
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim'in 115 sayfalık eseridir. İlk kez 2008'de yayımlanmıştır. Bu sayfada Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!'den seçilmiş alıntılar sayfa numaralarıyla yer alıyor.
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!'den En Beğenilen Alıntılar
İşte dalgın aslanlar. İşte iğrenç sırtlanlar, işte kafeslerinde durup dinlenmeksizin dönen tesellisiz kurtlar!
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Yılanları ve timsahları da derin uykularında seyrettikten sonra bahçenin Seine Nehri tarafına açılan kapısından çıkmadan evvel, heykeltıraş Fromier’nin bir ayı yavrusu avcısıyla iri bir ayı annesinin kanlı kucaklaşmasını temsil eden tuncu önünde durdum. Esir ve gurbetzede hayvanların şifasız ıstırabından akan zehirle dolan ruhum, serbest canavarın zalim insan üzerindeki zaferini gösteren bu trajik şaheseri seyretmekle bir parça ferahladı.
Fikrin henüz ziyaret etmediği dar alınlar...
📖 Sayfa 81 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
İnsan, hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu aleladeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar. Bu itibarla seyahat “harikuladelikler avı” demektir.
📖 Sayfa 77 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
''Kafası ne olursa olsun, bir insanın Avrupalı unvanına hak kazanmak için muhakkak sırtında ceketi, ayağında bir pantolonu ve başında şu veya bu biçimde bir şapkası olmak lazım. Bu hazin ve renksiz kıyafet, medeniyetin üniformasıdır.''
📖 Sayfa 89 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
“Esthetique” işleriyle az çok meşgul olanlar bilir ki, olmuş vakaların doğru anlatılışı gayet kötü eserler meydana getirir. Yalanın ilahi nefesi üzerlerinden geçmedikçe ne ses, ne renk, ne taş, ne tunç sanat eserine istihale edemez. “Güzel”, “yalan”ın çocuğudur.
📖 Sayfa 98 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Paris gibi coşkun bir hayat ve hareket şehrinde duyduğu bu hiçten zevkleri, notlarının bu son sahifesinde hatırlamaktan sıkılmayan adamın saflığı, niceleri için belki çocuksudur. Fakat bu adam, zevklerini başkalarına satmak üzere tatmıyor. Onun için saffet ve samimiyeti hoş görülmeli.
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
- Sürrealizm oldukça makul bir esasa istinat eder. Bu mesleğin nazariyatçısı ve reisi Andre Breton’a göre, şiirin zevki bilinçaltı membalannda gizlidir. Bazen sırf tesadüf şevkiyle yanyana gelen iki kelimenin çarpışmasından fışkıran parıltı, koca bir manzumenin yegâne parlak şiir noktasını teşkil eder.
📖 Sayfa 39 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Toplu yaşamak insana mahsus bir hüner veya bir fazilet değildir. Güvercinler, martılar, koyunlar da gözümüzün önünde böyle yaşamıyor mu? Tek başlarına zayıf ve aciz kalan bütün hayvanlar, sürü halinde olmaya mecburdur. Cemiyetin en iptidai hücresi aile kümeciğidir. İzdivaç, içtimai bir insan icadı olmaktan ziyade tabiatın zorla birçok hayvana kabul ettirdiği yaşayış tarzıdır.
📖 Sayfa 64 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Biz dilenciye acımayız, ondan korkarız. Bu korku dilencinin çirkinliği nispetinde artar. Çirkinliğin birtakım tehlikeli kudretler taşıdığına inanırız.
📖 Sayfa 112 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
İnsan, hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu aleladeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar.
📖 Sayfa 77 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Fransızlar ağaçsız mıntıkalarda harpte ölenlerin hatırasını yaşatmak için güzel ve faydalı bir usul bulmuş. Ağaçsız havalide senenin bir günü herkes birer ağaç dikmek suretiyle kahramanların namına yeşil ve zinde bir abide dikiyor. Bu ağaçlar fidandan ağaç şekline girecek, meyve verecek, gölge salacak, bulutları çekecek, yağmur yağdıracak ve bu suretle ölenler, yaşayan kardeşleri arasında daima faydalı bir hizmet görmekte devam edecek. Cenazeleri çalıştırma ve ademi mağlup etmenin ne güzel bir çaresi!
