
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin'in 292 sayfalık eseridir. İlk kez 2001'de yayımlanmıştır. Dilbilim okurları için İştikakçının Köşesi'den derlenen en akılda kalan sözler burada.
İştikakçının Köşesi'den En Beğenilen Alıntılar
yalgan “yalan”
📖 Sayfa 66 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
yangku “dedi-kodu, iftira”
"Evin barkın yok mu senin, evin barkın yıkılsın...." gibi bir çok deyim var dilimizde... Ev'in ne anlama geldiğini biliyoruz. Peki "Bark" ne demek? Bark türbe manasındaymış. Dilimize Uygur türkçesinden girmiştir.
📖 Sayfa 87 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Türkçede -ma- olumsuzluk eki vurguyu kabul etmediğine ve bir önceki heceye attığına göre müstakil bir kelimeden türemiştir.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Bu müstakil kelime, Hind-Avrupa dil ailesinin bir uzak üyesi ve Orta Asya'da yüzyıllar boyu Eski Türklerle birlikte yaşamış olan Toharların dilindeki ma olumsuzluk edatıdır. İşte bu, Toharca ma olumsuzluk edatından ekleşerek Türkçeye girmiştir.
Kelginleyü aktımız
📖 Sayfa 292 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
kendler öze çıktımız
furhan evin yıktımız
burkan öze sıçtımız
Netice apaçık ortada: köşk'ün çıktığı kelime köşiktir. (Yani kökeni Farsça değil Türkçedir.)
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Burkancılığın Türkler arasında çok yaygın olan Mahayana mezhebinde Nirvana'ya ulaşan burkanlar yani buddhalar son anda Nirvana'ya girmekten vazgeçerler ve canlı varlıkları, çektikleri sonsuz acılarından ve perişanlıklarından kurtarmak için bu dünyada kalmaya karar verirler.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Mehemmed: Peygamberin adını diğerlerinden ayırmak için Muhammed yerine böyle okudum. Peygamberin adının kutsallığını korumak için bu ayırım Anadolu'da yüzyıllar önce yapılmıştır.
📖 Sayfa 22 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Ancak dünyada hiç bir dil kendi öz kelime ve şekil varlığı ile yetinemez. Her millet ilişki kurduğu medeniyetin dillerinden alıntı yapar ve bunları benimser, kendi öz malı haline getirir.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
İşte Toharcadan alındığını düşündüğüm bu ma olumsuzluk edatı, ilkin yazı dili daha ortaya çıkmadan çok önce fiillerin emir kiplerinden sonra kullanılmış olabilir
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Bilindiği gibi Türkçede ilk Kur'an tercümesi Karahanlıcadır. Eldeki nüshalardan en eskisinin istinsahı 14. yüzyıl başı olmasına rağmen herhalde ilk meydana getirilişi 11. yüzyıl olmalıdır, yani Yusuf Has Hacib ve Mahmud el-Kâşgarî devri.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Anadolu'dakinin tarihi yok ve eksik; fakat mürekkebine ve harflerinin biçimine bakarak bunun 12-13. yüzyıllarda Konya'da meydana getirilmiş olduğunu düşünebiliriz
Bir yazı dilinin kurulabilmesi için bir siyasî otoritenin koruyuculuğundan başka yerine getirilmesi gereken üç evrensel şart vardır:
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
1. Yazı dilinin dayanacağı bir yerleşik kültür çevresi ile ilgili kelime hazinesinin, o konuşma dilinde daha önceden yoğun bir şifâhî gelenek ile kurulmuş olması gerekir.
2. Bir alfabenin bulunması gerekir.
3. Alfabeyi kullanırken, o dildeki seslerin nasıl ifade edileceğinin bilinmesi gerekir; yani bir imlâ modelinin bulunması gerekir.
Yani Soğutça İslâm dünyasındaki bir Arapçanın, Hıristiyanlık dünyasındaki bir Latincenin, Eski Babildeki bir Sümercenin büyüleyici ve dinî havasına bürünüp bir "kilise dili" olamamıştır.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Vurguyu kabul etmeyip kendinden bir önceki heceye atan, belli gramer fonksiyonu olan ve de iştikakı yapılabilen dil birimleri yani ekler müstakil kelimelerden ekleşmek süretiyle meydana gelmişlerdir. Öyleyse -ma- olumsuzluk eki vaktiyle müstakil bir kelime olmuş, yani sonradan ekleşmiş olabilir. Fakat yukarıda kısaca temas ettiğimiz gibi bu durumu aydınlatacak ne çift kullanımlarımız vardır (güzél-dim / güzel idim gibi) ne de hastá+sın'daki veya iyí+dir'deki gibi eski metinlerle isbat etmemiz mümkündür.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
ROÇAĞ
📖 Sayfa 41 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
(Orta İranca / m.s. 900'den önce)
ORUÇ (Oğuzca)
(en geç 900'den önceki bir tarihte)
ROZE (Y.F.(yeni farsça) 900'den itibaren)
(Karahanlıcaya roze şeklinde en erken 10. yüzyıl)
Not: İranlılar, Oruça Roze diyor.
