CANLI

Kelabazi'nin Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf Kitabında Din Konusunda Derin Sözler

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf - Kelabazi kitap alıntıları ve sözleri

Kelabazi'nin imzasını taşıyan Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Din (İslam) alanının dikkat çeken yapıtlarındandır. Türkçede Dergah Yayınları etiketiyle yayımlanmıştır. Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf sevenlerin en çok alıntıladığı sözler bu sayfada toplandı.

Yazar:Kelabazi
İlk Yayın:2013
Yayınevi:Dergah Yayınları
Sayfa Sayısı:296
Dil:Türkçe
ISBN:9789759954024
Okuma Süresi:8 sa. 23 dk.
Türler:Din (İslam), Tasavvuf-Mezhepler-Tarikatlar

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf'tan En Beğenilen Alıntılar

"Bir kimse aklı rehber edinerek O'na varmak isterse akıl o şahsı hayret vadisinde başı boş olarak salıverir, o da vadide eğlenir durur.
Tereddütle kirlenen kalp ve ruh o kadar şek ve şüphe içinde kalır ki hayretinden: 'Acaba O var mı, yok mu' der."

📖 Sayfa 106 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

İbn Ömer (r.a.)'den: Resulullah (s.a.) şöyle dua ederdi: "Allah'ım senden sıhhat, iffet, emanet, güzel ahlak ve kazana riza diliyorum."

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Bayezid Bistâmî, en büyük veliler olan "sıddîk"ların son hâlleri, peygamberlerin ilk hâlleridir. Peygamberlerin son hâlleri için ise ulaşılacak bir hudut yoktur, demiştir.

📖 Sayfa 105 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Allah Taâlâ, sırf kendinden bir lutuf olmak üzere dilediğini hidayete erdirir, doğru yola iletir. Yine sırf adaletinin eseri olmak üzere dilediğini dalâlete düşürür, doğru yoldan saptırır, (ıdlâl). Allah'ın bir kimseyi dalâlete düşürmesi onu hızlâna uğratması, yani yardımsız bırakması manasına gelir. Hızlân: "Allah'ın kulunu rızasına uygun bir iş yapmaya muvaffak kılmamasıdır," diye tefsir edilmiştir. Bu ise Allah'ın adaletinden başka bir şey değildir. Hızlanda kalan kulun işlediği günahtan dolayı cezalandırılması da böyledir. (Fıkhi Ekber'den)

📖 Sayfa 246 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Sûfîler, zâhiri hâllerine bakarak bütün mü'minlerin iman sahibi olduklarına şahitlik eder ve onların içindeki gizli hâlleri Allah Teâlâ'ya havale ederler.

"Biz zahire göre hükmederiz, sırları Allah bilir", hadisine işarettir. İlham ve firasetle insanların hâllerini en iyi bilenler sûfîlerdir. Böyle iken zâhirî ve şerî bir hüküm vermeleri bahis konusu olunca, kendi özel bilgilerine değil, şeriatın objektif prensiplerine dayanırlar. İlk sûfîlerin titizlikle bağlı kaldıkları bu prensip sonradan ihmal, hatta istismar edilmiştir.

📖 Sayfa 89 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Bazılarına göre, tevhid bir sırdır, yani Hakk'ı idrak edilir olmaktan tenzih etmektir. Marifet iyiliktir, yani Hakk'ı sıfatlariyle tanımaktır. İman, sırrı korumak ve iyiliği tanımak hususuna gönül bağlamaktır. İslâm, arzu ettiğin her şeyin Hakk ile kâim olduğunu müşâhede etmendir.

📖 Sayfa 125 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Ebu Derda'nın şöyle dediği rivayet edilir: "Rabbimi özlediğim için ölümü, günahlarıma keffaret olur diye hastalığı, Rabbime karşı mütevazı olmamı sağlar diye yoksulluğu arzuluyorum."

📖 Sayfa 177 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

"Rabbimi özlediğim için ölümü, günahlarıma kefaret olur diye hastalığı, Rabbime karşı mütevazı olmamı sağlar diye yoksulluğu özlüyorum."

Ebu Derdâ r.a.

