
Alp Paksoy'un eserlerinden süzülen bu sözler, okur beğenisine göre bir araya getirildi. Toplam 100 söz, kaynak eserleriyle birlikte aşağıda.
En Beğenilen Alp Paksoy Sözleri
“Altınla gümüşü kendinize tanrı yaptınız. Putperestten tek farkınız, bir yerine yüz puta tapmanız…”
📖 Sayfa 118 · Hatırla, Alp Paksoy
(Dante)
"Bir kimsenin ne söylenmesi gerektiğini bilmesi yeterli değildir, nasıl söyleneceğini de bilmesi gerekir."
📖 Sayfa 73 · Hatırla, Alp Paksoy
-Aristoteles
“Kim olursa olsun, düşüncelerini ifade edemeyen insan köledir…”
📖 Sayfa 90 · Hatırla, Alp Paksoy
(Ludwig Feuerbach)
‘Kahve’ sözcüğü tüm dillere Arapçadan yayılmıştır. 16. Yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul’da görülen kahveyle birlikte dilimize yavaş yavaş ‘kahverengi’ de yerleşmeye başlamıştır.
📖 Sayfa 21 · Kök, Alp Paksoy
Kahvenin geçmişini bir kenara bırakıp, ‘Kahveden önce kahverengine ne deniyordu?’ sorusuna cevap verelim: Boz.
‘Boz’ sözcüğü, ‘toprak rengi, kül rengi, sürülmemiş toprak’ gibi anlamlara gelmektedir. Kahve henüz yokken kahverengi atlara, ayılara, kurtlara bu nedenle ‘boz’ denmekteydi.”
“Eğer yabancı bir dilde, bir fikri, Almancadan daha zengin ifade eden bir kelime bulursam,
Hatırla, Alp Paksoy
hiç tereddüt etmeden alırım.”
Tarancı, Galatasaray Lisesinde okuduğu yıllarda kendi kendine mektup yazar, postaya verir ve kendine yazdığı mektubu postadan aldığında başkasından gelmiş gibi sevinirmiş. Bu durumun literatüre "Cahit Sıtkı Yalnızlığı" olarak geçmesi gerekmiyor mu sizce de?
📖 Sayfa 26 · Hatırla, Alp Paksoy
“Milattan Önce 2737 yılında İmparator Şennong’un kaynayan suyuna kazayla çay yaprağı düşmesiyle çay içilmeye başlanmıştır.
📖 Sayfa 20 · Kök, Alp Paksoy
Çay, Çin’in kuzeyinden ve kara yoluyla alanlar ‘çay’ sözcüğünü, Çin’in güneyinden ve deniz yoluyla alanlar ise ‘te/tea’ kelimesini kullanmışlardır.
Kuzey Çin’den önce Perslere uğrayan çay, Perslerden Araplar ve Ruslarla birlikte Türklere gelmiş ve bizdeki ‘çay’ adı da böylece dilimize yerleşmiştir.”
“Bende yok sabr ü sükûn, sende vefadan zerre,
📖 Sayfa 112 · Hatırla, Alp Paksoy
İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir kerre…”
(Nâbi)
Eskiden öğrenciler yazı öğrenirken yaptıkları her yanlışı, dilleriyle, aharlı kağıdın üzerindeki mürekkebi yalayarak siler ve yenisini yazarlarmış. Ne kadar çok hata yaptılarsa o kadar çok yalayıp silmek gerekirmiş. İşte "mürekkep yalamak" tabiri de Türkçede bu tarz durumlar neticesinde yer bulmuştur.
Kök, Alp Paksoy
"Kahve" sözcüğü tüm dillere Arapçadan yayılmıştır. 16. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul'da görülen kahveyle birlikte dilimize yavaş yavaş "kahverengi" de yerleşmeye başlamıştır. Kahvenin tarihini bir kenara bırakıp "Kahveden önce kahverengine ne deniyordu?" sorusuna cevap verelim: Boz.
📖 Sayfa 21 · Kök, Alp Paksoy
"Boz” sözcüğü, baktığımızda "toprak rengi, kül rengi, sürülmemiş toprak" gibi anlamlara gelmektedir. Kahve yokken kahverengi atlara, kurtlara ve bilumum kahverengi nesnelere yaygın olarak "boz" denmekteydi. "Boz"un yanı sıra aynı renk için kullanılan "yağız” sözcüğümüz de mevcuttur.
"X" harfi, 1765'te yazılmış bir mektupta "öpücük" simgesi olarak kayda alınmış. Dünya tarihindeki ilk "emoji" bu olabilir mi?
Kök, Alp Paksoy
Galiba düşünüyorum, herhâlde varım.
