KAYIT 156 İnsan kendindeki asıl galib esmâya vardı mı bunların hepsi bir olduğunu görür. Çirkin yoktur. Pis koku yoktur. Yakan yoktur. Zehir...

KAYIT 156
İnsan kendindeki asıl galib esmâya vardı mı bunların hepsi bir olduğunu görür.
Çirkin yoktur.
Pis koku yoktur.
Yakan yoktur.
Zehirleyen de yoktur.
İlâhî esmâ vardır.
O da “Uyumayan, doğurmayan, yemeyen, eşi olmayan Tek ” ALLAH' ın tecellîsidir.
Göz görür. Fakat görülen şey dışarıdadır, içinde değil.
Ses duyulur, kulakta değil.
Sesin çıktığı yerdedir. Benim şimdi ağzımdan işitiyorsunuz. Hangi kulak oraya uzanmıştır?
Sanki kulak oraya uzanmıştır.
“Gören O, işiten O”.
Senin içindeki O' dur. Onun için ‘ben kulumla görür, kulamla işitirim’.
O hâlde Kendimi göstermek için :“Âlemleri yarattım!” diyor Cenâb-ı Allah (C.C).
İnsan bu mânâya, bu künhe varması için aslına dönmesi lâzımdır.
Asıl nedir?
Temizlik esas cevher.
Bunlar için İslâm vardır.
İnsan yaratıldığı için, kühnüne varmak için İslâm vardır.
İslâm olacağı için insan mevcuttur. İnsan olduğu için İslam vardır demek değildir.
Onun için “insan mü’min doğar, aslına döneceği çözüldüğü zaman, yaklaştığı zaman mü’min ölür”. Hadisi son demde bunları anlar;
Ha demek böyle imiş der, inanmış olur demektir.
Temizlikn de, aslında güzel olan şeyler hep güzel olduğu gibi görünür.
Temizlik olmadı mı duyguların perdelenmesi neticesi onları çirkin, fenâ koku, nefret verici olarak duyar, görür, işitir.
Bu temizlenmemenin neticesidir ki bu bir nevi isyan sayılır.
Buralara varmak için İslâm vardır işte.
Çirkin, fenâ koku, iyilik mefhumuna giremez gibi görünen şeylerin hepsi tahammül hududunun cilveleridir.
Nasıl ki mikropları görsek, korkudan helak oluruz,
Hakiki temizliğe vardı mı yine helak oluruz. Bunlar tahammülün muhtelif şekilleridir.
İşte bu temizliğe varmak : Kendinde meknuz olan galib esmânın tecellî kudretiyle tesbih ve raksa girebilmek demektir.
Âyet-i kerime de “VELE ZÎKRULLAHÜ EKBER” en büyük zikir, Allah’ı zikir demek değildir burada. Allah’tan başka zikredilecek zaten yoktur. “VELE ZÎKRULLAHÜ EKBER” en büyük zikir, sende olan galip esmâ ile, sana senden yakin olan O’ nun büyük zikrine kendini sokabilmektir.
O zaman, sendeki tecellî eden Allah’ın sana nasip olmuş galib esmâsı ile görür, işitir, hareket edersin ki, o senin için "İSM-İ AZAM" olur o esma.
"Bütün Peygamberler zaten Allah tarafından kelâmla gönderilmiştir. Cezbe ve tasarruf ile değil."
Kalb gönlün aynasıdır.
Gönül ruhun aynasıdır.
Ruh, hakikat-i insaniyenin aynasıdır.
Hakikat-i insaniye de Hak Teala’ nın aynasıdır.
Gaybi hakikatlar sonsuz denecek kadar uzak mesafeler kat ederek, söz hâline inkilab eder.
Lafz sûretine giren faillerin hakikatları kulaklara erişir.
Bu ihsan, Evliyaullah’a verilmiştir.
O zaman o Velî, Hakk’ı halk aynasında ve halkı da Hak aynasında birbirine perde olmaksızın müşahede eder.
Halk aynasında Hakk’ın kemalini görür ve Hak aynasında da halkın yokluğunu görür.
Bu insana işte “İnsanı kâmil” derler. Bu insan o zaman “İSM-İ AZAM’a” sırdır der sana. Bilinmez der sana. Oraya varamadığın için İsm-i A’zam sırdır der öyle adam sana.