📖 Sayfa 191 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

İnsanı Hakk'a ulaştıran her şey güzel, Ondan başkasına götüren her şey çirkindir.

📖 Sayfa 85 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Yakîn: Kesin, doğru ve değişmez bilgi, mânevî gerçekleri kalp gözü ile görmek, gayba ait hususları müşâhede ederek zan ve tereddütten kurtulmak, tam bir itikat ve teslimiyetle hareket etmek manasına gelen yakînin üç derecesi vardır.

1) İlm'l-yakîn. Habere dayanan bilgi.

2) Ayne'l-yakîn. Müşâhedeye dayanan bilgi.

3) Hakka'l-yakîn. Bir şeyi yaşamaya ve denemeye dayanan bilgi.

Kelabâzî, Ta'arruf

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Zunnûn, "kimle dostluk kurayım", diyen Yusuf b. Hüseyn'e şöyle dedi: "Hiç bir şeye mâlik olmayan, hiç bir hâlini ayıplamayan, kendilerine karşı ne kadar büyük ölçüde değişirsen değiş sana karşı takındıkları tavrı değiştirmeyen kimselerle dost ol. Çünkü dostlara en fazla muhtaç olduğun zaman en çok değiştiğin zamandır".

📖 Sayfa 60 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Cüneyd; "Namazda iken düşüncen sadece namazı edâ etmek olmasın, kendisine ulaşmak için namazdan başka vesile bulunmayan varlığa vâsıl olma sevincini ve neşesini sakın ihmal etme," demiştir.

İbn Atâ; "Seni namazda iken gören varlığın huzurunda duyman gereken hürmet ve heybet hislerini bir tarafa bırakıp sadece namazı eda etmeyi düşünme", demiştir.

📖 Sayfa 205 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Adamın biri (Ebu Hüseyn) Nurî'ye sormuş:

-Allah'ın var olduğunun delili nedir?
-Allah'ın kendisidir.
-Peki o halde aklın durumu nedir?
-Akıl âcizdir, âciz olan bir şey sadece kendisi gibi aciz olan şeyler konusunda delil olur.

İbn Atâ: "Akıl sadece kulluğun nasıl yapılacağını temin eden bir âlettir, Allah'a yukarıdan bakmak için değildir", demiştir. (Allah akıl üstüdür).

Başka biri, "akıl yaratılan varlıklar etrafında döner dolaşır, Yaratan'a baktı mı erir gider", demiştir.

📖 Sayfa 97 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

"Senden korkuyorum ama, cehennemin azabından çekindiğim için değil."
"Neden ve niçin korkayım ki, bütün gece bana dostluktan bahsediyorsun."
"Ruhlara sırlar tevdi ediyorsun. Kalplerde gizli olanı biliyorsun."
"O kadar ulusun ki senden başkasına büyük demeye dilim varmıyor, en büyük şeyler yanında pek küçük kalıyor."

📖 Sayfa 151 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Ebu Bekir Vâsıtî; "Namazda tekbir getirdiğin ve: 'Allahü ekber' dediğin zaman şöyle demiş gibi olursun: Allah o kadar çok büyüktür ki, namazda dahi O'na vâsıl olunamaz, namazın terkiyle de O'ndan ayrı kalınamaz. Zira O'na vâsıl olmak veya O'ndan ayrı ve uzak düşmek (vasl - fasl) kulun ameliyle değil, Allah'ın ezeldeki takdiriyledir."

📖 Sayfa 207 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Nefs; arzularına gem vurur, organlarını korur, hisleri bir noktada toplayarak görevini düzgün bir şekilde yapar, huylarını iyileştirir ve yüce Allah'ın edepleri ile edeplenirse; ahlakını düzeltmek, dış görünüşünü temizlemek, nefsani arzulardan uzaklaşmak ve dünyayı terkederek ona sırt çevirmek kolaylaşır.

