’da sesi, yüzü, tabiyatı güzel, genç bir Hâfız Hoca varmış.
Hâlid Efendi ismi.
İlmi var, halk kendisini çok sever, gâyet güzel yüzü var.
O kadar ALLAH bir güzel ses vermiş ki, sabah ezanı okunurken bütün İstanbul onun semtine gelirmiş ki: “Dinleyelim şu hâfızın sesini” derlermiş.
ALLAH verdi mi veriyor.
Bir de anacağızı varmış. Hâfız bir gün başlanmış dertlenmeğe.
Sesi çıkmaz, böyle yüzü kızarır, kimseye bakmaz.
Zâten temiz bir insan. Nur, Nur, Nur! Demin dediğim Nur.
Aynayı silmiş herif, yâhut da sildirmiş.
Silmişle, sildirmiş arasında fark var haaa.
Çalmışla çalınmışın arasında fark var, onun gibi.
Aylarca bu dert devâm etmiş. Derdini kimseye söylememiş.
Anası bir gün demiş: “Oğlum senin ne oldun”
“Yok ana bişey yok" demiş.
“Hele oğlum söyle” demiş.
“Ana yok bişey” demiş.
“Yav hâfız” demiş “oğlum, benim tek oğlumsun, senin tabiyatın da değişti, bir derdin var, söyle!” demiş.
“Ana hakkımı helâl etmem sana” demiş.
Hâfızı elinden hemen kılıcı almış, anası getirmiş kafasına: “Söyle!” demiş.
“Peki ana söyleyim.” ”Ana” demiş, “Ben rûyâda” demiş “Zamânın Pâdişâhının kızına âşık oldum, o da bana âşık” demiş.
“Pâdişâhın kızını istiyorum.”
“Oğlum nasıl alalım, biz neyiz”
“Ana vallâ kalk git pâdişahtan kızını iste” demiş.
Şişhâne yokuşu var ya İstanbul’da, Kasımpaşa’ya iner.
Aha orada oturuyorlar, mahallesi de orası.
“Ana kalk pâdişahtan iste.”
Pâdişah da Dolmabahçe Sarayında değil o zaman, Dolmabahçe yok, Topkapı Sarayında.
Kadıncağız, evlad hatırı, olmuş bu oğlum, olmuş..
Şecere-yi Nûmâniye’de, devletin arşivlerinde var.
Kalkmış saraya gitmiş.
Nur yüzlü.. İslâm kadını oğlum yaşlandıkça nurlaşır..
İslâm erkeği yaşlandıkça nurlanır..
Dinsizler isterse ismi İslâm olsun, ne olursa olsun, yaşlandıkça suratında bir leke husule gelir, o dudu karılar vardır, şeylerde..
Hristiyan karıları, dönmeler, İstanbul’da gördüm.
Suratlarından böyle ermeni gibi şeyler çıkmış, sakallar çıkmıştı.
Suratı kirlidir böyle, sinek bile konmaz o pis surata, beğenmez.
İslâm kadını nur yüzlüdür.
Benim rahmetli anam bir gün söyledi:
“Oğlum” dedi “ben ninemin” dedi “başındaki yaşmak” dedi “gül kokardı” dedi. “Bizimkiler kokmuyor” dedi.
“Ah anacığım, ALLAH rahmet eylesin!”
“Oğlum” dedi, “benim ninemin başının” dedi “yaşmağı gül kokardı” dedi. “Bizmkilerde kalmadı o. 86 yaşındaydı..yaaa…”
Onun için İslâm kadını..
“Efendim felan kadın genç kalmış..”
Hazreti Adevviye 70 küsür yaşına gelmiş de şemâilinde var, 14 yaşındaki terâvetini kaybetmemiş.
Sen ALLAH yolunda gidersen o nûru güzel göstermek için ALLAH yüzünü kırıştırır mı senin oğlum?
Yüzü kırıştıran edebsizliktir!
Yüzü kırıştıran fitnedir.
Yüzü kırıştıran haseddir!
Yüzü kırıştıran gıybettir!