📖 Sayfa 52 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Akşam, yolculuğun en keskin duygu saatidir.
📖 Sayfa 82 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Yolcu üzerinde karanlığın bu tesiri nereden geliyor? Uzaklardan, insanlığın ta ilk hayvani gecelerinin hatıralarından...
İnsan zekâsı dili icat etmemiş, dil zekâyı parça parça yaratmıştır. Yabancı bir dilin karanlığında insan, bir gün içinde hüviyetini kaybederek hayvandan fark edilmez bir hale geliyor.
📖 Sayfa 63 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
- Hayat pahalılaştı, kazanmak da o nispette güçleşti.
📖 Sayfa 31 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
İki kapı olsa, birisinin üzerinde “Cennet”, diğerinin üzerin de “Cennet hakkında konferans” diye yazılı olsa, bütün Almanlar ikinci kapıya hücum eder.
📖 Sayfa 114 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Hayatımıza tat veren derin zevklerin hakiki yaratıcısı olan insan zekasının halis bir mahsulü olduğu için kitap, tabiattan büsbütün ayrı, ondan daha lezzetli ve ondan daha dinlendiricidir. Kitabımı okuyorum.
📖 Sayfa 82 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Uzak
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Ve mavi gölgeli bir beldeden ayrı kalarak
Sonsuza dek sürgün ve ayrılığa mahkûmuz bu yerde.
- “O Belde”den
Kübist ressam yaptığı bir şeklin ayağını resmetmek için şayet yer bulamazsa, bacağı başın yan tarafına uzatmakta hiçbir mahzur görmez. Guillaume Apollinaire ve arkadaşları, bu düsturu ressamlardan kıskanarak onu yazı sahasına taşıdı ve şiiri de tasvir ettiği mevzuun bütün teferruatını, karmakarışık nakletmeye mecbur ettiler.
📖 Sayfa 37 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Gerçi hayat, kitaba sığmayacak kadar geniştir; fakat tekerrürlerle doludur. Kitap, tabiatta en büyük olan şeyin yani insanın en güzel balını taşımak itibariyle tabiatın genişliğini haiz olmaya muhtaç olmaksızın ona üstündür. Tabiatta insanın en büyük şey olduğuna şüphe etmemeli.
📖 Sayfa 82 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim

... acılar gece çözülür ...
📖 Sayfa 79 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Bir havra daha yapılmış, bunun ne ehemmiyeti var? Kökleri her taraftan dünyayı saran bütün bankalar birer havra olduktan sonra...
📖 Sayfa 42 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Seyahat, hele deniz seyahati, ruhun bütün dertlerine devadır.
📖 Sayfa 19 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Zira ben bir İstanbul hastası idim!
📖 Sayfa 98 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Yalanı en güzel kullanmış olan eski şarklılardır. Onun içindir ki bugünkü sukutuna maruz kalmadan evvel şark masalı ve şark adabı yalanın altın çiçekleri idi. Şarkın içerilerine girdikçe “yalan”ın daha büyük nispette hayatta rol aldığı görülür. İnce ve artist Japonların adabında muhataba “hayır” demek yoktur.
📖 Sayfa 98 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Bir dostuma Paris lokantalarının iyisini fenasından nasıl ayırabileceğini sormuştum. Şu cevabı vermişti:
📖 Sayfa 69 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Kolay: Garsonları erkek olan lokantalar iyi, garsonları kadın olanlar fena.
Saadeti tatmak bir iztidattır. Mesut adam onu ancak kendi ruhunda ve kendi elinde bulur.
📖 Sayfa 73 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Ölüm, canları gece alır, acılar gece çözülür, kaza ve kader, gece işini görmeye koyulur
📖 Sayfa 79 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Fakat ipekler ve boyalar, ruhun eksikliklerini bilmem ki nasıl telafi edebilir?
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
- Edebiyatımızın bugünkü timsali bir doğru yol değil, bir ağaçtır. Kütüğün mihveri etrafında muhtelif sanat cereyanları, ayrı dallar şeklinde, her istikamete doğru uzanmış, hava ve ziyayı aynı zamanda massedip duruyor. Şahsiyete azami hürriyeti tanıyan bir devre yakışan da bu değil midir?