📖 Sayfa 145 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Bazen sûfînin kalbini, ruhunu ve sırrını Allah korkusu veya Allah sevgisi gibi bir hâl istilâ eder. Bu hâl ile meşgul olan sûfî dış âlemde veya kendisi ile ilgisini keser. Hâlin kuvvetli veya zayıf oluşuna göre his ve şuur hâlini az veya çok veya tamamen kaybeder. Bir dalgınlık durumuna girer. Bu gibi kimselere Me'hûz (his ve şuur hâli kendisinden alınan), Meczûb (cezbeye tutulan) Mecnûn (deli, deli-velî, divâne) denilir. Galebe hâti gaybet hâline benzer.

📖 Sayfa 173 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Ne zaman, dersen bil ki, O'nun varlığı zamandan evveldir,
Önce, dersen bil ki, "önce" O'ndan sonradır,
O (hüve), dersen bil ki, "O" (he ve vâv) harfini O yaratmıştır,
Nasıl, dersen bil ki, zatı gizlidir, keyfiyetle nitelenemez,
Nerede, dersen bil ki, O'nun mevcudiyeti mekândan öncedir,

📖 Sayfa 65 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

İrâde: Müridlik, dervişlik, taleb, arzu, dilemek, istemek. İrâde edene mürid, irâde edilene murâd denir. Bu manada mürid tâlib ve âşık, murâd matlûb ve maşûk manasına gelir. Sûfîlere göre Allah da insan da hem mürid hem de murâddır. Fakat Allah'ın mürid ve murâd olması insanın mürid ve murâd olmasından öncedir. Elden geldiği kadar çok ve ihlaslı olarak amel ve ibadetle meşgul olmak, fakat buna değer vermemek, ameli Allah'tan bilmek de irâde, mürid ve murâd kavramlarının şumulüne girer.

📖 Sayfa 203 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Sûfîler şu hususta da görüş birliğine varmışlardır: Akıl sahiplerinden başkası Allah'ı tanıyamaz. Çünkü akıl insan için bir âlettir. Kul bu âletle kendisine tanıtılanı tanır. Akıl doğrudan doğruya ve bizzat Allah Taâlâ'yı tanıyamaz.

Ebu Bekir Sebbâk: “Allah Taâlâ aklı yaratınca ona: 'Ben kimim' diye sordu. Akıl sustu. Sonra aklı gözünü vahdâniyet nuru ile sürmeledi. Bunun üzerine akıl gözünü açtı ve: 'Sen Allah'sın, senden başka ilâh yoktur' dedi," demiştir.

Hulasa akıl için Allah'ı Allah'la tanımaktan başka yol yoktur.

📖 Sayfa 99 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Ruhun özel bir bünyesi ve heykeli vardır ve bu heykel his ve idrak edilir cinstendir. Bazılarına göre ruhun merkezi beyin, diğer bazılarına göre kalptir. Tabipler ruhu mizac olarak anlamışlardır.

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Bir hadiste: "Bir kimse tüm kaygılarını tek bir kaygı, yani ahiret kaygısı haline getirirse, öbür kaygılarına Allah kefil olur. Bir kimsenin fikri ve kaygısı dağınık hâle gelirse, O kimse hangi vâdide helâk olursa olsun Allah buna aldırmaz," buyrulmuştur.

📖 Sayfa 180 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Allah Taâlâ (dileyeni değil) dilediğini doğru yoluna iletir. (Fıkhi Ekber'den)

📖 Sayfa 248 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Hakiki velî, Peygamber ne demişse onu der, peygamber halkı neye davet etmişse o da ona davet eder.

📖 Sayfa 111 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

"Sûfî kimdir", sorusuna Sehl b. Abdullah şu cevabı vermişti: "Kederi safâ hâline gelen, bulanıklıktan durulan, fikirle dolan, insanları bırakarak sadece Allah'la meşgul olan altın ile toprağı eşit gören zattır".

📖 Sayfa 60 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Rüveym; "Tevbe, tevbeden tevbe etmek", manasına gelir, demiştir. Bunun manası Rabia'nın şu sözünün manasının aynısıdır: "Allah'tan af dilerim" sözündeki samimiyetimin azlığından istiğfar ederim."