📖 Sayfa 166 · Hatırla, Alp Paksoy
Ambrose Bierce
“Cahit Sıtkı Tarancı, Galatasaray Lisesinde okuduğu yıllarda kendi kendine mektup yazar, postaya verir ve kendine yazdığı mektubu postadan aldığında, başkasından gelmiş gibi sevinirmiş. Bu durumun literatüre ‘Cahit Sıtkı Tarancı Yalnızlığı’ olarak geçtiği bilinir.”
📖 Sayfa 26 · Hatırla, Alp Paksoy
“Çin’de M.Ö. 2852’de soyadı almanın mecburi olduğu söylenir. Ancak Milattan önceden beri soyadı kullanan ‘koskoca’ Çin’de, farklı soyadı sayısı hâla 400 civarındadır. Yani milyonlarca Çinli aynı soyadını taşır. Ve ayrıca 1911 Devrimi’ne kadar aynı soyadını taşıyan Çinliler birbirleriyle evlenemezdi.“
📖 Sayfa 168 · Hatırla, Alp Paksoy
“1921’de ‘Chanel No. 5’ diye bir parfüm çıktı. Coco Chanel, Ernest Beaux’den 24 saat kullanılabilecek bir parfüm istemişti. Beaux, on şişeden oluşan örnekleri 1-5 ve 20-24 olarak numaralamıştı. İşte o ‘5 numaralı şişe’ yüzyılımızın en çok tanınan kokusu oldu.”
📖 Sayfa 24 · Hatırla, Alp Paksoy
“Şu an şunu yazarken bile, acaba düşüyor mu, yükseliyor mu bilmediğim, bir türlü dikiş tutturamayan bu lanet para birimi, adını hâlihazırda Çek Cumhuriyeti’nde bulunan ‘Joachimstal Madenleri’nden almaktadır.
📖 Sayfa 51 · Hatırla, Alp Paksoy
16. Yüzyılda bu madenlerde üretilen paraya ‘vadiden’ anlamına gelen ‘thaler’ adı verilmiş ve zamanla çeşitli dillere muhtelif kılıklara girerek, ‘dolar’ sözcüğü yayılmıştır.”
“Latincede ‘Pergamum’ halinde görülen, Yunancada ‘Pergamon’ şekline rastlanan bir kent var bizde: ‘Bergama’. Bu kent şu anda bir ilçe olsa da, zamanında ‘Pergamon Krallığı’ olarak anılmaktaydı.
📖 Sayfa 52 · Hatırla, Alp Paksoy
Vaktizamanında göz kamaştırıcı bir kent olan Pergamon, heykelciliğin yanı sıra, edebiyatıyla hatta Kütüphanesiyle de çok ünlüydü. Öyle ki İskenderiye Kütüphanesi’nden sonra büyüklük bakımından ikinci sırada geliyordu. İşte bu kentte ‘parşömen’ ilk kez kitaplar için geniş ölçüde kullanılmış ve dilimize buradan uçup konmuştur.”
Şu bahsettikleri çıplak gerçek, çoğunlukla ne çıplaktır ne gerçek.
📖 Sayfa 164 · Hatırla, Alp Paksoy
Daniil Kharms
“ Kelimelerin uçuşuyor fakat düşüncelerin yerlerde.”
📖 Sayfa 42 · Hatırla, Alp Paksoy
Shakespeare

Bir kimsenin ne söyleyeceğini bilmesi yeterli değildir, nasıl söyleyeceğini de bilmesi gerekir.
📖 Sayfa 73 · Hatırla, Alp Paksoy
Aristotales
"Kadın" demişken...
Kök, Alp Paksoy
Türkçede yer alan "kadın" kelimesi "hatun" sözcüğünün çeşitlenmiş hâlidir. "Hatun" sözcüğü ise Eski Türkçedeki "katun" sözcüğünden gelir ve "es, kadın, yüksek makamdaki kadın" demektir. Bunun dışında "bayan" sözcüğü tamamen uydurma bir kelimedir. Türkçenin hiçbir döneminde "-An" eki dişil türetme eki görevi görmemiştir.
“Geldik -bana göre- kadınların en yücesine: ‘Anne’.
📖 Sayfa 34 · Kök, Alp Paksoy
Eski Türkçede ‘ög’ sözü hem ‘anne’ hem de ‘akıl’ manasına gelmekteydi. Buna göre ‘öksüz’ dendiği vakit çıkarılan iki anlam vardı: ‘akılsız’ ve ‘annesiz’. Aynı zamanda ‘aralarında kan bağı bulunmayan, öz olmayan’ anlamındaki ‘üvey’ sözcüğü de ‘ög’ (anne) kökünden gelmektedir. ‘Ög’ sözüne gelen ‘-ey’ ekiyle beraber oluşan ‘üvey’, ‘anne babası bir olmayan’ anlamı katmıştır. Fakat bu durum neden anneye yıkılmış, onu düşünmek gerekir…”
Türkçedeki "adam" kelimesinin birinci anlamı "erkek" değil "insan"dır ve "Âdem" sözcüğünden gelmiştir ki "Âdem" sözcüğünün de ilk anlamı "erkek" değil, "insan"dır.