Türklerin kültür hayatında, kurdukları her yazı diline bir şifâhî [sözlü] dönem tekaddüm [öncülük] eder. Yani Türk, atından inip çizmelerinin tozuyla Burkan manastırına girip yazı yazmağa, tercüme yapmağa başlamamıştır. Aynı şekilde yolunun üstündeki bir namazgâha uğrayıp, bir mescide girip "selâmün aleyküm" dedikten sonra pat diye rahleye çöküp Kur'an'ı tercüme etmeğe ve bunu da yazmağa başlamamıştır. Böyle bir şey imkânsızdır. Bunun olabilmesi için bir hazırlık devresine ihtiyaç vardır. İşte buna yani bu hazırlık devresine "şifâhî (sözlü) dönem" diyoruz.
📖 Sayfa 38 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin

Tarihi dönemler için Karahanlı Türk yazı dilinin kuruluşu buna en çarpıcı örnektir. Bu yazı dilini mühtedi (yani ihtida eden, Müslüman olan) Uygurların kurduğunu biliyoruz. Başlangıçta Uygur alfabesinin yanı sıra Arap alfabesini de kullanmış olan Karahanlı aydınları
📖 Sayfa 220 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Evet bu böyle olmuştu çünkü hep iddia ettiğimiz gibi her yazı dili bir siyasî otoritenin yani bir devletin desteği ve himâyesi ile oldukça dar bir coğrafi bölgede teşekkül eder, varlığını sürdürür.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Acaba biz Oğuz Türkleri, az okuyup çok yazdığımız için mi "hata etmek" ile "yazı yazmak" bir fiilde birleşmiş? Kim bilir?
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Karahanlı Türkçesi yazı dilinin alfabesi (veya alfabelerinden biri) Arap alfabesidir. Ama burada kullanılan imla bütün ünlü harflerin (hurüf-i hecă) yazılması dolayısıyle Uygur imlâsının taklididir. Halbuki Anadolu'da, tarihi ve coğrafi sebepler dolayısıyle Uygurlarla hiç teması bulunmayan Oğuz Türklerinin kurduğu Anadolu Türkçesi yazı dilinin imlâsı (XIII asır) Kur'an imlâsıdır, yanı hurûf-ı heca yok.
📖 Sayfa 106 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Hâlâ daha "şehir" kelimesi yerine Soğut asıllı kent kelimesini kullanmakta ısrar edenler var. Halbuki her ikisi de yabancı kökenli olduğu hâlde şehir kelimesi kent'den daha yakın bize.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Köşik; "gölge" >"himaye ,kollama "(Kâşgarî) "örtü,perde "
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Tabii olarak türetiyor" diyoruz; çünkü Türkçenin gelmiş geçmiş devrilerinde ve günümüzde hiç değişmeyen bir âdeti vardır: Mâhiyetini, iç yüzünü bilmediği yani kendisine yabancı olan "eylemleri" bu eylemle ilgili eşyalara, âletlere bazı ekler getirmek sûretiyle ifâde eder Türkçe.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Dönüşlülük: (fiilin gösterdiği işin fail yani özne üzerine yöneldiğini bildiren fiil biçimi, eski adı ile mutâvaat) yıka-n-, döv-ün
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
"Ali Cengiz oyunu " aslında "Al-i Cengiz oyunu yani büyük Moğul Hükümdarı Cengizhan'ın oynu (Moğul hilesi) demek.
📖 Sayfa 81 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
İslamiyet Sünni İranlı Samaniler aracılığı ile Türklere geçer... Kervanlara katılan gezginci hocalar, vaizler Farsça ve Türkçe bilen iki dilli din adamları idi ve Samani merkez idaresince sistemli olarak göçebe Türkler arasına gönderiliyorlardı.
📖 Sayfa 39 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Bundan bir süre önce -ma- olumsuzluk ekimizle, -dık- partisip ekimize de 'ithal malı" damgasını vurduk. Şimdi de bunca yüzyıldır seve seve kullandığımız, benimsediğimiz, üzerine bır sürü ek bindirerek türlü türlü anlam inceliklerini karşılamak üzere yeni kelimeler türettiğımız son derece sevimli ve şirin 'NE' kelimeciğimiz de mi dışarlıklı, yabancı oldu? Olur mu öyle şey yahu? Geriye Türkçe olarak ne kaldı ki!"