📖 Sayfa 143 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Kelâbâzî'nin genel kanaatlerine bakılacak olursa, Ene'l-Hakk demeyi Hallac için bir kusur ve ayıp saymadığı söylenebilir. Diğer taraftan sûfîlerin bir çeşit dinî sarhoşluk demek olan "sekr" ve "vecd" hâline düştükleri zaman, irâde ve şuur dışı olarak söyledikleri bu nevi sözleri tasavvufun özünden görmediği de düşünülebilir. Kelâbâzî'ye göre bu nevi sözler dürülür, yayılmaz; saklanır, söylenmez. Bu çeşit söz söyleyen sûfîler haklı sayılmasalar bile mazur görülürler. Onun için de suçlanmazlar. Daha sonra Sünnî düşüncesine umumiyetle bu kanaat hâkim olmuştur.

📖 Sayfa 29 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Peygamberimiz buyuruyor ki: " Bir kimsenin kaygısı madde ve dünya olursa Allah onun iki yakasını bir araya getirmez. Bir kimsenin kaygısı ahiret olursa Hakk Teala onu perişan etmez, kendisine huzur verir."

📖 Sayfa 32 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Sehl; "Kim Allah'ı severse hayat onun yaşadığı hayattır, kim Allah'ı severse onun için hayat diye bir şey yoktur," demiştir. "Hayat onun yaşadığı hayattır", sözünün manası, onun hayatı hoş olur. Zira ister lutuf olsun ister kahır olsun sevgiliden gelen her şey âşıka haz verir. (Lûtfun da hoş kahrın da hoş). "Onun için hayat diye bir şey yoktur", demenin manası, seven daima sevgilisine kavuşmak ister, ondan ayrı düşmekten endişe eder, böylece hayat ona zehir olur, demektir.

📖 Sayfa 164 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Velîliğin nişanları, görünüş itibariyle parlak ve süslü olan (ibadet ve zühd gibi) bazı hâllerin mevcut olması ve velî olan şahıslardan hârikulâde bazı şeylerin zuhur etmesi gibi hususlardan ibaret değildir. Allah Taâlâ velîliğin alâmet ve emârelerini, velî kullarının sırlarında meydana getirir. Bir Allah, bir de ruhunda bunu bulan kimseden başkası bu alâmetleri bilmez.

📖 Sayfa 119 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Sabır,sabırda sabretmektir

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Cüneyd: "Marifet, Hakk'ın ilminin var olduğu yerde senin bilgisizliğinin mevcut olmasıdır,” demiş, “biraz daha izah eder misiniz," diyen zata: "Aslında arif de O'dur ma'ruf da" (bilen de bilinen de O'dur) şeklinde cevap vermişti.

Bu sözün manası şudur: Sen, sen olman itibariyle Allah hakkında câhilsin, bilgin yoktur. O tanıttığı için kendisini tanımaktasın. Aynı manaya gelmek üzere Sehl (b. Abdullah): "Marifet bilgisizlik hakkındaki bilgidir", (Allah hakkında bir şey bilmediğini bilmendir) demiştir.

📖 Sayfa 100 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

İbn Ömer (r.a.)'den: Resulullah (s.a.) şöyle dua ederdi: "Allah'ım senden sıhhat, iffet, emanet, güzel ahlak ve kazana rıza diliyorum."

Üstad Kelâbâzî (r.a.) der ki: "Sıhhat emirleri yerine getirmek için, iffet yasaklardan korunmak için, emanet (günah işleyen) organları kötülemek için, güzel ahlâk halkın yükünü taşımak için olur. Ubûdiyeti ve kulluğu gerçekleştiren güzel ahlâktır. Kazaya rıza ise Rubûbiyeti ve ulûhiyeti temâşa etmek mânâsına gelir."

📖 Sayfa 29 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Ruh bedendeki bir manadır.

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Nihayet mana gitti,isim kaldı. Hakikat kayboldu, şekil zuhur etti. Sonuç olarak hakikatı aramak bir süs , onu tasdik etmek bir zinet haline geldi.

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Büyüklerden birine ait şu şiir de bu makâmda okunur:

"Hakk'ın sır ve tecellileri perde arkasında bulunanlara (mahcûb ve muhtecib) görünmez." (Sen nefs ve halk perdesi ile Hakk'tan uzak kaldığın için).