📖 Sayfa 33 · Kök, Alp Paksoy
“Dilimizde ‘sıfır (0)’ hariç, tüm rakamların kökeni Türkçedir. Arapçada ‘boşluk, hiç’ gibi anlamlara gelen ‘sıfr’ (صفر) sözcüğü, Türkçe dahil birçok dünya dilinde çeşitli şekillerde kullanılmaktadır.
📖 Sayfa 23 · Kök, Alp Paksoy
Derler ki; ‘Hintler kumun üzerinde taşlarla hesaplamalar yaparken, bu hesaplardan çıkarılan taşların yerinde yuvarlak bir delik kaldığını görmüşler. İşte bu yerde kalan iz, gel zaman git zaman bir Matematik sembolüne dönüşmüş.”
“Özellikle II. Mahmud Dönemi’nde yaygınlaşan, hatta bu dönemde saray ve çevresinde Avrupai giyinme modası başlayınca II. Mahmud için ‘gâvur padişah’ nidalarının yükselmesine sebebiyet veren şeylerin başında gelen ‘fes’, adını imal edildiği ülke olan ‘Fas’tan almıştır.
📖 Sayfa 45 · Hatırla, Alp Paksoy
1840’tan sonra ‘fes’in iyice yayılmasıyla vatandaşın dilinde ‘fes’ için ‘gâvur işi’ kelamı dolaşmaktaydı. Tıpkı 1925’teki ‘Şapka İnkılabı’ndan sonra hayatımıza giren ‘şapka’ya dendiği gibi!”
“Akıllı konuşur çünkü onun söylemek istedikleri vardır. Aptal konuşur zira kendisinş bir şey söylemek zorunda hisseder…”
📖 Sayfa 62 · Hatırla, Alp Paksoy
(Plato)
Gezgin rüzgarların savurduğu o korkunç acın nerede?
📖 Sayfa 210 · Hatırla, Alp Paksoy
Üç deniz, yedi ırmak, kırk çöl geçsen de
Kurtulamadığın o acı nerede?
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu babası, ölümsüz banisi, bengi halaskârı, Türk ordularının ebedî başbuğu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e saygı ve minnetle..
📖 Sayfa 9 · Şeytan Bunun Neresinde?, Alp Paksoy
“Deveye ‘Yokuşu mu seversin yoksa inişi mi?’ demişler. ‘Düzlüğe kıran mı girdi?’ demiş…”
📖 Sayfa 127 · Hatırla, Alp Paksoy
Bir fıçının çatlak olup olmadığı nasıl çıkardığı sesten anlaşılırsa insanların da akıllı mı, ahmak mı olduğu ağızlarından çıkan kelimelerle anlaşılır.
📖 Sayfa 71 · Hatırla, Alp Paksoy
: Tersanelerde gemi yapımında kullanılan kerestelerin istiflendikleri depoya "göz" denmiş, kerestelere de "sürme" demişler. Pratik zekâlı biri de "Depodan kereste çaldılar." demek yerine "Gözden sürmeyi çekmişler." demiş ve dilimize harika bir deyim kazandırmış.
📖 Sayfa 112 · Kök, Alp Paksoy
"Dişin mi ağrıyor?
📖 Sayfa 147 · Hatırla, Alp Paksoy
Çek kurtul.
Başın mı ağrıyor?
Bir çeyreğe iki aspirin.
Verem misin?
Üzülme, onun da çaresi var,
Ölür gidersin..."
(Sabri Soran)
Bizi biz yapan en değerli varlığımız, en büyük hazinemiz Türkçe’dir…
📖 Sayfa 15 · Şeytan Bunun Neresinde?, Alp Paksoy
Gökten düşen elmanın iki yarısı göndermedi mi
📖 Sayfa 211 · Hatırla, Alp Paksoy
Seni bu diyarlara?
Ve hangi göz sapladı mızrağını
Kalbinin ortasına?
İngilizcede "he, she" Almancada "er, sie" Fransizca "il, elle" İspanyolcada "el, ella" İtalyancada "lui, lei" Portekizcede "ele, ela" gibi erkeği ve kadını işaret eden ifadeler varken Türkçede sadece "o" vardır. Öz dilimizde ayrım söz konusu bile değilken zihnimizdeki ayrımın dilimize vurması maalesef içler acısıdır.
📖 Sayfa 76 · Kök, Alp Paksoy
Küçük Asya'ya "Anadolu" diyen Yunanlardır ve bu "Anadolu" sözünün manası "güneşin doğduğu yer"dir.
