KAYIT 141 Muhterem ve sayın büyüklerim, bu gün günlerden 17 Kasım 1967 Cumartesi ve aynı zamanda da Berat Kandilinin ertesi gününde bulunmuş...

KAYIT 141
Muhterem ve sayın büyüklerim, bu gün günlerden 17 Kasım 1967 Cumartesi ve aynı zamanda da Berat Kandilinin ertesi gününde bulunmuş oluyoruz. Bu gece benim rica ve istirhamım üzerine memleketimizin çok kıymetli ve muhterem vaizlerinden ki, Hocam Münir Derman Bey ve ailesi Cahide yenge Hanım bizim fakirhâneye-evimize bu anda şeref vermiş durumdalar. Kısa bir sohbet ve hasb-ı halden sonra kendilerine rica ettim “Hocam ilminizden ve feyzinizden istifade etmek üzere, biraz hususî ve özel olarak da dinî bir muhabbet yapar mısınız?” şeklinde ricâda bulundum Allah razı olsun kendileri beni kırmadılar ve bu ricâmı kabul ettiler.
Şimdi mikrofonu Muhterem Hocamın önüne koydum, kendilerini dinleyelim..
Münir Derman (k.s.)
Hazreti Veysel Karanî hakkında benden malumât istediniz.
Hazreti Veysel, tabîinin en büyüğüdür.
Tabîin şu; Resûlullah (s.a.s.)’ı göreni görene derler.
Resûlullah (s.a.s.) devrinde yaşamasına rağmen, Resûlullah(s.a.s.)’ın mübarek yüzünü göremeyen tabîindir ve tabîinin en büyüğüdür. Kendisi Karanî ismiyle de anılmaktadır. Karan kendi köyünün ismidir, onun için Veysel Karanî ismi verilir. Bu herkesin bir ismi olduğu gibi Veysel’e verilen bir isimdir.
Veysel'in bir de manevi lügâtta ismi vardır, manevî lügâtta isim alanlar muayyen bir mertebeye sahib olan insanlardır.
Meselâ bir insan velîdir, bir insan gavsdır. Bir insan paşadır, orgeneraldir. Her şeyin bir mertebe yüksekliği olduğu gibi manevi aleminde bir mertebe yüksekliği vardır. Bu mertebe yükseklikleri; üsteğmen, yüzbaşı, bin başı, yarbay, albay, paşa şeklinde yavaş yavaş çıkmayan bir mertebe vardır. Bu manevi mertebelerin içinde o insana doğrudan doğruya verilir. Ona“Uveys” derler. O halde Veysel Karanînin manevi alemdeki çağırısı ismi Uveystir.
Uveys, arada hiçbir vasıta olmadan Nurun ve Hakikatın menbağının mümessiliyle temas eden insan demektir. Temas halinde olan bir insan artık karşı karşıya gelmez. Karşı karşıya gemlememek de Uveysliği kazanmak için bir sebebdir. Uveys oldu mu karşı karşıya gelme imkanı yoktur.
Bir merminin içinde barut vardır kapsülü vardır, ateşle temas ettirilmez, ateşle temas ettiği zaman yok olur. Kuvvete inkilab eder, bir şey olur duman olur gider.
Onun için, Hazreti Veysel Uveys olduğu için, Resûlullah(s.a.s.)’la zaman-ı saadette yaşadıkları halde birbirlerine tesadüf etmemeleri Allahın bir emri bu. Barutlan ateş yan yana gelemezdi. Onun için Hazreti Veysel, bir barut fıçısı halindeydi. Resûlullahın mübârek yüzünü görür görmez infilak edecekti. Bu infilak etmediği zaman içinde ne vardır, ne olduğunu dünyaya anlatmak için Cenâb-ı Allah Veysel’i seçmiştir.
Hatta Veysel, Resûlullah(s.a.s.)’ı görmek arzu etmiş, anasından izin almış: “Ben Resûlullah(s.a.s.)’ı göreceğim!” demiş. Teeey Karrandan kalkıp geliyor Medine-yi Münevvereye.. Resûlullah Efendimiz Medinede yoklar o zaman.. Evlerine gidiyorlar Hazreti Fatımaya diyorlar: “Resûlullah burada mı?”
“Hayır yok burada, bir tarafa gitti yani Medine’den dışarıya gitti” diyor.
“Bu gün gelir mi” diyor.
“Hayır gelmez” diyor.
Veysel anasından bir gün izin almıştır.
Anaya itaatın Resûle itaat, Resûle itaatın Allah’a itaat olduğunu Veysel bildiği için Resûlullah(s.a.s.)’ın yüzünü görmeyi, Resûlullah(s.a.s.)’ın emrine tercih etmiyor, “görmeyim ben Resûlullah(s.a.s.)’ın yüzünü fakat emrine itaat edeyim!”diye dönüyor gerisin geri.
Ve Hazreti Fatmaya diyor ki: “Sen Resûlullah(s.a.s.)’ı gördünmü?” “Ben kızıyım” diyor. Bakıyor Hazreti Fatma’nın yüzüne: “Görmedin sen” diyor.
