KAYIT 158 Muhterem Hocam müsaadenizle size gene bir şey sormak istiyorum. Buyurun.. Bu Kur-an’ ı Kerim’ i parayla okumak mahsurlu mudur? Değ...

KAYIT 158
Muhterem Hocam müsaadenizle size gene bir şey sormak istiyorum.
Buyurun..
Bu Kur-an’ ı Kerim’ i parayla okumak mahsurlu mudur? Değil midir? Bu hususta bize birkaç kelime lütfetseniz efendim.
Hay hay efendim.
Bir defa peşinen söyleyeyim ki bizim bildiğimiz, öğrendiğimiz büyüklerimizden, kitaplardan; ‘parayla Kur-an okunmaz, okunmaz!’.
Parayla Kur-an okunmaz dedik. Alınan paraya hediyedir derler bir kısmı. O nasıl hediyedir ki okunmadan o hediyeyi kimse vermiyor. Değil mi?
Bu hal; din muhitinde, hocalar muhitinde fena bir tesir uyandırmıştır. Bu hal dinsizlerin eğlence mevzuu olmuştur. Hediye: Hiç bir şeye mukabili olmadan müminin mümine EL-GANÎ esmasının fiilen zikri gibidir. Bir mümine bir mümin hediye verirse, ALLAH’ ın EL-GANÎ esmasını fiilen zikretmiş olur. Bazı zikirler vardır ki ağızla zikredilir. Bazı zikirler vardır ki fiilendir.
İhtiyat diye bir kelime vardır, bir lakırdı vardır lisanımızda. İhtiyat: İki tedbir arasında tereddüte düşmemek için düşünmek demektir. Mesela; yolda su yoktur yanına su al deseler, birisi; hayır efendim çölde su çok dese, burada ihtiyat korkusundan kurtulmak gerekir. Değil mi?
Yanına su al, varsa dökersin yoksa da kullanırsın. Kıyamet günü içinde ihtiyatlı olmak gerek. Birisini sen uyurken uyandırırsan, birisi seni uyurken uyandırsa, kalk yılan seni sokacak dese, uyandığın zaman o adama kızmazsın dimi. Çünkü beni ikaz etti. Peygamberler de gizli şeyi bilip seni o şeyden agâh eden insanlardır. O cihan halkının görmediğini görmüştür.
Bu kabul niçin ağır geliyor bize. Doktor sana bunu yapma, hasta olursun dese sen bunu kötüye yorar mısın? Hayır. O halde size iyi şeyler söylüyoruz. Bunlara da uymanız lazım. Onun için Kur’an parayla okunmaz oğlum!
Çölde bir Arap kervanı susuz kalmış. Kırbalarında bir damla su kalmamış. Bunu iyi dikkat edin!
Bütün kervan çöl ortasında ölümle pençeleşmeye başlar. Birden bire iki dünyanın imdadına yetişen Mustafa (S.A.V.) önlerine çıkmış. Develerin dilleri dışarıda. Adamlar taraf, taraf kumlara serilmiş. Bu hali görünce Ruhu mübarekleri acı duymuş Resulullah Efendimizin. ‘Kalkın birkaçınız, şu karşıdaki kum yığınına doğru bir koşun’ buyurmuşlar. Orada zenci bir köle kırbayla deve üstünde beyine su götürüyor. O zenciyi devesiyle tutup bana getirin buyurmuş. Gitmişler hakikaten bir zenci devenin üstünde gidiyor. İki tarafında da kırbayla su oldu. Zenciye ‘seni Peygamber çağırıyor’ demişler. Zenci; ‘o galiba bir şair olacak, bir kısım halkı sihirlemiş, ona yarım arşın bile yanaşmam’ demiş. Köleyi yakalayıp zorla getirmişler Resulullah’ ın huzuruna. Köle ve Resulullah’ ın yanına getirdikleri zaman Resulu Ekrem; ‘kırbalarınızı doldurun, su için bunun kırbalarından’ demiş. Zenciye bir şey söylemeden. Oradaki otuz, kırk kişi sudan içmişler, su almışlar, develere de su vermişler, kendi kırbalarını da doldurmuşlar. Yani bir kırbadan bütün kervan su almış ve içmiş. Bu halden gökyüzündeki bulut bile şaşırmış kalmış. Bunu kim görmüştür. Bir kırbadan bir cehennem ateşi sönsün. Bir kırbadan bunca kırba ağzına kadar dolsun. Kölenin kırbası bir vesileden hakikati örten bir sebepten ibaretti.