Yüzü kırıştıran dedikodudur oğlum! Bunlar böyledir!!..
Bu nur yüzlü kadın pâdişaha gitmiş oğlu hatırı için, Topkapı Sarayına.
Orda görmüşler yeniçeriler: “Buyur vâlide” demişler.
“Oğlum” demiş "ben pâdişâhı görecem.”
“Ne” demişler.
“Pâdişâhı görecem.”
“Teyze sen nasıl görürsün pâdişâhı?”
“Vallâ bi haber salın” demiş.
Şimdiki gibi: “Müdür Bey burda yok, Vekil Bey burda yok!” dedirmiyor.
Nefer gidiyor ağaya diyor ki: “Bir ihtiyar kadıncağız geldi, şevketliyi görecek.” O ona, o ona.. o pâdişâha:
“Efendim, bir ihtiyar, bir nur yüzlü bir kadıncağız geldi, Zât-ı Devletlerini görecek!”
“Gelsin!” diyor pâdişah.
Çıkıyor huzûra. Pâdişah dönüyor bu Nur yüzlü kadını; “Buyur vâlide” diyor.
Pâdişah da genç, kadına nispeten.
“Şevketlim” diyor “af buyurun huzûrunuzda rahatsız ediyorum.”
“Söyle Vâlide Hanım” diyor.
Anlatıyor hikâyeyi: “Benim oğlum böyleydi böyleydi, şöyleydi, böyleydi..”
Pâdişah birden kızıyor: “Sen” diyor “nasıl olur da” diyor “pâdişâhın kızını gelirsin bir mahalle hâfızına istersin, bu olur mu?!”
“Vallâ Şevketlim ben edebsizlik yaptım, biliyorum ama” demiş “evlad hatırı için geldim” demiş “istersen boynumu vur.”
Pâdişah kızıyor ama bir yandan da memnun oluyor.
Çünkü kendi kızı da bir senedir aynı vaziyette.
Kızın derdini anlıyor pâdişah. “Rüyada âşık olmuşlar!”
“Nasıl âşık olur?”
Yav yanında birisi.. Sen uyursun, yanındakiler de oturur böyle konuşuyorlar.
Sen rüyâda nâreler atarsın, harbe girersin, kılıçlar çekersin, şakırtı, makırtı, kıyâmet gider.
Dışardaki herif farkında değildir bunun, hiç duymaz.
Asıl uykuda o duymayan heriftir, uyanık olan heriftir.
Sen rûyâda uyanık olsan, gözü açık da rûyâ görürdün.
Onun için Cenâb-ı Peygamber buyurmuştur:
“Benden sonra peygamberlik yoktur ancak müjdeler vardır. O da sâlih bir mü’minin rûyâlarıdır” demiş.
“Peki” demiş “vâlide” demiş, kızını da kurtarmak için, ihtiyar kadını da böyle rencide etmemek için.
“Peki” demiş “9 katır yükü altın getirirse” demiş “oğlun, veririm oğluna kızımı.”
Kadıncağız kalkmış gelmiş o Şişhânedeki evine, Hâfız bekliyor.
Demiş ki: “ne oldu ana?”
“Oğlum” demiş “vaziyet böyle.. 9 katır yükü yâni 9 çuval padişah silme altın istiyor” demiş.
Hâfız başlamış göbek atmaya: “Ana oldu iş!” demiş.
Hâfızın beş parası yok. “Oldu iş” demiş.
Yalnız, hâfız “oldu” demiş ama ikindi vakti de olmuş.
Bi ezan okumuş, gitmiş, bir kazma kürek, evin bahçesine gelmiş.
Evin bahçesinde de toprak sarı.
Şimdi Şişhâne’nin o Kasımpaşa’ya inerken sağ tarafta bir türbe vardır.
Oralardaydı bu, gidin oranın toprağı sarıdır, aha orada ev.
9 tâne çuval bahçeye koymuş bizim Hâfız. Kazma küreği de koymuş.
Yatsı namazını da.. akşam namazından sonra yatsı da girdi mi sıvamış bizim hâfız kolunu, başlamış kazmaya.