📖 Sayfa 37 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Müellife göre bir Fransızla bir Almanı yekdiğerinden ayıran, uzviyet ayrılığı değil, sadece dimağlarda birikmiş hatıraların mahiyet farkıdır. Herhangi bir sebeple bu hatıralar unutulunca, iki birbirinden nefret eden kimlik yekdiğerine döndürülebilir hale gelebilir.
📖 Sayfa 36 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Bu edebiyatın rengini ve lezzetini pek iyi bildiğim için dıştan ziyade içten bahseden bu renksiz ve vakasız küçük kitabıma “seyahatname” ismini vermekle okuyucuyu aldatmış olmaktan korkuyorum.
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
A. H.
''Bir gün Paris'te, hayvanat bahçesinde , maymunlar kafesi karşısında dururken, hatırıma gelen bir şeyi defterime yazayım, dedim. Daha ikinci satırı tamamlamadan, etrafımda tabii olmayan bir sessizlik hasıl olduğunu hissettim. Başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim: Herkes maymunları bırakmış, sağdan yazı yazan adama hayretle bakıyor. Hemen defterimi cebime koydum ve çoluk çocuğa tuhaf bir manzara arz etmiş olmaktan mahcup, oradan süratle uzaklaştım.''
📖 Sayfa 53 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
….feylesofa göre milletleri birbirine düşman yapan yegâne kuvvet “tarih”tir. Geniş bir beşeri anlaşmaya vücut verebilmek için yapılacak ilk iş, tarih tedrisatının elbirliğiyle ortadan kaldırılmasıdır.
📖 Sayfa 36 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Seyahat, hele deniz seyahati, ruhun bütün dertlerine devadır.
📖 Sayfa 19 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Hangi hayali kıtada?
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Hangi uzak nehir ile sınırlı?
Bir yalan yer mi veya mevcut
Fakat bulunmayacak bir düş sığınağı mı? Bilmem... Yalnız
Bildiğim sen ve ben ve mavi deniz
Ve bu akşam ki
Titretir bende hüzün ve ilham tellerini.
Elektriğin keşfine rağmen medeni şiir, vahşi şiir gibi hâlâ gece başlangıcının getirdiği hüzünden ve karanlığın uyandırdığı faciadan bahseder.
📖 Sayfa 83 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Gece, her çeşit kuruntunun kafatasımızın kovuklarından çıkıp hakikat çehreleri takınarak sürü sürü ortaya dağıldığı, yeri ve göğü tuttuğu saattir. Uyku, geceye bir panzehir gibi dahil olmasa, insan, karanlıklar içinde duyacağı ve göreceği şeylerle kolayca aklını oynatabilir. Uykusu kaçmış bir adam, oturduğu odanın penceresinden kendi bahçesine bile bakamaz; çitlerin genişlediğini, demirlerin, taşların, ağaçların, çiçeklerin en akla gelmez şekillere istihale ederek bir şeyler fısıldaşmakta olduğunu tüyleri ürpererek görür.
📖 Sayfa 79 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Paris'te ne yaptım? Hiç! Şimdi hatırası bende akıl almaz bir maceranın keskin tadı gibi kalan en kuvvetli saatlerim, krizantem ve kış gülleri kokusu ve kadın çehreleri renkleriyle dolu neşeli bulvarlarda hedefsiz gezintilerim; Nötre Dame kilisesi eteğinde korkunç, ortaçağa ait gölgeye sığınmış küçük bir sonbahar bahçesindeki hayal ve unutma dakikalanm; bilhassa geceleri evime dönerken, Seine Nehri'nin nhtımları üzerinde tek başıma yaptığım gezintilerdir.
📖 Sayfa 47 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim

''Sarı bezden uydurma bir avcı üniforması üzerinde uydurma bir kayış, uydurma bir matara ve bir muhayyel müstakbel seferin uydurma teçhizatıyla erken süslenmiş şu bayağı çehreli adamlar kim? Bunlar "Hitler» askerleridir. Etrafa yan bakarak, sessiz ve karanlık dolaşan kırmızı kravatlı gençler kim? Bunlar da Hitlercilerden daha hayırlı olmayan komünistlerdir.''