"Hak onu senden gizlemiştir, O'nu gizleyene sataşma."
"Elde edemeyeceğin şey için kendini yorma, hakikat zuhur ederek kucağına düşecek değildir."

📖 Sayfa 185 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Sûfîlerden biri; "Tevhid, üzerine düşeni eksiksiz olarak yerine getirmek şartıyla bütün varlığından sıyrılıp çıkman ve Hakk'a giden yolunu kesen hâle bir daha dönmemendir", demiştir.

Bu, şu demektir: Allah'ın hakkını yerine getirmek için bütün gücünle çalışacaksın, bundan sonra Allah'ın hakkını ödedim kanaatinden kendini uzak tutacaksın, tevhid sana kendi vasıflarını tamamen terk ettirecektir, vasıfların bir daha sana geri dönmeyecektir, zira bunlar senin Hakk'a giden yolunu keserler.

📖 Sayfa 199 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

İbn Atâ şöyle diyor: "Allah halka kendisini yaratıkları vasıtasiyle tanıttı. 'Develere bakmıyorlar mı? Nasıl yaratılmışlardır?' (Gâşiye, 88/17), âyeti bunu gösterir. Havassa, sıfatları ve kelâmı vasıtasiyle kendini tanıttı: 'Kur'an'ı düşünmüyorlar mı?' (Nisa, 4/84); 'Kur'an'da indirdiğimiz âyetlerde müminler için şifa ve rahmet vardır.' (İsra, 17/84); 'En güzel isimler Allah'ındır.' (A'raf, 7/179), âyetleri bunu ifade eder."

📖 Sayfa 98 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Akla gelen ve zihne doğan hoş bir fikir, çok ince olduğu için kelimelerle açıkça anlatılamayan, fakat işaret yolu ile ve rumuzlu olarak ehline anlatılan ince mana, kalp hâllerine ait dakik ve râkîk manalar.

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Başka biri; "Sabır, sabırda sabretmektir," demiştir. Bu söz, sabrederken bir çıkış kapısının açılmasını beklememek, manasına gelir. (Sabredeceksin, fakat sabretmek için de sabredeceksin, sabrın gayesi başka bir şey değil, yine sabır olacak). Sûfîlerden biri şöyle demiştir: "Sabûr (çok sabırlı kişi) sabra o kadar çok dayandı ki, nihayet sabır sabırlı kişiden el-amân dedi! O zaman sabırlı kişi, ey sabır sabret, diye bağırdı." (öyle insanlar vardır ki sabır bile onların sabrına sabredemez. Allah evliyasına belâ ile değil, belâya evliya ile ezâ eder).

📖 Sayfa 145 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Muhammed b. Ali Kettânî: "Ameller kulluk elbiseleridir. Allah, kısmet ve nasipten mahrum ettiği (cehennemlik) kimselerden bu elbiseyi çıkarır. Kendisine yaklaştırmak istediği kimselere şefkat eder ve bu elbise içinde sürekli olarak kalmalarını nasip eder", demiştir.

📖 Sayfa 95 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Ameldeki mezhebi itibarıyla Hanifi olan Kelâbâzî'nin tasavvuf, hadis ve fıkıh ilimleriyle geniş ölçüde meşgul olması ona ve eserine ayrı bir özellik kazandırmıştır. Taarruf'ta Selef akaidine, Sünni-kelam görüşlerine ve fıkıh hükümlerine aykırı unsurlar bulunmaması için dikkatli bir ihtiyatlı davranan Kelâbâzî, bu konuda başarıya ulaşmasını sağlayacak kadar fıkıh akaid kelam ve hadisi ilimlerine vakıf bulunuyordu. Bu sebeple ikide bir sufilere yöneltilen "Fıkıh, Akaid, kelam ve hadis gibi şeri ilimleri bilmeme" suçlaması onun hakkında geçerli değildir.

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

En muazzam nasib Hakk'tır. Kâinâta mâlik bile olsa, Hakk'tan uzak kalanın hiçbir şeyi yoktur. Bir zerreye bile sahip olmasa, Hakk'ı bulan her şeye mâliktir.