📖 Sayfa 40 · Kök, Alp Paksoy
Etrafımızda veyahut başkalarının etrafında hiçbir zaman tam anlamıyla iyi veya bütünüyle fazilet sahibi erdemli insanlar olmadı. Yalan yok, biz de kusursuz bir şekilde taşıyamadık bu kavramları. Olsun, denemeye devam... Şahit olduğumuz bunca uğursuz âdemoğluna rağmen, şahsiyetimizi kaybetmeden "iyi" bir insan olmayı denemeye devam. . .
📖 Sayfa 165 · Hatırla, Alp Paksoy
"Dilimiz gayet akılcı bir şekilde 'yalnız' olmanın
📖 Sayfa 58 · Hatırla, Alp Paksoy
iki yanını algılamıştır. 'Yalnız' olmanın 'acısını' ifade etmek için 'kimsesizlik' sözcüğünü,
'yalnız' olmanın 'ihtîşamını' ifade etmek için de 'tek başınalık' kelimesini yaratmıştır. "
(Paul Tillich, 18861965)

"On kere demedim mi sana, sevme dokuz yâr. Sekizde sefa, yedide vefa olmaya zinhar!
📖 Sayfa 78 · Hatırla, Alp Paksoy
Altı ile beş, dört ile hiç başa çıkılmaz.
Üçün ikisini terk edegör ta kala bir yâr..."
Arapçada "hediye" manasındaki "tuhfa" sözü "tuhaf" biçimine girerek çoğul oluyor ve "hediyeler" anlamını kazanıyor. Daha sonra da "adliye, belediye, battaniye" gibi kelimelerde yer alan "-İyE" ekinin gelmesiyle “çorap, mendil, eldiven gibi giyim ile kurdele, dantel gibi giysi süsüne yarar şeyler" anlamındaki "tuhafiye" ortaya çıkıyor. Özünde "hediye" demek olan bir sözün, dilimizde “acayip, garip" anlamlarını kazanması takdire şayandır.
📖 Sayfa 78 · Kök, Alp Paksoy
Eski Türkçedeki "ög" sözü hem "anne" hem de "akıl" manasına gelmekteydi. Buna göre, "öksüz" dendiği vakit çıkarılan iki anlam vardı: "akılsız" ve "annesiz."
📖 Sayfa 34 · Kök, Alp Paksoy
"'UNUTMAK' kelimesi 'un'dan türemiş. Birini ya da bir şeyi unutmak için 'un ufak etmek' gerekiyormuş."
Kök, Alp Paksoy
"Bir fıçının çatlak olup olmadığı nasıl çıkardığı sesten anlaşılırsa insanların da akıllı mı, ahmak mı olduğu ağızlarından çıkan kelimelerle anlaşılır."
📖 Sayfa 71 · Hatırla, Alp Paksoy
(Demosten, MÖ 384 – MÖ 322)
Bir de "bonfile" var tabii.
📖 Sayfa 118 · Kök, Alp Paksoy
Bu "bonfile" sözündeki "bon" kelimesi Fransızcada "iyi" anlamındadır. "Fillet" ise "et..." Birleştirdiğimizde "iyi et" manası çıkmaktadır.
"Kesilmiş hayvanın yürek, karaciğer, böbrek, işkembe, beyin vb. iç organlarıyla baş ve ayakları" anlamına gelen "sakatat" kelimesi de esasen hayvanın eti için "düşük, değersiz kısımlar" manasındadır. Bana kalırsa hiç düşük ve değersiz kısımlar değil ama bu başka konu.
📖 Sayfa 118 · Kök, Alp Paksoy
Galiba düşünüyorum, heralde varım.
📖 Sayfa 166 · Hatırla, Alp Paksoy
Ambrose Bierce
"Bir kimsenin ne söylenmesi gerektiğini bilmesi yeterli değildir, nasıl söyleneceğini de bilmesi gerekir."
📖 Sayfa 73 · Hatırla, Alp Paksoy
(Aristoteles, MÖ 385 - MÖ 323)
Türkçe dili böyle bir bulmaca işte. Bir kökten başlayıp kendimizi bambaşka köklerin, kelimelerin diyarında çok kolay bir şekilde bulabileceğimiz harikulade bir dil.
📖 Sayfa 28 · Kök, Alp Paksoy
Denizli ilinin eski adı da "Tunguzlu/Tonguzlu" olup "domuzu çok olan yer" anlamındaydı mesela. Şehrin denize kıyısının olmaması ve buna rağmen adında "deniz" içermesinin tek nedeni budur...
📖 Sayfa 32 · Kök, Alp Paksoy
Rusya'da bir şehir olan Astrahan'ın adı 'Hass-ı Tarkan, Hacı Tarkan, Astrahan' şekillerinden mi bugüne gelmiş, yoksa boşu boşuna mı 'Rus' u kazsan altından Tatar çıkar. ' demişler?
📖 Sayfa 40 · Kök, Alp Paksoy
"Öz" diye bir Türkçe yoktur. Olsa olsa "ana, ilk, eski" Türkçe vardır.