Kazdığı toprakları çuvala dolduruyor. 9 tâne toprak çuval doldurmuş o sırada. Sabah olmuş, sabah namazını kılmış.
Bir araba o zamanında yüklemiş 9 çuvalı, doğru Topkapı sarayına.
Bu olmuş, devletin arşivinde yazıyor, hazîne müzesindeki.
Dayanmış sarayın kapısına: “Ne o? ”
“Pâdişâhı göreceğim , söyle falan hâfız geldi diye"
“Aman etme gitme, pâdişah namaz kılıyor.”
Nihâyet duyuluyor falan, arabayla giriyorlar.
O zamanın öküz arabası, ne arabası bilmiyorum artık, ne arabası dersen de.
Sarayın bahçesine giriyorlar. Şimdiki Topkapı Sarayının içine girdiğin zaman öyle hah oraya giriyorlar.
Pâdişah geliyor nedir diyor?
“Efendim” diyor, “benim dün anam geldi” diyor.
“Haa” diyor. “Sizin kızınızı istedi.”
“Ha” diyor "9 çuval diyor altın istedin, aha getirdim” diyor.
Padişah: “Bu 9 çuval altını nerden getirecek “dökün bakalım!” diyor.
Bi döküyorlar ki çil altın. Oğlum bu altınlar hâlâ var piyasada.
İngiliz altını, Rus altını, Rus çermonskisi , goldunu, moldunu, napolyonu, bitmek üzere. Hâlâ doludur ortalık o altınlardan.
Hazîne.. pâdişahın gözü böyle fırlıyor.
Bir de söz vermiş, kızını çağırıyor: “Al oğlum” diyor “nikah kıydırtıyorum sana verdim kızımı ama” diyor “Bunu yürekten vermiyorum” diyor “Canım istemiyor sana vermek, ALLAH size nesil vermesin” diyor.
Beddua ediyor, baba bedduası, baba bedduâsı, ana bedduası tutar ha!
Ama Secde-yi Rahmâna başını koyan babanın, Secde-yi Rahmâna başını koyan ananın, gıybet yapmayan ana babanın, hased yapmayan ana babanın, haram yemeyen ana babanın bedduası tutar.
“Gözün kör olsun, başın kırılsın!” bazı sürtükler var “kert kert” çocuğa saldırır!..
Onların duâsı kendine bile.. kendi bile duyduğu yok onun, onun eşşek duâsı o, öyle duâ olmaz.
“ALLAH size evlad vermesin” demiş.
Babasının elini öpmüşler gitmişler.
Evlerine gitmişler. Hâfız memnun, kız memnun.
Aradan 2 sene geçmiş, çocukları olmuyor.
Tabii hâfızın İstanbul’da da mevkii fazlalaştı.
Sultanlan evlendi yav. Padişâhın kızıyla evlendi. Herkes îtibar ediyor.
Derken ağam.. Hacc mevsimi.. Mahallelerinden zenginlerden bâzıları hacca gidecekler. Surre Alayı gidiyor.
Hâfıza da demişler ki: “Hâfız efendi, gidelim.”
Onlar da niyet etmişler Surre Alayı kalkacak.
Sultan demiş ki, pâdişahın kızı yâni karısı: “Hâfız ben de geleceğim hacca” demiş.
“Emredersin” demişler.
Tabii Surre Alayı bir de pâdişahın kızı geldiği için başka önem kazandırıyor tabi, muhafızlar.
Kalkıyorlar bunlar, bir- birbuçuk ayda Mekke, Medîne gidiyorlar.
Hacc mevsimi bitiyor, Medîne’ye geliyorlar, dönecekler.
Sultanda bir ağrı başlıyor, müthiş bir ağrı, bir sancı.
Pâdişâhın kızı olduğu için oralar bizim pâdişâhın emrinde.
Bütün zamânın doktorları toplanıyorlar, ilaçlar, milaçlar.. hastalık..
Doktorlar diyorlar ki: “Bu, Sultan hanım” diyor “hâmile” diyorlar.
Hâmile, ağrısı fakat devâm ediyor, daha devâm ediyor, ilaçlar, milaçlar..