Su kaynayınca buhar olur, havaya çıkar. Havada ki buhar soğuyunca tekrar su olur bilirsiniz. Doğrusu şu; sebepsiz, illetsiz yokluktan suların coşması. Küçücek bir kırbayı sebep ittihaz ederek kervanı suya gark etmiş Resulullah. Köleye: “Kızma bize, kırban yine suyla dolu, sana aynen iade ediyoruz.” O zaman zenci bakmış ki hakikaten bu kadar millet, hayvan içti kırbası dolu. O zaman zenci gayb âlemini görmeye başlamış ve iman etmiş.
Sonra mübarek eliyle de zencinin yüzünü sıvazlamış. Köle farkında değil. Kölenin yüzü bembeyaz oluvermiş. Şimdi git efendine anlat demiş. Köle yola düşmüş. Efendisi köleyi uzaktan görüp şaşırmış. Kırba bizim, deve bizim deve fakat zenci köle ne oldu demiş, bütün kabileyi toplayıp köleyi acaba birisi mi öldürdü diye düşündüler. Köle yanına gelince;‘sen kimsin?’ dedi efendisi. Kölemi ne yaptın. Köle;‘öldürülmüş olsam yanına gelir miyim?’ Köle efendisinin bütün sırlarını birer birer söylemiş. Kölenin rengi değiştiği için köle de şaşırmış. Tertemiz ruhun rengi yoktur ki ne unsurlara bağlıdır, ne toprağa mensuptur. Su ve toprak Adem’ in yoğrulduğu nesnedir. Bu işe şaşırmayın. Teyzen erkek olaydı dayın olurdu değil mi? Bu lafı hiç unutma.
Resulullah(S.A.S.)’ tan sonra halife olan Ebûbekir (R.A) minbere çıktığı zaman ikinci basamakta oturmuş. Hz. Ömer üçüncü basamakta oturmuş. Osman da birinci basamakta oturmuş. Şimdi, Osman dedi ki; ben eğer ikinci basamakta oturursam Ebûbekir’e benzetiyor kendini derler. Ömer üç’te oturmuş. Eğer üçte oturursam Ömer’ e benzetiyor kendini (kendini). Osman birinci basamakta Ahad’ ın yerine çıktım dedi. Çünkü Peygambere benzememe imkân olmadığından orada oturuyorum buyurmuştur. İslam…dır.
Tabiat denilen şey yoktur. Sadece devamı olmayan bir kaza ve atom silsilesi vardır. Tefekkür kendi içinde dinlenir. Adeta gayb olur. Tabiatı feth etmeye doğru bir çıkış değildir düşünme. Tarihin kaydettiği, coğrafyanın tattığı insan cemiyetleri arasında bir topluluk yoktur ki, ruh ve ruhun nereden geldiğini araştırmış olmasın. Bu araştırmaların sonunda her kavim kendisine göre bir fikre saplanıp kalmıştır. Bu hal devam etmektedir ve edecektir.