📖 Sayfa 92 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Gecenin karanlıkları içinde seyyah nedir? İnine girmemiş, yolunu şaşırmış ve her an bir düşmanın pençesine av olmak tehlikesine maruz kalmış titrek ve zavallı bir hayvandır. Vagonların çelik şangırtısı veya geminin uskur gürültüsü içinde, esrarengiz bir talih işaretine doğru giden bir yolcu için sahilin her kımıldayan ışığı, yerlerini ve adetlerini değiştirmeye lüzum görmemiş makul insanların mesut bir toplanma noktasıdır. Yolcu o ışıklara baktıkça kendisini siyah rüzgarlar eline düşüren deliliğini düşünür ve uzaklarda bıraktığı ılık bir oda ile dost bir lambayı içi sızlayarak hatırlar.
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Herkes bilir ki birçok vapurda yolcular, günde beş defa yemek sofrasına çağrılır.
📖 Sayfa 59 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Şark milletleri İngilizlere mahsus olan bu müthiş yemek usulünü Allah’a şükür bilmez. Zira sıcak iklimler, uzviyete bu kadar fazla beslenme ihtiyacını hissettirmez. Bir baş soğan, beş-on zeytin tanesi veya bir miktar yoğurtla yarım okka ekmek, cenupta yaşayan milyonlarca insanın, asırlardan beri, gündelik gıdası olmuştur.
Biz kendi bulutlu havalarımıza bakarak Avrupa'nın bir yağmurlu gününün ne olduğu hakkında fikir edinemeyiz. Bu, büsbütün ayrı, nefes kesici, sinirlendirici, ağlatıcı, deli edici bir şeydir. Eski Yunanlıların ve Latinlerin Paien cehenneminde hüküm süren yarım aydınlık, işte Avrupa'nın bu bulutlu havası olacak. Hakikaten cehenneme layık bir alacalık!
📖 Sayfa 105 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
İnsan zekası dili icat etmemiş, dil zekayı parça parça yaratmıştır. Yabancı bir dilin karanlığında insan, bir gün içinde hüviyetinı kaybederek hayvandan fark edilmez bir hale geliyor.
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Bir aşk dakikasının lezzetine ebediyet verecek kudreti haiz olmayanlar, süsten medet ummakta belki çok haklıdır. Fakat ipekler ve boyalar, ruhun eksikliklerini bilmem ki nasıl telafi edebilir?
📖 Sayfa 29 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
“Yalan” büyük bir kıymettir. Zamanlarının en medenisi ve medeniyetleri, ruh itibariyle, bugün bile erişilmez bir model addedilen eski Yunanlılar, “yalan”ı Hermes isminde genç ve güzel bir ilahın şekliyle temsil ederdi. Hermes’in ağzından altın zincirler akardı; bunlar dinleyeni söyleyenin ağzına bağlayan sözün ve yalanın sihirli bağları idi.
📖 Sayfa 98 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Almanya pembe ve büyük bir elmadır. Fakat içi kurtludur…
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Güvercin mukallidi kızıl kuşlar dünya havasını uğursuz kanat şakırtılarıyla dolduruyor; rahat, mesut, zengin ve güzel görmekten mustarip oldukları bir dünyayı harabeye döndürecekleri günün yaklaştığını ummaktan yerlerinde duramıyorlardı.
📖 Sayfa 70 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Taş devrinin çiğ balık yiyen insanı muhakkak evliydi.
📖 Sayfa 64 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
İptidailikten medeniyete, köyden şehre gittikçe evli azalmaya ve yüksek bir insan numunesi olan bekâr gözükmeye başlar.
Geniş bir beşeri anlaşmaya vücut verebilmek için yapılacak ilk iş, tarih tedrisatının el birliğiyle ortadan kaldırılmasıdır.
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Denizin yeşil bir karanlık hüküm süren dibinde biten renkli süngerler ve kıpkızıl mercanlar gibi,ruhun da alt tabakalarında görünmez bir mantığın garip nebatatı dal budak salar.
📖 Sayfa 18 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Dadaizm, esas itibariyle Cihan harbi neticesinde iflas eden bütün mantık ve hikmetle istihza ve aklıselime hakaret için saçma sapan söylenmekten başka hiçbir şey değildir. Bu mesleği edebi bir mektep şeklinde muhakeme, ona hakaret etmektir.
