Sınava 2-3 dakika geç kalan bu kardeşimizi görünce çok üzüldüm. Kendimi bir açıklama yapma durumunda hissettim. Felsefe olanla yetinmez sizl...
Sınava 2-3 dakika geç kalan bu kardeşimizi görünce çok üzüldüm. Kendimi bir açıklama yapma durumunda hissettim. Felsefe olanla yetinmez sizlerin de bildiğiniz gibi. Olması gerekenle ilgilenir ki daha iyiye, daha güzele ulaşalım. Peki kanunlar yönetmelikler daha iyi yapılamaz mı? İnsanların mutlu olabileceği sistemler bulunamaz mı?
Gözyaşımız daha güzel bir şeyler için akamaz mı? Neden bu kadar acı? Daha az acı çekince mi mutlu oluyoruz?
Nihayetinde sınavlar olmak zorunda ama bir öğrencilerin sadece bilişsel mekanizmasını ölçen sınavlar ne kadar sağlıklı? Duygumuzu, davranışımızı ölçemeyen şeyler ne kadar yararlı?
Bu tarz uygulamalar devam ettikçe ne yazık ki bunun gibi durumlar malesef bitmeyecek sürecek. Peki gözyaşını dindiremez miyiz? En azından bu sınavı yılda üç dört kere yapılır isteyen ne sınav kaçırır ne de dördünü de geç kalır. İstenirse bu üç dört sınavın ortalaması alınır ya da en yüksek olan işleme konulur. İstenirse bundan daha iyi sistemler bile bulunabiliyor. En büyük kaybımız geleceğimizi düşünmemeleri, genceciklerimizi heba etmeleri.
Koktuk, hep korktuk, ben de korktum. Başarılı olmalıydık çünkü. Başarı(!) Başarızsan kimseye ulaşamazdık. İyi bir yaşam süremezdik. Sevdiğimiz sevdiğiceğimizle bile mutlu olamayabilirdik. Ailemizden yeteri kadar sevgi görememekten korktuk.
İlgi alanımızın dışındaki tüm faaliyetler ile uğraştık. İntegral, türev vs. o kadar o sorularu yapmak için çalıştık soruyorum kendime şimdi ne biliyorum o konular hakkında hiç. Koskaca bir hiç.... Sadece buralara gelebilmem için bir vesile oldu. Ve bir hiçe dönüştü.
Seven kişi sevdiği işle daha iyi yerlere gelemez mi daha iyi şekilde. Yeteneklerimizi daha iyi bir şekilde keşfedemez miyiz? Altyapımızı güçlendiremez miyiz? Futbolda İzlanda, Almanya örneği gibi. Eğitimde Finlandiya, Singapur gibi. Tamam onlarda insanlık dışı olabilir ama insan onuruna yakışan daha iyi bir şekilde bir sisteme bulamaz mıyız?
Yüksek puan aldı diye Tıp Fakültesi, Hukuk Fakültesine giden gençlerimiz(Gerçekten sevenleri hariç tutarım) saygı, statü, para için mi gidiyor yoksa gitmek isteyipte gidemeyenler küçük bir netten dolayı cesaret mi edemiyor? Yıldırıldık ki hem de ne yıldırılma, ne istediğimizi unuttuk bu süreçte. Sahi biz neyi yapmaktan hoşlanıyorduk. Neden merak etmedik ya da meraklarımızın peşinden gitmeye cesaretlendirilmedik. Yoksa dünya dışında hiç mi su yokmuş diye gerçekten pes mi ettik. Neden pes ettik. NEDEN DEVAM EDEMİYORUZ?
Çok değerli bir neslimiz var ama neslimizin yaratıcılığı sistemin içinde başarı sıralamaları uğruna ezilip gidiyor. Daha çok başarı; daha yüksek statü, daha çok para vs. Ne uğruna savaşıyorsak o uğurda hiç oluyoruz. Güzellik uğruna çirkinliğimizden utanıyoruz. Psikolojimizi bozan alt üst eden bir sürü neden buluyoruz. Antidepresan isimlerinin moda olduğu, ilaç firmalarının, bankalarının zenginliklerine zenginlik kattığı, askeri ve siyasi olayların gündemden düşmediği, ama her şeyin çabuk unutulduğu, gönlümüzün yaralarının gizlendiği, sivilceleri fondötenle kapatmak zorunda hissettiğimiz bir çağa geldik. Gencecik yaşta hayatının baharındakilerinin umudunu söndürüyoruz. Ne gerek var bunlara. Daha güzel sistemleri bulabiliriz inanırsak. Bizim de Shakespearelerimiz, Van Goghlarımız, Hitchcock, di Capriolarımız, Teslalarımız olabilir. Övünecek daha iyi şeyler bulabiliriz. Eğitimin ışığını yakarak...
Büyük bir değişime ihtiyacımız var. Daha iyi olabilir her şey. Bir kıvılcım gerekli, küçücük bir farkındalık her şeyi değiştirebilir.
Artık bu acılar son, umudumuz daim olsun.
Sevgiyle... Asla pes etme...
YORUMLAR