Ne demek istediğimi anlıyorsunuz daha açıklayamam. Bu paradoks yani bu karışıklık, tarihin bütün derinliklerinde çalkalana çalkalana gelmiş, insanların kafalarını kemirmiş durmuştur. Dinler, mezhepler, felsefeler hep hayat ölüm esasları üzerine konulmuştur. Bir yakınlık kelimesi vardır. Bunu katiyen yakınlık kelimesini ağza almayın. Zira mesafe işin içine girer. Mesafenin bulunduğu yerde de yakınlık uzaklık olur. Vecd halinde söz söylenemez derler. Zira O ALLAH’ın sırrıdır. Kulun söz ve ifade tasarrufuna girmiş her şey Rabbani esrarını kaybeder.
İsteyen bulur derler. İstemekle bulamazsın, bulamadınsa zaten sen istememişsindir. Amelin karşılığı ister gibi durma, yaptığın amelin. Ulan diyeceksin, şimdi bu Kur-an anlatılırken nerelere gitti. Acele etme be oğlum! Amelin karşılığı ister gibi durma, yaptığın amelin karşılığını bir şey bekleme. Aman dikkat et. Amelin karşılığını bekleyenler, nimet verene bakmayıp nimete nazar edenlerdir ki bunlar hicaptadırlarrr.
İbadet zevki zaten şirkle beraberdir. Bir insanın ibadetini beğenmesi şirk’tir. Efendim ben namaz kılıyorum da öteki kılmıyor. Gurur duyuyorsun, şirktesin. Tespih vasıtayla gafleti aramaya yarar bilirsiniz. Şu pazar yerine bir baksana. Camiden çıkanlara bak. Hepsi borçlarını ödediklerinden memnun ve neşeli, camiye girmeyenlere de bıyık altından şöyle hırsla bakıyorlar. Acaba ödeyişleri kabul edildi mi, edilmedi mi? Ne soran var, ne düşünen var. Hallerine ben bunların ağlarım.
Buraya kadar ne geldik. Evvellerin ve sonranın ilmini öğrenmeye geldinse, beyhude geldin. Onu ALLAH’ tan başka kimse bilmez. Eğer ALLAH’ ı murat etmeye geldinse, o yola çıkmak üzere ayağını kaldırdığın yerdeydi O. Nereden kaldırdıysan oradaydı. İsyanda olanların kırık ve utangaç hali ibadet edenlerin sert ve dik hallerinden daha sevgilidir ALLAH indinde. ALLAH insanı ibadete düşürür. O ibadet o kimseyi dalalete sürükler, isyana düşürür, o isyan onu tövbeye götürür. Dünyada hiçbir şey günaha hakaret gözüyle bakmaktan beter olamaz.
Gaflet olmasaydı, âşıklar ALLAH’ ı zikretmenin zevkinden kül olurlardı oğlum.
Onun için, gusülden evvel abdest alındıktan sonra, gusülden evvel… cünüp olu da gusülden evvel abdest alındıktan sonra, abdeste lüzum yoktur. Müstahap değildir. Şafiilere göre müstahaptır. Meşhur Tercümeyi Tahtavi vardır. Onun 1. Cilt’inin 157. sayfasında yazar bunu. Vır vır eden varsa oraya bakar. Çünkü bizde insan sözüne her cahil adam inanmaz. Muhakkak bir satırın içinde görecek onu.
Hatta Hz. Hamza ile Hanzala uhud harbinde cünüp iken şehit olmuşlardır. Resulü Ekrem Efendimiz onlar için ‘Gaselul Melaike’ onlar melaike taraflarından gasledilmişlerdir buyurmuştur.
Onun için Kur’an okunduğu zaman ALLAH’ ın kelamını başkasına okuyorsun, başkasına okuduğun zaman ondan para beklemek, okurken acaba ben 20 lira lazım bana, iki günde bitireceğim bugün bitireyim de aman aman aman aman. ..
Benim bildiğim oğlum bu. Amaaa okuyorlar diyeceksin. Herhalde onlarda bir kurtuluş çaresi... Efendim herifin ihtiyacı var. Varsa var. Mesela camiye gelir bi fakirin birisi, çıkacağı zaman……elini öptüklerimiz adam. Aklımız erdiğinde okuduğumuz kitaplarda Kur’an parayla okunmaz.
