
2005 tarihli Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî'un en bilinen eserlerinden biridir. Söz Basım Yayın baskısıyla 348 sayfadır. Bu derlemede Miftahü'l İman'dan en çok paylaşılan satırlar sizi bekliyor.
Miftahü'l İman'dan En Beğenilen Alıntılar
Evet, okumak ve yazmak öğrenmediği ve ümmi olduğu halde; ondört asrın ukalâsını, feylesoflarını hayrette bırakan ve edyan-ı semaviyede birinciliği kazanan bir din ile birden, tecrübesiz ve def'aten meydana çıkması emsal kabul etmez bir halet olduğu gibi; sözlerinden, fiillerinden, hallerinden çıkan İslâmiyet her zamanda üçyüzelli milyon insanın ruhlarına, nefislerine, akıllarına terbiyekârane ders vermesi ve manevî terakkiyata sevketmesi, emsalsiz bir halettir.
📖 Sayfa 62 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
İşte hiç mümkün müdür ki: Pek büyük olan âlem-i zerrattan tâ bir sineğe kadar bütününü mülk ve tarla yapan ve küçük insanı, o büyük mülke nâzır ve müfettiş ve çiftçi ve tüccar ve dellâl ve âbid ve memluk yaptıran ve kendine, muhterem bir misafir ve sevgili bir muhatab ittihaz eden o Mâlik-ül Mülk-i Zülcelal'den başka, o mülke tasarruf edip, o memluke seyyid olabilsin?
📖 Sayfa 33 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Bütün esbab silsileleri ona dayanıyor ve kudretine istinad eder ve o kudretinin tasarrufatına birer perdedirler; o kudret-i kudsiyenin izzetini ve haşmetini muhafaza için, bütün zahirî sebebler yalnız birer perdedirler; icadda da hiç tesirleri yoktur; emir ve iradesi olmazsa hiçbir şey hattâ hiçbir zerre hareket edemez..
📖 Sayfa 21 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Sarsılmaz bir iman isteyen ve dinsiz anarşistliğe karşı kırılmaz bir kılınç arayanlar, Âyetü'l-Kübra'ya müracaat etsinler.
📖 Sayfa 9 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Sarsılmaz bir iman isteyen ve dinsiz anarşistliğe karşı kırılmaz bir kılınç arayanlar,
📖 Sayfa 9 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Âyet-ül Kübra'ya müracaat etsinler...
Evet inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.
📖 Sayfa 89 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Evet, inkâr etmemek başkadır, iman etmemek bütün bütün başkadır.
📖 Sayfa 122 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Evet şu perişan dünyada, âvâre nev'-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta; sahibsiz, hâmîsiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder. İşte bu âvâre nev'-i beşer içinde, bu perişan fâni dünyada; insan, sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bîçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.
Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Evet bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenab-ı Hakk'ı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara; ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen; nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama manen ve maddeten mübtela olur.
📖 Sayfa 6 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
"Bütün tarîkatların müntehası ve en büyük maksadları, hakaik-i imaniyenin inkişafıdır. Ve bir mes'ele-i imaniyenin kat'iyyetle vuzuhu, binler kerametlerden ve keşfiyattan daha iyidir."
📖 Sayfa 91 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
"Yâ İlahenâ! Rabbimiz sensin! Çünki biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden sensin!..
📖 Sayfa 50 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Hattâ şecaat kahramanı Hazret-i Ali (R.A.) diyor:
📖 Sayfa 64 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
"Harbde biz korktuğumuz zaman, Peygamber'in (A.S.M.) arkasına saklanır, tahassun ederdik." .
Şecaat; Cesurluk, yiğitlik...
Hattâ şecaat kahramanı Hazret-i Ali (R.A.) diyor: "Harbde biz korktuğumuz zaman, Peygamber'in (A.S.M.) arkasına saklanır, tahassun ederdik." Şecaat gibi her haslette faik olduğunu, o zaman düşmanları dahi tasdik ettiklerini tarihler naklediyorlar.}
📖 Sayfa 66 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Dünü getiren, yarını getirdiği gibi; maziyi icad eden o Zât-ı Kadîr, istikbali dahi icad eder. Dünyayı yapan o Sâni'-i Hakîm, âhireti de yapar.
Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz..
📖 Sayfa 6 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî

Yâ Erhamerrâhimîn!
📖 Sayfa 83 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Bu Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hürmetine, bizi onun şefaatine mazhar ve sünnetinin ittibaına muvaffak ve dâr-ı saadette onun âl ü ashabına komşu eyle!
Âmîn.. âmîn.. âmîn..
Çünki sebeb-i medih olan nimet ve ihsan ve kemal ve cemal ve medar-ı hamd olan herşey onundur ve ona aittir.
📖 Sayfa 39 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Allah'ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz'î ve küllî herşey onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat'î iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve "Lâ ilahe illallah" kelime-i kudsiyesinin hakikatlarına iman etmek, kalben tasdik etmekle olur.
📖 Sayfa 89 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Bilirsin ki; ömür kısadır, lüzumlu işler pek çoktur. Acaba benim gibi sen dahi kafanı teftiş etsen, malûmatın içinde ne kadar lüzumsuz, faidesiz, ehemmiyetsiz, odun yığınları gibi camid şeyleri bulursun. Çünki ben başımı teftiş ettim, çok lüzumsuz şeyleri buldum. İşte o fennî malûmatı, o felsefî maarifi; faideli, nurlu, ruhlu yapmak çaresini aramak lâzımdır.
📖 Sayfa 130 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Sen dahi Cenab-ı Hak'tan bir intibah iste ki, senin fikrini Hakîm-i Zülcelal hesabına çevirsin, tâ o odunlara bir ateş verip nurlandırsın. Lüzumsuz maarif-i fenniyen, kıymetdar maarif-i İlahiye hükmüne geçsin.
Hem sen Hayy-ı Bâki'sin! Çünki biz ölüyoruz.
📖 Sayfa 50 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Ölmemizde ve dirilmemizde, bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz.
Hizmet-i hayatiye içinde en kıymetdar, hayat-ı fâniyeyi hayat-ı bâkiyeye inkılab etmesi için sa'y etmektir...
📖 Sayfa 95 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise, hayat-ı bâkiyeye çekirdek ve mebde ve menşe olması cihetindedir. Yoksa hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek; âni bir şimşeği, sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.
📖 Sayfa 95 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Evet inkâr etmemek başkadır îman etmek bütün bütün başkadır.
Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Hem hiç mümkün müdür ki:
📖 Sayfa 42 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Hadsiz enva'-ı nimetiyle kendini zîşuurlara sevdirsin; ve hadsiz mu'cizat-ı san'atıyla kendini onlara tanıttırsın; sonra onların şükür ve ibadetlerini, hamd ve muhabbetlerini, marifet ve minnetdarlıklarını esbaba ve tabiata terkedip ehemmiyet vermesin; hikmet-i mutlakasını inkâr ettirsin; saltanat-ı rububiyetini hiçe indirsin! Yüzbin defa hâşâ ve kellâ!..
Hem sensin Mâlik!
📖 Sayfa 50 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Çünki biz memluküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek mâlikimiz sensin.
Hem sen Bâki'sin! Çünki biz, fena ve zevalimizde senin devam ve bekanı görüyoruz.
📖 Sayfa 51 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Hem cevab veren, atiyye veren sensin! Çünki biz umum mevcudat, kalî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerlerine geliyor, maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevab veren sensin. Ve hâkeza..."
Demişler ki: Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şübheler verip tereddüde düşürebilir. Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letaife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor; öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor.
📖 Sayfa 98 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
bütün günahları serbest işleyip hiç istiğfar etmemek ve aldırmamak,
📖 Sayfa 90 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
O imandan hissesi olmadığına delildir... ⏳
Cenab-ı Hakk'ı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara; ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.
📖 Sayfa 6 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
İşte Hazret-i Musa Aleyhisselâm'ın asâsı ile bir taşta oniki çeşme akıtması ve beraberindekileri susuzluktan kolayca kurtarması gibi; Risale-i Nur da bir asâ-yı Kur'anî olarak herkesin fehmine göre âb-ı hayatı içiriyor ve yerini gösterip susuzluktan kurtarıyor.