📖 Sayfa 117 · Kök, Alp Paksoy
Eski geleneklerimizden biri de düğün öncesinde veya sonrasında gelinlerin başına buğday, şeker, darı, para saçmaktı. Özellikle evlilik çağında olanlara "Darısı başına" denmesinin ve bu deyimin anlamının dilimize oturmasının nedeni budur.
📖 Sayfa 112 · Kök, Alp Paksoy
"Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk" olan "uzay" sözcüğü Eski Türkçedeki "uz" sözünden türemiştir. Hani şu masalların girişinde yer alan "Az gitmiş uz gitmiş..." ifadesindeki "uz." Uzay gibi bir uzaklığı tarif edebilecek daha güzel bir kelime olamazdı.
📖 Sayfa 60 · Kök, Alp Paksoy
Hangi kibir öldürdü ruhunu
Hatırla, Alp Paksoy
Hangi firavuna gönderilmedi ki bir Musa?
"'Şimdi'nin 'i'sine vardığımızda 'ş' tarih olur."
📖 Sayfa 197 · Hatırla, Alp Paksoy
(Michael Frayn, 1937-...)
İkinci kez yaşıyormuş ve ilkinde yanlış davranmışsınız gibi yaşayın.
📖 Sayfa 64 · Hatırla, Alp Paksoy
Victor Franki
Türkçede yer alan "hal/hâl" kelimelerinin sözlüğümüzde dört farklı hâli bulunur. Mesela az önce kullandığım "hâl"in anlamı "durum, vaziyet"tir. Bunun haricinde "tahttan indirme" manasındaki "hal" ve "çözme, çözülme" anlamındaki "hal" kelimeleri de sözlüğümüzde yer alan diğer şekillerdir. Tabii bir de dilimize Fransızcadan girmiş "sebze, meyve, bakliyat vb.nin satıldığı yer" olan "hal" kelimesi var ki kendileri şu anki konumuzun bașrolüdür.
📖 Sayfa 67 · Hatırla, Alp Paksoy

Türkçedeki "adam" kelimesinin birinci anlamı 'erkek' değil, 'insan' dır.
📖 Sayfa 33 · Kök, Alp Paksoy
"Höşmerim" sözcüğünün kökeni Farsçaya dayanır. "Tatlı, güzel" anlamındaki "hoş" sözünün ve "kaymak" anlamındaki "maram" kelimesinin birleşmesiyle oluşmuştur.
📖 Sayfa 28 · Kök, Alp Paksoy
Nâbî, bir gün "Bende yok sabr ü sükûn, sende
📖 Sayfa 112 · Hatırla, Alp Paksoy
vefadan zerre/iki yoktan ne çıkar, fikredelîm bir kerre" diye bir beyit yazar.
Şimdi bakalım iki yoktan ne çıkıyormuş?
Bilirsiniz hem divan edebiyatında hem halk edebiyatında "mahlas" önemli bir mefhumdu. Fakat herhangi bir beyitte Nâbî gibi "mahlas"ını akıllıca veren şair görmemiştim.
"Nâ" ve "bî" sözlerinin kelime anlamı "yok" demektir. Böylece beyitte hem dendiği gibi "iki yok" görüyoruz hem de birleştirdiğimizde Nâbî'nin adını. .. Vefadâr-i müteveffa şair-i sahir Nâbî'nin ruhu şad olsun.
Türk dili böyle bir bulmaca işte. Bir kökten başlayıp kendimizi bambaşka köklerin, kelimelerin diyarında çok kolay bir şekilde bulabileceğimiz harikulade bir dil.
Kök, Alp Paksoy
Hint-İran dillerinde "stanam" adlı bir kelime var. Bu sözcük "durmak, kalmak, yer" gibi anlamlara gelmektedir, zamanla da "stan" ekine dönüşmüştür. Yani bu eke baktığımızda "Kazakistan" sözü "Kazakların yeri" gibi bir anlama gelir ki "Macaristan, Pakistan, Bulgaristan, Hindistan vb" ülkelerde de aynı durum söz konusudur. En güzeli de -bana göre- "Türklerin yeri" anlamındaki "Türkistan" sözcüğüdür.
Kök, Alp Paksoy
Etrafımızda veyahut başkalarının etrafında hiçbir zaman tam anlamıyla iyi veya bütünüyle fazilet sahibi erdemli insanlar olmadı. Yalan yok, biz de kusursuz bir şekilde taşıyamadık bu kavramları. Olsun, denemeye devam... Şahit olduğumuz bunca uğursuz âdemoğluna rağmen, şahsiyetimizi kaybetmeden "" bir insan olmayı denemeye devam...
📖 Sayfa 165 · Hatırla, Alp Paksoy
"Sözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmayan kimse" anlamına gelen "dürüst" kelimesi, dilimize Fasçadan geçmiştir. Hint-Avrupa dilinde yer alan ve "sağlam sarsılmaz, doğru" gibi anlamlara gelen "" kökünden türeyen "" kelimesi, mana olarak hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir.