📖 Sayfa 199 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Ebu Yakub Sûsî şöyle demiştir: “Hâlis amel odur ki, meleğin haberi olmaz ki sevabını yazsın, şeytanın haberi olmaz ki bozsun, nefsin haberi olmaz ki onu vesile yaparak kendini beğensin."

Bu sözün manası şudur: Hâlis amel, kulun her şeyden kesilerek Ulu ve Yüce Allah'a yönelmesi ve işlediği her işten dolayı O'na dönmesi (her fiilini bir tevbe sebebi olarak görmesi)dir. Muvaffak kılan Allah'tır.

📖 Sayfa 152 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Ahmed b. Seyyid Hamdeveyh: "Korkan, bütün yaratıkların kendisinden korktuğu kimsedir." demiştir. (Allah korkusunun verdiği heybet başkalarını korkutur.)

📖 Sayfa 162 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Sehl Tüsterî; "Korku erkek, ümit ise dişidir", demiştir. Bu, şu demektir: Bu ikisinin birleşmesinden imanın hakikatları doğar. (Beyne'l-havf ve'r-recâ).

📖 Sayfa 150 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Aslında müellifimizin eserine et-Ta'arruf li- mezhebi ehli't-tasavvuf adını vermiş olması bile bu husustaki dikkati karşısında hayran olmamıza yetmektedir. Kelâbâzî burada tasavvufu tanıtmak (tarif)tan değil, tanımak (ta'arruf)tan bahsetmiştir. Gerçekten de tasavvuf tanıtılamaz ama tanınabilir. Tadan bilir, tatmayan bilmez, sözünün manası budur.

📖 Sayfa 37 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Hz. Ömer bir kere Resulullah'a şöyle demişti: Yâ Resûlallah amellerimiz konusunda görüşün nedir? Yapılan işler önceden takdir edilen ve bitirilen bir plana göre mi, yoksa yeni baştan ve doğrudan doğruya insanların yapmaları ile mi vukua gelmektedir?

Resulullah: önceden takdir ve tespit edilen bir plana göre vukua gelmektedir.

Hz. Ömer: O halde buna dayanarak çalışmayı terk mi edelim?

Resulullah: Çalışın, çünkü herkes kendisi için yaratılan şeye müyesser olur. (Bir kimse neyi yapmak için yaratılmışsa o şeyi kolayca yapar).

📖 Sayfa 77 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Ebu Abdullah Nebâci; "Yaratıklarla ilgili mahabbet zevk veri ratıcı ile mahabbet insanı mahveder," demiştir. Mahvolmanın ma sevgili için bir hazzın kalmaması, mahabbetin bir illeti ve sebeb lunmaması ve illetle kaim olmaması, demektir. (Allah kulunu illetsiz ve sevdiği gibi kulun da Mevlâ'sını illetsiz sevmesi, Allah'ı sırf olduğu için sevmesi).

📖 Sayfa 164 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Kelâbâzî'nin tasavvufu akıl ile hisse, lafiz ile manaya ve zâhir ile bâtina aynı derecede önem veren Muhasibî, Ebu Talip Mekkî, Kuşeyri, Serrâc, Hücviri ve Gazzali'nin tasavvufu gibi akılcı ve nascı bir tasavvuftur.

📖 Sayfa 15 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Hz. Ali'nin marifetle ilgili olarak bir soruya verdiği şu cevap da bu manaya gelmektedir: "Marifet, Allah konusunda kalbinde ne tasavvur edersen et Hakk'ın onun zıddı olduğunu bilmektir. Hayret! Hayret! Hakk'ın hiç bir kimseden hazzı yoktur. Hiçbir kimsenin de O'ndan hazzı yoktur (O kimseye muhtaç değildir, kimse onun mahiyetini bilemez). Arif yoklukta dolaşan bir varlıktır, O'nu ifadeye sığdıramaz. Zira mahluk sonradan olan (mesbûk)dır, sonradan olan önce (sâbık) olanı nasıl ihata eder?"