📖 Sayfa 38 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Zira onun iddiası hiçbir şey olmamaktır.
Ne için parayı kazanmak istememeli? İnsan parasız ve fakir olduktan sonra...
📖 Sayfa 30 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Seyahate çıkan bir dostunuzun size her vardığı yerden muntazaman mektup, kart yazarken birdenbire susması, ya öldüğüne veyahut Paris’e vardığına delalettir. Paris’in havasına giren adam, mektup yazmak için artık vakit bulamaz, böyle şeylerle meşgul olmayı hiç düşünmez.
📖 Sayfa 26 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Buharın keşfi, insanlık hayatında büyük bir değişiklik yapmıştı. Mavi deniz üzerinde büyük pervaneler gibi dolaşan yelkenli gemiler kanatlarını toplayıp öldü; fabrika mimarisi doğdu; siyah bacalar, hava ve sema manzaralarını değiştirdi. Her taraftan amele ırkı, eski esirler cinsinin yerini aldı.
📖 Sayfa 42 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
İnsan zekâsı, tabiatın içinde değil, tabiatın yanında, ayrı bir kuvvettir. Tabiatı beğenmediği için değil midir ki insan zekâsı, şiiri, mimariyi, musikiyi, raksı ve onların yanında büyük, küçük şu bir sürü hayat sanatlarını yaratmıştır. Hayatımıza tat veren derin zevklerin hakiki yaratıcısı olan insan zekâsının halis bir mahsulü olduğu için kitap, tabiattan büsbütün ayrı, ondan daha lezzetli ve ondan daha dinlendiricidir. Kitabımı okuyorum.
📖 Sayfa 82 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Yabancı memleketlerde seyahat eden adam, üzerinde aynı ehemmiyette üç şey taşır: Canı, kesesi ve pasaportu.
📖 Sayfa 20 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Dünyanın bütün büyükleri, fabrikatörler, banka müdürleri vb. hemen hemen bila istisna baştan dökük saçlı, vücutça orangutan gibi kıllı ve bilhassa şişman ve iri göbeklidir. Karıları da kendileri gibi yüzerken fazla yağdan, dalgalarda boğulmuş fokları andırır. Güzel vücut, yani dar bel, geniş omuz, adaleli kollar ve bacaklar, henüz bir şey olamamış gencin, küçük katibin, çırağın ve hademenindir.
📖 Sayfa 62 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim

Seyahat adabını şimdi, sonradan görmüş, soysuz bir insanlık tanzim ediyor. İnsanın bayağı olmasında hiç zarar yok, fakat eşyanın asil olması şartıyla!
📖 Sayfa 58 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Göz, görmek için değil, abanmak içindir.
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Yahudiler büyük kuşlar gibidir: Onların havada şu veya bu istikamette uçuşu, yerde, büyük hayat cereyanlarının ne tarafa aktığını gösterir. Frankfurt'un eski büyük refahından şimdi sefalete düşmekte olduğunu, Yahudilerin artık şimale hicret etmekte olduklarından anlıyoruz.
📖 Sayfa 88 · Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim
Sıkça Sorulan Sorular
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç! kimin eseridir?
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, Ahmet Haşim tarafından yazılmıştır ve ilk kez 2008'de yayımlanmıştır.
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç! kaç sayfadır?
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!, 115 sayfadır (Notos Kitap baskısı).
Paris, Frankfurt... Yahut Hiç!'in en ünlü sözü nedir?
“İşte dalgın aslanlar. İşte iğrenç sırtlanlar, işte kafeslerinde durup dinlenmeksizin dönen tesellisiz kurtlar! Yılanları ve timsahları da derin uykularında seyrettikten sonra bahçenin Seine Nehri tarafına açılan kapısından çıkmadan evvel, heykeltıraş Fromier’nin bir ayı yavrusu avcısıyla iri bir ayı annesinin kanlı kucaklaşmasını temsil eden tuncu önünde durdum. Esir ve gurbetzede hayvanların şifasız ıstırabından akan zehirle dolan ruhum, serbest canavarın zalim insan üzerindeki zaferini gösteren bu trajik şaheseri seyretmekle bir parça ferahladı.”