📖 Sayfa 118 · Hatırla, Alp Paksoy
İngilizcede "güven, itimat, güvenilir kişi gibi anlamlara gelen "" kelimesi de bu "" sözünden türemiş bizdekiyle aynı kelimedir. Sadece onlar "" şeklinde değil de "" şeklinde yazmışlar, tek fark bu.
Türkçedeki "adam" kelimesinin birinci anlamı "erkek" değil "insan"dır ve "Adem" sözcüğünden gelmiştir ki "Adem" sözcüğünün de ilk anlamı "erkek" değil, "insan"dır.
📖 Sayfa 33 · Kök, Alp Paksoy
“Ben çocuklara, yalnız ana dillerini bilmedikleri zaman dayak atılmasının taraftarıyım…”
📖 Sayfa 33 · Hatırla, Alp Paksoy
(W. Churchill)
Kısmette ne varsa onu yiyor insan.
📖 Sayfa 101 · Şeytan Bunun Neresinde?, Alp Paksoy
Börekse börek, boksa bok…
"Gebe" sözcüğü Eski Türkçede "şişik, şişkin" anlamımdaki "kepe" sözcüğünden evrilmiştir.
📖 Sayfa 94 · Kök, Alp Paksoy
"Ölmek" anlamındaki "gebermek" fiilinin de kökü "gebe"dir. Cenazenin şişmesinden mutevellit bu kökten türemiş olduğu düşünülmektedir.
Bir yanda "doğum"la ilgili bir yanda "ölüm"le ilgili bir kavrama ad olan bir kök... Ne ironi ama!
Türkçede herhangi bir cinsiyet ayrımcılığı söz konusu bile değildir. İçeriğinde "adam" geçen herhangi bir cümle duyduğumda aklıma ilk olarak herhangi bir "erkek" değil önce "insan" gelmektedir.
📖 Sayfa 76 · Kök, Alp Paksoy
Dilimizde ayrım yok, "dilimizde" de olmasın...
Dilimizde, "sıfır (0)" hariç, tüm rakamların kökeni Türkçedir. Arapçada "boşluk, hiç" gibi anlamlara gelen "sıfr" sözcüğü Türkçe dahil birçok dünya dilinde kullanılmaktadır.
📖 Sayfa 23 · Kök, Alp Paksoy
Türkçeyi "cinsiyetçi" bir dilmiş gibi lanse etmek, eğer Türkçe bir ete kemiğe bürünüp bedenine ruh üflenmiş olsaydı Türkçenin ziyadesiyle kanına dokunurdu. Bugün İngilizcede "man" sözcüğü "adam, erkek, insan gibi kavramları karşılamaktadır. "Kadın" manasında "woman" sözüne baktığımızda da Eski İngilizcede "kadın" anlamına gelen "wif" ve "insan" anlamındaki "man" sözlerinin birleşmesiyle oluştuğunu görmekteyiz. Türkçe "adam" ya da "erkek" sözünden türeyip de "kadın" kelimesini karşılayan bir sözcük yoktur.
📖 Sayfa 76 · Kök, Alp Paksoy
Şu fâni dünya saadetleri içinde hiçbir şey aziz Türk çocuklarına Türk dilini öğretmek kadar güzel bir hizmet değildir.
📖 Sayfa 51 · Kök, Alp Paksoy
Nihad Sami Banarlı
"Öküz ayağı olmaktansa buzağı başı olmak daha iyidir."
📖 Sayfa 134 · Hatırla, Alp Paksoy
"" kelimesi, "yaşamak" fiilinin geniş zamanlı hâli, "" sözü de "düzenleme, tanzim etme" anlamındaki "yasa." "" sözcüğü ise "demek, söylemek" manasındaki "aymak" kökünden türemiştir.
📖 Sayfa 129 · Hatırla, Alp Paksoy
"Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil, şuurla işlensin."
📖 Sayfa 111 · Hatırla, Alp Paksoy
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1881 - ∞)
Mutluluğumu, Latince bir deyişle taçlandırarak bu bölüme son vermek istiyorum:
📖 Sayfa 57 · Hatırla, Alp Paksoy
"A cane non magno saepe tenetur aper."
Yani Türkçesi: "Zərrə mənəm, günəş mənəm, çar ilə pancu şeş mənəm. Surəti gör bəyan ilə, çünki bəyanə sığmazam.

"Tüy"ü ve "kamış"ı geçtikten sonra karşımıza bir de "fırça" çıkmaktadır. Yazı yazmaya yarayan bir "fırça..."