Nihâyet bunlar “bir an evvel İstanbul’a gelelim” diyorlar, dönüyorlar.
İstanbul’a geliyorlar, 1 ay tedâvi, medâvi, falan, şu, bu, kurtaramıyorlar kızcağızı, kızcağız vefat ediyor, Sultan.
Bunun türbesi, Şişhâne‘ye çıktığınız zaman, Unkapanı’na inen bu tarafa, yukarı 6. dâireye çıkar. Birisi de Pera Palasın altından girer, Kasımpaşa’ya inen yolda.
Kasımpaşa, o yokuşu iner inmez, sağda, tepenin üstünde, hemen 20 metre orada büyük bir türbe vardır “Lohusa Sultan Türbesi” derler oraya.
O, hâfızın evinin bahçesi, toprağı altın yaptığı bahçe. Hâfız nasıl toprağı altın yaptı?
Haberi yok onun, öyle dalmış kendine ki, bu oldu “Ben bunu cân-ı gönülden istedim, ALLAH bunu verecektir” diyor.
O toprağı altın diye doldurdu.
Hâfızın kerâmetinden haberi yok herifin, toprak altın oluveriyor orda.
Hiç kimsenin farkında değil bu iş.
Defnediyor oraya, evinin bahçesine, Pâdişah da babası, oraya bir türbe yaptırıyor.
Ölümünden ağalar, dört buçuk ay geçiyor, Sultan’ın ölümünden dört buçuk ay geçiyor.
Yâni Medîne’den döndükten sonra, üç ay, dört ay oluyor, dört ay, dört buçuk ay..
Ölümü.. üç buçuk ay sonra, dört buçuk ay sonra ölüyor kadın.
Ölümünden dört buçuk ay geçti mi, yâni hepsi o gebe kaldığı dediği müddetle 9 ayı falan buluyor.
Ölümünden yâni defnedildikten dört ay sonra mahalleli bir çocuk sesi mezardan geldiğini işitiyorlar.
Bir çocuk ağlıyor, rahatsız olmaya başlıyorlar.
Mahallenin muhtarına, nukabına söylüyorlar: “Pâdişâhın kızının mezarından ses geliyor.”
Derhal pâdişâha haber veriliyor, Pâdişah heyetle geliyor.
Bu devletin arşivinde yazılı oğlum, bu saçma değil.
Mezarı açtırıyor pâdişah, bakıyor ki kızı Sultan gözlerini yummuş, bir çocuk memesinde emiyor.
Analık saâdetini bu evliyâ kadına ALLAH babasının bedduası şeyi hürmetine dünyâda tattırmadı, âhirette tattırdı.
Günü doldu, mezarda doğurttu kadını ve memesine şey etti..
Pâdişah çocuğu alıyor, tek kızı var zâten, Hâfızı da saraya alıyor.
Bu çocuk, Osmanlı İmparatorları içinde şehzâdedir ve pâdişah olmuştur. İsmini söylemiyorum…
Onun için ağam, sen kendini vermeye bak.
Kadın; fazıl bakımından, fazl bakımından erkekten daha çabuk ermeğe müsâittir. Çünkü, ALLAH’ın HAYY Esmâsının Tezgâhıdır. Bunun kıymetini bilirse, iffet namûsunu ve temizliğini, dedikoduyu o günündeki bulan Havva Anamızdan intikal eden Nûru yüzünde şey ederse, bir erkeğin 7 senede yapacağı rûhânî hamleyi 7 günde yapar kadın, ama nerede!
İstanbul’a teşrif ettiğiniz zaman Lohusa Sultan’ı ziyâret edin.
Bütün İstanbul’da çocuğu olmayanlar Lohusa Sultan’a gider duâ ederler.
Ve min tarafillâh o evliyâ mubârek kadının ALLAH şefaatine nâil eyleye, hürmetine herkesin nasîbini kendine verir. ALLAH cümlemizi ikaz eyleye!.
Âmin!..
(Devamı sonraki kayıttadır…)[fb_vid id="10152889251839751"]
YORUMLAR