📖 Sayfa 86 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî

"Bütün ilimlerin ve marifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsilli ve bürhanlı marifet-i kudsiyedir" diye ehl-i tahkik ittifak etmişler.
📖 Sayfa 92 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Hiç mümkün müdür ki: Semavat ve Arz'ı halkeden bir Sâni'-i Hakîm, Semavat ve Arz'ın en mühim neticesi ve kâinatın en mükemmel meyvesi olan insanları başıboş bıraksın, esbab ve tesadüfe havale etsin, hikmet-i bahiresini abesiyete kalbetsin? Hâşâ!..
📖 Sayfa 41 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
İkinci Yol:
📖 Sayfa 132 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
İman-ı bilgayb cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle bürhanî ve Kur'anî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla hakkalyakîn derecesinde bir kuvvet ile, zaruret ve bedahet derecesine gelen bir ilmelyakîn ile hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol; Risalet-in Nur'un esası, mâyesi, temeli, ruhu, hakikatı olduğunu has talebeleri görüyorlar.
Ve bir mes'ele-i imaniyenin kat'iyyetle vuzuhu, binler kerametlerden ve keşfiyattan daha iyidir.
📖 Sayfa 123 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Çünki mevcudat zevale gittikten sonra, arkalarında yine kendileri gibi hayata mazhar olup yerlerine geldiklerinden gösteriyor ki; daimî bir zîhayat var ki, mütemadiyen cilve-i hayatı tazelendiriyor.
Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Nasılki Güneş'e karşı cereyan eden bir nehrin yüzünde kabarcıklar parlar gider. Gelenler aynı parlamayı gösterip, taife taife arkasında parlayıp sönüp gider. Bu sönmek, parlamak vaziyetiyle; yüksek daimî bir Güneş'in devamına delalet ederler. Öyle de, şu mevcudat-ı seyyaredeki hayat ve mevtin değişmeleri ve münavebeleri, bir Hayy-ı Bâki'nin beka ve devamına şehadet ederler.
İşte bütün mevcudat, böyle evveline dikkat ettikçe bir ilmin tarifenamesi ve âhirine dikkat ettikçe bir Sâni'in plânı ve beyannamesi ve zahirine baktıkça bir Fâil-i Muhtar'ın ve bir Mürid'in gayet san'atlı ve tenasüblü bir hulle-i san'atı ve bâtınına baktıkça bir Kadîr'in gayet muntazam bir makinesini müşahede ediyoruz.
📖 Sayfa 28 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Yani: Bütün hayrat onun elinde, bütün hasenat onun defterinde, bütün ihsanat onun hazinesindedir. Öyle ise hayr isteyen ondan istemeli, iyilik arzu eden ona yalvarmalı...
Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Ben bu ihtiyarlığım ve perişaniyetim içinde, Zât-ı Muhammediye'nin (A.S.M.) getirdiği erzak-ı maneviyenin milyondan birisini hissettim. Elimden gelse idi, milyonlar lisanla salavatlarla ona teşekkür edecektim.
📖 Sayfa 81 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Risale-i Nur, hem vahdet, hem vücub-u vücud isbatında bir hüccetle çok neticeleri beraber isbat eder. Meselâ: Gözbebeğindeki bir zerrenin acib vazifesi ile hem kâinat Sâni'inin vücub-u vücudunu, hem vahdetini, hem muhit ilmini ve hadsiz kudretini ve nihayetsiz iradetini ve sair sıfatlarını aynı delilde isbat eder.
📖 Sayfa 87 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Ve o insan kafasındaki kabiliyet-i nutk u beyana, o derece ulvî cihazat ve istidad verdi ki; Sultan-ı Ezelî'ye muhatab olacak bir makamda inkişaf ettirdi, terakki verdi. Yani fıtrat-ı insaniyedeki sıbgat-ı Rabbaniye, hitab-ı İlahî çiçeğini açtı.
📖 Sayfa 48 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
"Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlı olur." Hattâ Nakşîlerin hafî zikre verdikleri büyük ehemmiyet, bu nevi tefekküre yetişmek içindir.