Yıldız uzaktan seyredilir oğlum, gece seyredilir. Gece uzaklık ifade eder. Gündüz Yıldız görülür mü, görülmez.
Onun için Resûlullah(s.a.s.) döndüğü zaman Hazreti Fatma anlatmış “evet, sen beni göremedin kızım!”demiş. Bu “göremedin” demek, Hazreti Fatma’nın hâşâ bir noksanlığını ifade değildir.
Çünkü Hazreti “Fatma cennetin en mütena en birinci seyyid kadınlarından biridir. İllâ Meryem, Meryemden sonra..” buyurmuştur Hazreti Resûlu Ekrem.
Meryem’e de bir Peygamber anası olmak bakımından iltifat etmiştir Resûlullah, bundan söylemiştir.
Onun için Veyselle Fatma arasında dağlar kadar fark vardır, mukayese edilemez.. Fatıma başkaaaa.. Veysel başka..
Bu Hazreti Fatıma’ya hâşâ sümme hâşâ bir küçüklük ifadesi için söylenmiş kelime değildir.
Çünkü Hazreti Fatıma odaya girdiği zaman Resûlullah bir ona kıyam ederdi. Kızı için geldiği zaman ayağa kalkardı.
Hazreti Fatıma, babası gibi yürürdü, Resûlullah gibi yürürdü, böyle ayağını vura vura.. uzun boylu..
Hazreti Âişe Vâlidemiz. “Allah’a kasem ederim ki kapkaranlık odada, Fatıma girdiği zaman ben iğne deliğini görebilirdim”diyor.
O zaman da iğne vardı.
Bazısının aklına gelir iğne söyledi, o zman iğne var mıydı?
Vardı, vardı, vardı.. teey İdris aleyhi's-selâm zamanından vardı.
Her şey vardı eskiden ama bilen yoktu.
Onun için, bir gün Resûlullah Efendimiz Medine’de otururken birden mübarek başlarını kaldırıyorlar, antenini, (Hocam üç defa burnundan içine derin nefes çekmekte) ediyorlar, üç defa…
İştimam, yani koku almak için nefes almak demek.
Etraftan bakıyorlar sahabeler: “İnnî li-ecidü nefesse'r-rahmâni min kıbeli 'l-Yemen”: diyor.
“İnnî le-ecidü , ben alıyorum.. Nefesse 'r-rahmân, Rahmanî bir nefes geliyor bana.. Min kıbeli 'l-Yemen..” Yemen tarafından bana bir şey (koku) geliyor..
Biz 5 Adımdan kokuyu alırız. Köpek 5 kilometreden alır.
Resûlullah(s.a.s.)’da erimiş insan dünyanın her tarafından kokuyu alır.
Köpekten aşağı mı insan, Resûlullah(s.a.s.)’ın köpeği olduktan sonra artık koku, daha yanmamış bir ateşin kokusunu evvelden alırsın.
O zaman Veysel kendinden geçmiş, Allah ile zikir... o koku gidyor Resûlullah(s.a.s.)’a… Çünkü Veysel büyük insan.. Ama Hazreti Fatımadan büyük demek değil.
Onun için sahabe-yi kiram Resûlullah(s.a.s.)’ın yüzünü gören ve onun her emrine ittibâ eden sahabelerin ayağına bulaşan toz olamaz bir velî.
“Efendim velîde kerâmet görülüyor da sahabede neden görülmedi?”Gündüz güneş var iken yıldız görünmez. Yıldız acaba güneşin ziyasının çokluğundan mı görünmüyor, yoksa benden büyük parlak var, ben de ziyamı ondan alıyorum onun edebinden kafamı eğiyim mi diye…
Onun için Resûlullah zamanında Resûlullah Nuruna hürmeten hiç kimse keramet göstermek cesaretinde olamazlar. Onun için sahabelerde keramet yoktur.
Resûlullah(s.a.s.)’lan görüşmüş yüzünü görmüş kerameti ne yapacaksın!
Hazine altın dolu, altın altını arar mı oğlum! Müflis adam altının peşinde koşar.
Onun için Veysel Karanî Hazretleri tabîinin en büyüğü dedik.
Bunun hakkında ne kadar söz söylersen söyle!..
Hazreti Süleyman aleyhi's-selâm ın bir sözü vardır, der ki: “ Güzel sözler, petekten akan damla damla bala benzer.'' ama ağzının tadı varsa balın tadını alırsın, içinde bir manevi kapı açıksa güzel sözlerden fayda görür insan, ondan şey yapabilir.
Onun için Veysel Karanî hakkında milyarlarca söz söyle, bunun sonu gelmez. Yalnız Veysel Karanînin resmini göstereyim size, o zaman diyeceksiniz resim var mıydı?
Resim yalnız kağıtlan yapılmaz ki oğlum sözlen de resim yapılır. Kaşı şöyleydi, burnu şöyleydi, boyu şöyleydi, eli şöyleydi. Eskiden resim yoktu ama şemail vardı. İnsanın şekli vardı. O şekli söyleyeyim size.
(Devamı sonraki kayıttadır…)[fb_vid id="10153286707239751"]
YORUMLAR