"Orhun-Yenisey yazıtları bin sekiz yüz doksan küsurda okunmuş. “Bakın orada böyle yazıyor, Türk diye bir şey varmış,” dememiz mümkün de...
"Orhun-Yenisey yazıtları bin sekiz yüz doksan küsurda okunmuş. “Bakın orada böyle yazıyor, Türk diye bir şey varmış,” dememiz mümkün değil. Çünkü bu bize çok geç ulaşan bir bilgi. Türk dediğimiz şeyin ne olduğunu anlamak için Orhun yazıtlarına başvurmamız manasız bir şey. Manalı olan hangisi acaba? Bizim kendimize Türk dememiz manalı olabilir mi? Bu da pek manalı değil. Çünkü bizim kendimize Türk dememiz Orhun yazıtlarından da sonra vuku bulmuş. Türk, yaşadığımız coğrafyada kullanılan şekliyle henüz medeni vasıfları edinmemiş bozkır ahalisin adıydı. O yüzden bizim dilimizde atasözüne benzer bir şey vardı: “Al turpu vur Türk’e, yazık oldu al turpa.” Böyle bir şeydi Türk. Sonradan Türk diye bir şeyden olumlu anlamda haberdar olduk. Ne kadar sonra? Bize Türklük lazım olduktan sonra. Bize, bir zaman geldi ki Türklük lüzum etti. Biz Türkleşmeyi başardığımız sırada değil, Türk olmayı iyi bir şey saydıktan sonra kendimize Türk dedik. Daha önce Türk denince kaba saba bir şey anlaşılmasından rahatsız olmuyorduk. Şimdi artık Türk nedir diye sorduğumuz zaman bunun gündemimize tekrar anlaşılması gereken bir şey olarak girdiğini görüyoruz."
İsmet Özel
(Kültür Ocağı Vakfı’nda “Türklük Şuuru” üzerine verdiği konferanstan, 21 Ocak 2006)"
YORUMLAR