📖 Sayfa 94 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Evet mevt, yalnız tahrib ve sönmek değildir ki esbaba verilsin, tabiata havale edilsin. Belki nasıl bir tohum zahiren ölüp çürüyor, fakat bâtınen bir sünbülün hayatına ve yoğurmasına.. yani cüz'î tohumluk hayatından, küllî sünbül hayatına geçiyor. Öyle de mevt dahi zahiren bir inhilal ve bir intıfa göründüğü halde, hakikatta insan için, hayat-ı bâkiyeye ünvan ve mukaddeme ve mebde' oluyor.
Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
İşte celal ve haşmet noktasında vâhidiyet göründüğü gibi, cemal ve rahmet noktasında dahi nimet ve ihsan, ehadiyet-i İlahiyeyi ilân eder.
📖 Sayfa 52 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Evet kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahidleri bulunan Hâlık-ı Zülcelal'i inkâr edemez. Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır. Fakat ona iman etmek: Kur'an-ı Azîmüşşan'ın ders verdiği gibi, o Hâlık'ı sıfatları ile, isimleri ile umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak; ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tövbe etmek ve nedamet etmek iledir. Yoksa, bütün günahları serbest işleyip hiç istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir.
📖 Sayfa 90 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Yani: Güneş ve Arş gibi büyük cirmler, haşmet lisanıyla "yâ Celil, yâ Kebir, yâ Azîm" dedikleri vakit; sinek ve semek gibi o küçücük zîhayatlar dahi rahmet lisanıyla "yâ Cemil, yâ Rahîm, yâ Kerim" diyerek o musika-i kübraya latif nağamatlarını katıyorlar, tatlılaştırıyorlar.
📖 Sayfa 49 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî

Nasılki Güneş'e karşı cereyan eden bir nehrin yüzünde kabarcıklar parlar gider. Gelenler aynı parlamayı gösterip, taife taife arkasında parlayıp sönüp gider. Bu sönmek, parlamak vaziyetiyle; yüksek daimî bir Güneş'in devamına delalet ederler. Öyle de, şu mevcudat-ı seyyaredeki hayat ve mevtin değişmeleri ve münavebeleri, bir Hayy-ı Bâki'nin beka ve devamına şehadet ederler.
📖 Sayfa 49 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Madem şu kâinat sahibinin böyle bir ilmi vardır; elbette insanları ve insanların amellerini görür ve insanlar neye lâyık ve müstehak olduklarını bilir, hikmet ve rahmetin muktezasına göre onlarla muamele eder ve edecek.
📖 Sayfa 76 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Ey insan! Aklını başına al, dikkat et! Nasıl bir zât seni bilir ve bakar, bil ve ayıl!..
Hem iman-ı tahkikînin bir mertebesi de aynelyakîn derecesidir ki, çok mertebeleri var. Belki esma-i İlahiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur'an gibi okuyabilecek derecesine gelir.
📖 Sayfa 125 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Yoksa hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek; âni bir şimşeği, sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.
📖 Sayfa 129 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Evet her şeyde bir birlik var. Birlik ise, biri gösterir. Meselâ, dünyanın lâmbası olan Güneş birdir; öyle ise, dünyanın mâliki dahi birdir. Meselâ, zemin yüzündeki zîhayatların hizmetçileri olan hava, ateş, su birdir; öyle ise, onları istihdam eden ve bizlere müsahhar eden dahi birdir.
📖 Sayfa 29 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Meselâ: Nasılki mevcudat acziyle kudret-i Sâni'a âyinedarlık eder, fakrıyla gınasına âyinedar olur. Öyle de, fenasıyla bekasına âyinedarlık eder.
Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Vâhidiyet ise, bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir. Ehadiyet ise; herbir şeyde, Hâlık-ı Külli Şey'in ekser esması tecelli ediyor demektir. Meselâ Güneşin ziyası, bütün zeminin yüzünü ihata ettiği haysiyetiyle, vâhidiyet misalini gösterir. Ve herbir şeffaf cüz'de ve su katrelerinde, Güneşin ziyası ve harareti ve ziyasındaki yedi rengi ve bir nevi gölgesi bulunması, ehadiyet misalini gösterir.
📖 Sayfa 50 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Yani fıtrat-ı insaniyedeki sıbgat-ı Rabbaniye, hitab-ı İlahî çiçeğini açtı. Hiç mümkün müdür ki: Kitab derecesine gelen bütün mevcudattaki san'ata ve hitab makamına gelen insandaki o sıbgata, Vâhid-i Ehad'den başkası karışabilsin? Hâşâ!..