Ama sen okudun da sana herif para verdi. Öyle de olmaz. Almayacaksın. Efendim herif zorlan veriyor. Sen zaten zorlan vereceğini bildiğin için okudun onu. Yok böyle iş. Ben burada bir Hafız efendiye rica ettim dedim ki; kendisi dedi anamın ruhu için oku, okudu. Dedim ki Hafız efendi ay başında gelirim de anamın ruhuna hediye edersin. Yanımda para yok seni de memnun etmek lazım.
Peki dedi ve hala o adamda kaldı o şey hediye ettim adama. Başkası okusun hediye etsin ondan sonra ben parasını vereyim. Yarın ALLAH sormaz mı bunu? Oğlum parayla Kur’an okunmaz.
Mertcane bu iş. Bu iş hakkında daha çok söylenir ama belki etrafı rencide ederiz. Zaten nerede bir çıplak bir yoksul bir sefil görürsen bil ki bir kâmilden kaçmıştır. Hakikati söyleyen bir adamın sözünden kaçmıştır. Anlaşılmayan sözü söyleyen de anlamıştır. Çocuğun anlayamadığı dersi hocası da anlamamış,ve anlatamamıştır. Anlaşılan anlatılandır. Anlaşılmayan da anlaşılmamıştır.
Onun için madem açıldı söz gözü kapalı bir adam ateşi ancak sıcaklığıyla anlar. Buna ‘İlmel yakin’ derler. Gözünü açınca onun olduğu görülür. Buna da ‘Aynelyakin’ derler. Ateşe düşüp yanansa ateşin ne olduğunu anlar. Hakkâlyakin.
Bi de bunun HakkulHakkelyakin var o vakit ateş yakmadığını da anlar. Bir insan şom olursa onun yüzünden bile bulut bile yağmur bırakmaz yahu. Onun baykuşluğu yüzünden şehir virane olur. Bu gibi şom insanların yüzünden NurhTufanı oldu. Aha bu çekişimizde ha bu parayla Kur-an okumamızdan oluyor. Sevap der hoca, günah der, faz der, vacip der, sünnet der,mustahap der sokuşturur bir araya.
Sevap: ALLAH’ ın ve Peygamberin yapılmasını istediği ve yapılmasında hoşnut oldukları şeylere sevap denir. Dikkat edersen sevap der peşine şu kadar sana gramlan yahut metreylen bir şey yazılırdı. Ulen ne yazılacak! Hoşnut olurlar.
Günah: Yapılmasını istemedikleri ve yasak ettikleri şeylere denir. ALLAH ve Peygamber yapılmasını istedikleri şeyler nelerdir.
Farz; yapılması kati olanlar.
Vacip; yapılması zaruri olanlar. Bayramdaki fitre gibi.
Sünnet; Peygamberin istedikleri ve bizim yapmamızı arzuladığı şeyler.
Müstahap; Peygamberin bazen yaptıkları ve onun içinden istediği güzel şeyler
Farz ;kati,zanni,ayn,kifayefarzlar vardır.
Farzı kati: Kuranda açık beyanla namaz, oruç, hac,zekat gibi
Zanni farzlar; Müçtehidlerce kabul olunan zanlardır.
Farz-ı Ayn; her Müslümanın ayrı ayrı yerine getirmesi olan.
Farz-ı Kifaye; bir kısmının işlemesi diğerinden sakıt olanlardır.
Farz işlemeyenler cehennem azabına uğrarlar. Yoktur diyenler farz, onlar kâfir olur. Vacibi terk edenler azap görürler. Vacip diye bir şey yoktur diyenler de imandan çıkarlar onlar artık müsaadenizle o kadar da olsun bu iş.
(Devamı sonraki kayıttadır…)
Kaydın metnini hazırlayan Uğur Bey’den Allah razı Olsun, teşekkür ederiz.[fb_vid id="10153541983249751"]
YORUMLAR