Birçok İsm-i A’zam duaları, ayetleri vardır.
Bunların oradaki esmâların, isimlerin “ADÜL” esmâsı ile taksimindeki hikmetini ifade içindir.
Ve onların yardımı ile, kendinde meknuz galib esmâya temizlikle yanaşmak, kılavuz ve o esmâların hürmetine galib esmâya vusul yolları olarak fehmedilmelidir, anlaşılmalıdır.
Bu da mekân diye kabul ettiğimiz perde ki; fiziki, kimyasal hassa ve kanunları husule getiren esmâ tecellisinin, madde olarak tahlil ve tetkik ederek onlardan birçok kudretlerin Allah’ın verdiği kabiliyet, isti’dad, akıl hududu dahilinde kudretin azametini idrak için kesitler, füzeler binlerce icatlar ortaya çıkmasına muradı ilâhî izin verilmesindendir.
“Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz!”
Tebşir-i Peygamberisi.
“Kâinâtın yaradılışını anlamak isterseniz, arzı dolaşınız diyor bir Hadis-i Kudsî de. Arz’ ı tetkik ediniz.
“Bilen ile bilmeyen bir olur mu?” emr-i ilahisi...
Bütün bunlar Kur’an-ı Kerim’de Azizlerim..,
ÂYÂT-i MÜTEŞABİHAT : Mânâsı gizli Âyetler.
ÂYÂT-i MÜHKEMAT : Mânâsı açık ve sarih Âyetler ki bunlara vusul için yollar ve riâyet edilmesi icâb eden ve vusulda yapılması mecburi olan şeylerdir.
“İbâdet insanı değiştirmez. İnsanda meknuz olan aha bu hassayı ortaya çıkarmak içindir”.
ÂYÂT-I MÜTADE : Akıl sahasında olan Âyetler.
Bunlardan esmâların tecellîlerine tekevvün eden her şeyin tetkikine insanı sevkeden usûller ve yollardır.
ÂYÂT-I GAYRİ MÜTADE : Akıl sahasının haricinde olan yaradılış ve hadisat kanununun dışında kalan Âyetlerdir.
Bu ayetler ile uğraşırsan ya sapıtırsın, ya dinsiz olursun, yahut da tepinir durursun.
Bunlar vasıtası ile, insan aslını anlamaya gayret eder.
Resûller yol gösterir, îzah ve tefsirler yapar.
Bunların birçoklarını ancak “Ehlullah” anlarlar.
Çünkü onun tahammül hududuna yanaşmak temizliğine “TEVFİKİ İLAHİ ile vasıl olmuşturlar.
Ondan dolayı cehâlet ayağı ile bu hududlara vurmamak lazımdır. İsyan, şirk ve küfre yuvarlanır insan.
Onun için büyükler söyler : "EL ÂRİF LÂ YETE KELLEM VE’L- MÜTEKELLİM LÂ YA’RİF. Bilen söylemez. Çünkü karşıdaki tahammül edemez. Mırmır eden de bir şey bilmez, tepinir durur. Bu iş uzundur.
Mansur’ u astıkları zaman, ayaklarını kestiler ilk defa. Şu sözleri söyledi;
ERA KADEMİ : Ayaklarımı görüyorum.
ERAKE DEMMÎ : Kanım akıyor.
EHANE DEMMİ : Kanıma ihanet oldu.
EH A NEDEMİ : Yazık oldu kendimi anlatamadığıma! Demiştir.
Mansur’un son sözleri bu.
İşte, Mansur bu sözlerinde ÎSMÎ AZAM'ın beyhude aranmasına en büyük söylenmiş sözler bunlardır. Bütün esmâlar yine en büyük esmâ ile irtibatlıdır. Parmağının ucuylan dokunsan her taraftan duyarsın.
Temizlik derecesine göre yakınlık, uzaklık meseleleridir bunlar. Onun için İsm-i A’zamı biliyorum dedim ama biliyorum, ama temizliğine gidemiyorum. Maşa yok, kok kömürü yanan sobanın içene sokup da alamıyorum. Elimi üşütmeye çalışıyorum, bakalım bi dalavera yapacağız. Bulabilirsek buluruz. El-Fatiha.[fb_vid id="10153541953939751"]
YORUMLAR