📖 Sayfa 34 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
sıbgat-ı Rabbaniye: Rabbani boya
Şu mevcudat, irade-i İlahiye ile seyyaledir. Şu kâinat, emr-i Rabbanî ile seyyaredir. Şu mahlukat, izn-i İlahî ile, zaman nehrinde mütemadiyen akıyor.. âlem-i gaybdan gönderiliyor, âlem-i şehadette vücud-u zahirî giydiriliyor, sonra âlem-i gayba muntazaman yağıyor, iniyor. Ve emr-i Rabbanî ile, mütemadiyen istikbalden gelip, hâle uğrayarak teneffüs eder, maziye dökülür.
Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Çünki zîhayatta ve bilhâssa insanda, o derece san'at-ı câmia içinde; hadsiz enva'-ı nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek cihazat ve âletler vardır ki; bütün kâinatta tecelli eden bütün esmasının cilvesine mazhardır. Âdeta bir nokta-i mihrakıye hükmünde, bütün esma-i hüsnayı birden mahiyetinin âyinesiyle gösterir ve onunla ehadiyet-i İlahiyeyi ilân eder.
📖 Sayfa 37 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Feyz-i Kur'an ile, Risale-i Nur bir senede o on senelik vazife-i imaniyeyi görüyor.
📖 Sayfa 84 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Sâni'-i Zülcelal'in âlem-i ekberdeki san'atı o derece manidardır ki; o san'at, bir kitab suretinde tezahür edip, kâinatı bir kitab-ı kebir hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakikî fenn-i hikmet kütübhanesini ondan aldı ve ona göre yazdı.
📖 Sayfa 47 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Evet başında şuur ve yüzünde gözü bulunana şu kâinat ve şu mevcudattaki nizam ve mizan ve tanzim ve tevzin; bir tek, yekta, Vâhid, Ehad, Kadîr, Mürîd, Alîm, Hakîm bir zâtı vahdaniyet mertebesinde gösterir.
📖 Sayfa 29 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Yani, Sâniin kudreti, kibriya ve celâl noktasında, kâinatı öyle muhteşem bir saray şeklinde icad ediyor ki, güneşi büyük bir elektrik lambası, kameri kandil ve yıldızları mumlar meyveleriyle yaldızlar, elektrikler.
📖 Sayfa 49 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
ŞERH:
Herşeyi sanatla yaratan Allah’ın sonsuz gücü, mükemmelliği ve sonsuz büyüklüğü noktasında, kâinatı öyle muhteşem bir saray şeklinde icad ediyor ki; güneşi büyük bir elektrik lâmbası, ayı bir kandil ve yıldızları mumlar meyveleriyle yaldızlar, elektrikler.
Evet bir hayat ki; bütün hayatlar mütemadiyen onun cilvesiyle zuhura gelir ve bütün hakaik-i sabite-i kâinat ona istinad eder, onunla kaimdir; elbette hiçbir cihetle fena ve zeval ona ârız olamaz.
📖 Sayfa 48 · Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî
Sıkça Sorulan Sorular
Miftahü'l İman kimin eseridir?
Miftahü'l İman, Bediüzzaman Said Nursî tarafından yazılmıştır ve ilk kez 2005'te yayımlanmıştır.
Miftahü'l İman kaç sayfadır?
Miftahü'l İman, 348 sayfadır (Söz Basım Yayın baskısı).
Miftahü'l İman'ın en ünlü sözü nedir?
“Evet, okumak ve yazmak öğrenmediği ve ümmi olduğu halde; ondört asrın ukalâsını, feylesoflarını hayrette bırakan ve edyan-ı semaviyede birinciliği kazanan bir din ile birden, tecrübesiz ve def'aten meydana çıkması emsal kabul etmez bir halet olduğu gibi; sözlerinden, fiillerinden, hallerinden çıkan İslâmiyet her zamanda üçyüzelli milyon insanın ruhlarına, nefislerine, akıllarına terbiyekârane ders vermesi ve manevî terakkiyata sevketmesi, emsalsiz bir halettir.”