📖 Sayfa 229 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Bu duygusal itirazlara diyecek bir sözüm yok tabi.
Bir kelimenin ait olduğu dili belirleyebilmek için o kelimenin o dilde kullanılmış olması yetmez.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Alıntıların dil için tehlikesi, alıntıların bizzat kendileri değildir. Alıntıların zararlarını ve tehlikelerini, bunların en aşağı halk tabakalarına kadar yaygınlaşmayıp sadece üst tabakanın inhisarında kalması keyfiyetinde aramak lazımdır. Geniş kitlelere mal edilebilmiş her alıntı dili zenginleştirir. Yalnız üst tabakanın malı olarak kalan alıntılar, dili zenginleştirmez. fakirleştirir çünkü bunlar giderek kitleler arasındaki iletişim ve anlaşmayı aksatır.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Dilin iç yapısı yani işleyiş tarzı ile dilin bir anlaşma vâsıtası olarak kullanılması iki ayrı şeydir. Anadilini konuşanların bütün bu karmaşık yapı olaylarını bilmeleri gerekmez. Tıpkı nasıl işlediğini merak edip öğrenmeğe kalkışmadan, televizyonu rahat rahat seyredebilmemiz gibi, faks makinasının nasıl işlediğini sorup öğrenmeden fakslaşabilmemiz gibi...
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Bunun en çarpıcı misali Doğu Türkistan'da Yeni Uygurcaya tatbik edilen değiştirilmiş Arap alfabesi imlâsıdır. Bilindiği gibi Doğu Türkistan halkı Çağatayca veya müşterek Orta Asya Türkçesi dediğimiz bir yazı dilini kullanıyordu tâ 1950 yılına kadar.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Bugün Doğu Türkistan'da değiştirilmiş Arap alfabesi kullanılmaktadır. Kelime ister yerli ister yabancı olsun bütün ünlüler açıkça yazılır meselâ eski mekteb yazılışı yerini m-he-k-t-he-p'ye terkeder. Öte yandan 0, ö, u, ü, 1, i sesleri belli işaretlerle belirlenir

‘…kangdaş kama urur,ögdeş örü tartar “baba bir kardeşler dövüşürler,ana bir kardeşler ise birbirlerine yardım ederler’…”
📖 Sayfa 214 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
*Ali Cengiz(oyunu,hilesi) tabiri,Moğol istilası sonucu söylenmeye başlanmış. Ali ismi ile bir ilgisi yok. Âl-i Cengiz yani Cengiz(Moğol hanı) ailesi(Moğol hilesi,oyunu)
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Çünkü imlâ her zaman gerçek telaffuzu aksettirmez.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Ama "unutmayalım" ki iştikakçı sadece T.C. hudutları içinde konuşulan Türkçe ile iktifa edemez.
📖 Sayfa 47 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
okt- (< ok+ı-). İlk dönemlerde ve hatta bugün hâlâ Anadolu'nun çeşitli yerlerinde "çağırmak, davet etmek" mânâsına gelen bu fiilin daha sonra "oku-mak" anlamına gelmesini, "*okun ucuna bir takım işaretler koymak sûretiyle haber yollamak" mânâsından çıkarabiliriz. Ayrıca Anadolu'da bugün "düğün davetiyesi" mânâsında bir oku kelimesi kullanılıyor: <*ok+ı-g
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Bir ekin "tarafsızlığı" bir gramer şeklinin birden fazla fonksiyon ve mânâyı yüklenmesi demektir. Meselâ bugün gelip, gidip, oturup, kalkıp dediğimiz zaman bu eylemleri kimin yaptığını bilemeyiz. Yani -ip eki şahısları ifade bakımından "tarafsız" bir ektir. Hangi şahsı kastettiğimizi anlatmak için cümlede muhakkak bir belirleyici unsur kullanmamız gerekir ki bu da genelde şahıs zamirleridir. Halbuki -di "tarafsız" bir ek değildir, çünkü bu hâliyle 3. şahıstır, başka bir şahıs olamaz.
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Durum böyle olunca iştikakçının işi fenâ ve zor. Ama biz iştikakçılar hiç bir şeyden yılmayız.
📖 Sayfa 45 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Tanrı tasvip etmediği hâlde câriye, kraliçe olmuş.
📖 Sayfa 52 · İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin
Sıkça Sorulan Sorular
İştikakçının Köşesi kimin eseridir?
İştikakçının Köşesi, Şinasi Tekin tarafından yazılmıştır ve ilk kez 2001'de yayımlanmıştır.
İştikakçının Köşesi kaç sayfadır?
İştikakçının Köşesi, 292 sayfadır (Dergah Yayınları baskısı).
İştikakçının Köşesi'nin en ünlü sözü nedir?
“yalgan “yalan” yangku “dedi-kodu, iftira””