📖 Sayfa 53 · Kök, Alp Paksoy
Çincede "biet" diye bir kelime varmış ve bu kelime "fırça" manasına geliyormuş. Yazı yazmak konusunda herhangi bir fikri olmayan bir Türk, bu eylemi gözledikten sonra "biti" diye bir fiil türetmiş. Böylece eski Türkler hem yazıyla hem de yazı yazmaya yarayan "fırça"yla tanışmışlar. Fakat Türklerin yazı yazmada kullandıkları ilk araç "fırça" değil, "kamış"tı. Yani "fırça"yı görmüşler, öğrenmişler, fiil türetmişler lakin uygulamaya geçmemişlerdir.
ESKİ Türkçede "tay" sözcüğü "at yavrusu"ndan ziyade "anne tarafından akraba" anlamına gelmektedir. "Eze" sözcüğü ise "büyük kız kardeş, abla" anlamına gelmektedir. "Tay" ve "eze" sözcüğü birleştiğinde tahmin ettiğiniz gibi günümüzde kullanılan "teyze" kelimesi ortaya çıkmaktadır. Kıpçak Türkçesinde "tay eje," Kırgızistan Türkçesinde "teyce," Osmanlı Türkçesinde "tayeze, deyeze, teyze" şekillerinde görülen bu kelime, aynı zamanda "dayı” sözcüğüyle de ortak kökendedir.
📖 Sayfa 31 · Kök, Alp Paksoy
''Höşmerim''in kökeni, eşine adı geçen bu tatlıyı yapan bir hanımın tatlı bittikten sonra eşine yönelttiği '' Hoş mu erim?'' ifadesinden gelmiştir.
📖 Sayfa 28 · Kök, Alp Paksoy
Tabi ki böyle bir şey yok. :)
Sözcüğün kökeni Farscaya dayanmaktadır.
Güzel anlamına gelen ''hoş'' ve kaymak anlamına gelen ''maram'' kelimesinin birleşmesiyle oluşmuştur.
Türkçede amiyane tabirle "lafcambazı" anlamına gelen "demagog" kelimesi de anlam değişimine maruz kalan kelimelerden biridir. Yunancada "halk, insanlar" anlamına gelen "demos" kelimesine ilişen "agogos (lider)" kelimesi, "demagog"u "lider, yol gösterici" anlamına getirmiştir.
📖 Sayfa 206 · Hatırla, Alp Paksoy
Tabii "halk"a "liderlik" eden şahısların çoğunun zamanla "laf cambazlığı" yapmasına aşina olduğumuz için pek de şaşılacak bir anlam değişimiyle karşı karşıya değiliz.
Gaye, bugünkü ve yarınki Türk'ün medeniyetini kucaklayacak en güzel ve en ahenkli Türkçedir.
📖 Sayfa 109 · Kök, Alp Paksoy
|Mustafa Kemal Atatürk
"Güzel" kelimesi de "köz>göz" kökünden türemiştir. Aslında bunun daha öncesi "gör-" fiiline dayanır. "Güzel"i "göz" gördüğünden olacak ki böyle bir türetmeye başvurmuşuz.
📖 Sayfa 66 · Kök, Alp Paksoy
Efendim, Türkler bu rengi belirtmek için, Arapçadan dilimize geçen "mavi"yle tanışana kadar, "gök" sözcüğünü kullanmaktaydı.
📖 Sayfa 98 · Hatırla, Alp Paksoy
Bu rengi biz "gök"e benzetmişiz, Araplar "su"ya benzetmiş. Bu nedenle "su gibi" manasına gelen "mavi" adını bu renge vermişler. Biz de 18. yüzyıla kadar ekseriyetle kullandığımız "gök"ün yerine "mavi"yi dilimize yerleştirmişiz.
“Kelbeteyn” sözcüğü iki köpek manasındadır. Bu kelimeyi Türkçeleştirdiğimizde ortaya nasıl bir şey çıkabilir? “Kerpeten” kelimesi… “İki köpek…” , “iki köpek dişi…”.
📖 Sayfa 84 · Hatırla, Alp Paksoy
"Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim" anılamına gelen "" kelimesi, dilimize Fransızcadan geçmiştir Hint-Avrupa dilinde "ciddiyetle konuşmak" manasına gelen "" kökü, Latinceye "değerlendirme, yargılama" anlamı kazanarak "" sirayet etmiştir. Buradan da Fransızcaya "ayıplama, suçlama, içerik kontrolü" manasıyla "" olarak geçip oradan da dilimizde "" hâline bürünüp yerini almıştır. Yine "-(t)ura" ekiyle var olan "" kelimesine saygıdeğer milletlerin çoğunda fiilî olarak rastlanmıştır.
📖 Sayfa 60 · Hatırla, Alp Paksoy
: "Giysi dolabı" anlamındaki "gardırop" sözcüğü dilimize Fransızcada da aynı anlama gelen "garde-robe" sözünden geçmiştir. İngilizcede hâli de "wardrobe" sözüdür. Bu söz Hint-Avrupa dilinde "algılamak, kavramak, dikkat etmek" manasındaki "wer" kökünden türemiştir.