📖 Sayfa 196 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Kelâbâzî'ye göre tasavvufun iki esası şudur: 1. Kazaya razı olmak: Ulûhiyeti müşâhade etmek,
2. Güzel ahlâk: Halkın yükünü taşımak, insanlardan gelen ezâ ve cefaya katlanmak. Hakk'ın ve halkın hukukuna bu şekilde riayet edilmiş olur.

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Gerçekten de bir kimse dünyayı terkeder, ona rağbet etmez ve ondan yüz çevirirse, Allah o kulun sırrını ve ruhunu saf, kalbini nurlu kılar. Resulullah (s.a.), "İçine nur giren kalp açılır ve genişler" buyurmuştur. Ya Resulullah, bunun âlameti nedir, diye sorulunca, "Yalan dünyadan uzaklaşmak, ebedi olan ahiret yurduna gönül vermek ve gelmeden evvel ölüme hazırlanmaktır", diye cevap verdi.'

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Küçük bir günahtan dolayı bir kimsenin cezalandırılması, (buna karşılık) büyük günah işleyen birinin affedilmesi caiz ve mümkündür. Ancak işlenen büyük günahın helâl sayılarak işlenmiş olmaması şarttır. Zira büyük günahı (ve haram bir şeyi) helâl saymak (insanı dinden çıkaran bir) küfürdür.

Büyük günah işlemiş (iman sahibi) kimseler hakkında Peygamber'in ve (fazilet sahibi olan) hayırlı zevâtın şefâatte bulunmaları haktır, sabittir.

Büyük günah işlemiş olan müslümanlar, (tevbe etmeden ölmüş olsalar bile) cehennemde ebedî olarak kalmazlar. (Nesefî Akaidinden)

📖 Sayfa 255 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Nebi (a.s) buyurmuşlardır ki : "İman dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve organlarla amel etmektir."

📖 Sayfa 132 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Rivayetlere göre Kelâbâzî rüyasında Rasulullah'ı (s.a.v) görmüş Hz. Peygamber kendisine "Bu yolda bulunduğun müddetçe hadisleri şerh etme işine devam et" demiş ve eline kağıt kalem vermişti. Kelâbâzî uyanınca elinde hadisler ihtiva eden bir evrak gördü. Vefat edene kadar Bu hadisleri şerh etme faaliyetlerine devam etti.

📖 Sayfa 28 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Bayazid Bistamî; "Sûfiler, Hakk'ın kucağında (ve himayesinde) ki bebeklerdir", demiştir. (Anne bebeğin ihtiyaçlarını temin ettiği gibi Allah da onların ihtiyaçlarını sağlar).

📖 Sayfa 138 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Seriyyü's-Sakatî sûfîleri tasvir ederken, "Hasta insanlar gibi yemek yerler, suya batan kimseler gibi uyurlar ve mahcub kişiler gibi konuşurlar." demiştir.

Sûfîlerden birine, "sûfî kimdir", diye sorulunca şu cevabı vermişti: Sûfî mâlik ve memlûk olmayan kişidir. Yani O, mala; hırs da ona mâlik değildir.

📖 Sayfa 56 · Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi

Sıkça Sorulan Sorular

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf kimin eseridir?

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, Kelabazi tarafından yazılmıştır ve ilk kez 2013'te yayımlanmıştır.

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf kaç sayfadır?

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf, 296 sayfadır (Dergah Yayınları baskısı).

Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf'un en ünlü sözü nedir?

“"Bir kimse aklı rehber edinerek O'na varmak isterse akıl o şahsı hayret vadisinde başı boş olarak salıverir, o da vadide eğlenir durur. Tereddütle kirlenen kalp ve ruh o kadar şek ve şüphe içinde kalır ki hayretinden: 'Acaba O var mı, yok mu' der."”

Bu sayfadaki alıntılar okur paylaşımlarından derlenmiştir. Kaynak eser: Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta'arruf — Kelabazi. Eserin tamamı için kitabı edinmenizi öneririz.
Bu yazıyı paylaş Link kopyalandı ✓

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ

“Şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzeresin.”

Kalem Sûresi, 68/4