📖 Sayfa 106 · Kök, Alp Paksoy
"Bir kimsenin oturduğu yer, bulunak" anlamındaki "adres" sözü, "kalın bağırsağın son bölümü" olan "rektum" kelimesi, "sertleşme" manasındaki "ereksiyon" sözcüğü ve "yönetmen" demek olan "rejisör" aynı köke aittir.
📖 Sayfa 91 · Kök, Alp Paksoy
Ben Türkçenin ezeli bir aşıkıyim.
Kök, Alp Paksoy
Hepimiz öyle değilmiyiz??
Halit ziya
Kasınçığımın öyü kadgurar men (Yavukluğumu düşünüp dertleniyorum)
📖 Sayfa 102 · Kök, Alp Paksoy
Kadgurdukça (Dertlendikçe)
Kaşı körtlem (Kaşı güzelim)
Kavışıgsayur men (Kavuşmayı özlüyorum)
İlk şairimiz olarak kabul edilen Aprın Çor Tigin
Ben Türkçenin ezelî bir âşıkıyım. Hepimiz öyle değil miyiz?
Kök, Alp Paksoy
Yalın ayak, başı kabak dolaştık hep garb-ı âlem
📖 Sayfa 83 · Şeytan Bunun Neresinde?, Alp Paksoy
Kimi yahşi kimi vahşi kimi erbab-ı kalem
Ünvanın hıyardır ama diyelim bari badem
Ver sokayım çizmene hediye olundu madem
Dilden gelen elden gelse her fukara padişah olur.
📖 Sayfa 79 · Kök, Alp Paksoy
Milletimizin hayat damarlarından birinin kopmaması için sanat, ehemmiyetli bir kavramdır.
📖 Sayfa 99 · Kök, Alp Paksoy
Eski Türklerde her duygu gövdenin bir yeriyle bağdaştırılırdı. Korkunun "öd"e bağlanması bugünkü "ödlek" sözünü doğurmuştur mesela. Sevginin bugün "bağrına basmak" deyiminde yaşayıp "bağır"la ilgili olması gibi "merhamet" de "bağır"la ilgiliydi.
📖 Sayfa 103 · Kök, Alp Paksoy
“Türkçenin çekilmediği yerler, vatandır…”
📖 Sayfa 125 · Hatırla, Alp Paksoy
(Yahya Kemal Beyatlı)

Şu bahsettikleri çıplak gerçek,
📖 Sayfa 164 · Hatırla, Alp Paksoy
Çoğunlukla ne çıplaktır
Ne de gerçek.
(Daniil Kharms, 1905-1942)
"Kelimeler insanları hür yapar. Kim olursa olsun, düşüncelerini ifade edemeyen insan, köledir."
📖 Sayfa 90 · Hatırla, Alp Paksoy
(Ludwig A. Feuerbach, 1804-1872)
: "İki parçalı kadın mayosu" manasındaki bu sözcük adını Pasifik'te yer alan 'nden almıştır. Bu yapılan atom bombası deneylerinden dolayı bu mayo türüne bu isim verilmiş. Çok alakasız görülse de bu mayo türünün erkekler üzerinde bıraktığı etki atom bombasına benzetildiği için böyle hince bir isim verilmiş.
Hatırla, Alp Paksoy
1921'de ise "Chanel No: 5" diye bir parfüm çıktı ki...
📖 Sayfa 24 · Hatırla, Alp Paksoy
Hey maşallah! Coco Chanel, Ernest Beaux'den 24 saat kullanılabilecek bir parfüm istemişti. Beaux, on şişeden oluşan örnekleri 1-5 ve 20-24 olarak numaralamıştı. İşte o "5 numaralı şişe" yüzyılımızın en çok tanınan kokusu oldu.
Marilyn Monroe'ye, yatakta ne giydiğini soran bir gazeteciye Monroe'nin verdiği "Geceleri üstümde hiçbir şey olmaz, birkaç damla Chanel No: 5 dışında..." cevap da ""ün, daha doğrusu kokunun önemini bir hayli vurgulamaktaydı.
MİLATTAN önce 2737 yılında İmparator Şennong'un kaynayan suyuna kazayla çay yaprağı düşmesiyle kiminin sessiz sakin bir şekilde içtiği kiminin de hiç sebebi yokken edebiyatını yaptığı çay içilmeye başlanmıştır.
📖 Sayfa 20 · Kök, Alp Paksoy
Çayı, Çin'in kuzeyinden ve kara yoluyla alanlar "çay" sözcüğünü, Çin'in güneyinden ve deniz yoluyla alanlar ise "te/tea" kelimesini kullanmışlardır. Kuzey Çin'den önce Perslere uğrayan çay, Perslerden Araplar ve Ruslarla birlikte Türklere gelmiş ve "çay" adı da böylece dilimize yerleşmiştir.